Sosyal paylaşım ağı Twitter, bilgi toplumu niteliği kazanmış ülkelerde sadece “laf yetiştirmek” veya haber/bilgi iletmek için değil, edebiyatta yaratıcı-yenilikçi biçimlerde de kullanılıyor. Gündelik sosyal mesajlaşma özelliği hep en önde görülen Twitter’ın, aslında arka planında “yeni tür edebiyat” için bir inovasyon ekosistemi hazır. Bunun farkına varanlar, Twitter’ın sağladığı iletişim biçiminin -şimdilik- 3 değişik uygulamasını dünyaya sunuyor:
Birinci uygulama: Bir öyküyü Twitter’da kısa cümlelerle, roman gibi anlatmak.
İkinci uygulama: Çok sayıda katkıcının ortak bir üslupla Twitter’da “kitle destekli” öykü yazması.
Üçüncü uygulama: Twitter’ı kitap okuma klübü olarak kullanmak.
Biribiriyle bağlantılı bu üç konuya, “en eskisi” olan Birincisi’nden başlayarak giriş yapalım:
Doktorun COVID anıları
Amerika’da SanAntonio/Texas’ta çalışan böbrek hastalıkları doktoru Sayed Tabatabai, ardı ardına 19 tweet’le basit bir bilim kurgu öyküsü yazdı. Bu 19 tweet, “bilgisel” (thread) denilen bir zincir gibiydi. Şöyle:
Yıl, 2060 olmuş. 80 yaşındaki bir doktor Zoom üzerinden “toplanan” bir tıp kongresine konuşmacı olarak davetli. Sunum konusu, 2019-22 yılındaki COVID-19 salgını. 40 yaşındayken tanık olduğu salgın izlenimlerini anlatacak, hayatta kalan “tek tük” doktorlardan biri.
Konferans salonu tenha. Çünkü “on yıllardır” konferanslar kalabalıklarla yapılmıyor. Artık tenhalık ve mesafe normal olmuş. Bütün toplantılar 2020’den beri ekranlarda. Ama herkes maske takmaya devam. Şu farkla ki, maskeler nano bir maddeden yapılmış. Bakınca görülmüyor. Kişinin maskeli olup olmadığı, konferans kimlik kartında yanan yeşil ışıktan belli. Maske takmadığı anlaşılanların etrafını bir anda detox ekipleri sarıyor.
Doktor, kendisine ekranlardan bakan yüzlere anılarını anlatıyor:
“O salgına COVID-19 adı verildi. Ama daha sonra HantaVM-26, COVID-35 ve FluVAR-59 da geldi geçti biliyorsunuz. İlk salgın başladığında, o dönemde yaptığımız hatalar her şeyi değiştirdi. Salgın diye bir şey olmadığını söyleyen devlet başkanları vardı. Tıp dünyasında salgına inananlar, inanmayanlar. Milyonlara verilen yalan yanlış bilgiler, söylenen yalanlar. Maskeyi gereksiz bulanlar.”
Doktorun kısa öyküsü, konferans salonundan çıkıp oteline dönerken karşılaştığı şu soruyla bitiyor: “Tanıdıklarınızın öldüğünü söylediniz? Sizin de kaybınız oldu mu?”
Doktor, buna cevap veremiyor, yürümeye devam ederken okuyucuya söylediği şu: “Bana ne sorduğunu biliyorum. Konuşmadığım bir konu. Bazı yaralar asla kapanmaz.”
Belli ki doktor da sevdiği birini, birilerini COVID-19 ile kaybetmiş.
Twitterature diye bir sözcük
Dr Tabatabai’nin, twitter hesabından (@TheRealDoctorT) Amerikan tıp çevrelerine, sonra gazetelere yayılan bu basit öyküsü, twitter üzerinden edebiyat (Twitterature) konusunda yeni bir örnek daha oldu.
Uydurma bir sözcük bu, twitter ortamında yazılan öykü/romana deniliyor: Twitter + literature (edebiyat).
Twitter 2006 Mart’ında kullanıma girdikten bir süre sonra (o sırada sadece 140 karakterle) “edebiyat” (?) yapanlar, “roman” (?) yazanlar görülmeye başlandı. Zaten cep telefonlarına “baş parmakla” yazı yazılmaya başlandığından beri “sms-anlatımı” ile de tanışmıştı dünya.
Aslında, kısa mesajla veya twitter’la öykü yazmanın, 19 ve 20’inci yüzyıl gazetelerindeki “tefrika” (arkası yarın, veya haftaya) romanlardan farkı yoktu. Gazeteye daha çok cümle sığıyordu, twitter ise 140 karakterle sınırlıydı (Sonra 280’e çıktı). Bizde, toplumun ortak belleğinde hâlâ yeri olan Saatli Maarif Takvimi’nin “anlatılarını” eskiden 365 sayfaya bölüştürmesi de tefrika uygulamasının örneğiydi. Takvim, şimdilerde her sayfasını twitter stilinde “tek seferde okunacak” şekilde tasarlıyor.
Cep telefonu romanı
Teknolojideki gelişmeyle telefon küçülüp cebe sığmaya başlayınca Japonya’da “cep telefonu romanı” (keitai shousetsu) diye bir anlatı türü ortaya çıktı. Telefon, 1875’de icadından beri sabitken, kalkıp cebe girmiş, ekranında yazı yazmak mümkün olmuştu. Japonya’da daha 1998’de 3G vardı. Yaygın kullanımı 2001’de başladı. 3G’nin sunduğu iletişim fırsatlarından ilk yararlanan ülkelerden biri Japonya oldu.
Ayrıca Japon kültürü, Twitter’ın “140 karakter” sınırlamasına uygun, “Haiku” denilen kısa anlatı türünün de adresiydi: Vezin ve kafiye gerektirmeyen, zekice kurgulanmış, 3 satırı aşmayan, kısacık cümlelerle “şiirimsi” bir yazı türü. [Türkçede de haiku tarzı yazan şairlerimiz oldu. En başta Orhan Veli. Onun, “Gemliğe doğru / Denizi göreceksin / Sakın şaşırma” dizeleri edebiyatımızın 1 numaralı haiku örneği sayılmalı... Bu alanda İlhan Berk, Cemal Süreyya, Oruç Aruoba vb de anılmalı].
Haiku’ya alışkın Japon gençleri, telefonların küçük ekranlarına kısa mesajla öykü yazmaya koyuldu. Bugün bu konuda listeler halinde makale, tez, kitaplar dolu. Meraklısı için 2 kitap makalesi: Prof. Alisa Freedman, “Cell Phone and Internet Novels: How Digital Literature Changed Print Books in Japan.” The Routledge Companion to Global Internet Histories (2017), Gerard Goggin ve Mark McLelland (editörler), s.412-424… Ayrıca: New Yorker dergisi yazarı Dana Goodyear, “I Love Novels”. The Best Technology Writing 2009, Steven Johnson (editör), Yale University Press, s.20-38.
Japonya’da telefonda “edebiyat denemeye hevesli” gençleri teknik bakımdan destekleyen sosyal medya siteleri oluştu (önde geleni Maho no i-Rando). Bu destek, gençler arasında gerçekten yetenekli olanların ileri çıkıp tanınmasını sağladı.
O dönemde Japonya’da başlayan “tele-roman” akımı 6-7 yıl içinde inovasyon “geçirip” Twitterature stiline dönüşene kadar kendi kahramanlarını yarattı:
Cebe uygun “edebiyat”
Soyadını açıklamayan Yoshi’nin, telefonuna yazdığı “Derin Aşk” (Deep Love), 2003’te yayınlandı. Kısa sürede televizyon dizisi, Japon kültürüne özgü çizgi roman (Manga) ve sinema filmi oldu. Trajik-ötesi ağlak bir aşk öyküsüydü. 2.7 milyon sattı. [Telefon “yazarları” soyadı kullanmıyor]
Bir başka “yazar” Mika’nın, sitede 19 gün yayınladığı “Aşkın Göğü” (Love Sky) 2006’da 300 sayfalık kitap olarak basıldı. 2 milyon sattı. Film, tv dizisi, manga oldu. 20 milyon telefonda ve bilgisayarda okundu. Filmi 36.6 milyon dolar kazandı.
iPhone’un piyasaya çıktığı “tarihi dönüm noktası” 2007’de, Japonya’da en çok satan 10 romandan 5’i telefonda yazılmıştı. Baskı sayısı 3 milyonu aşmıştı.
Yine aynı dönemde, 21 yaşında, “soyadsız” Rin, işine toplu taşımayla gidip gelirken yollarda telefonuna yazdığı “romanı” ile tanındı.
Rin’in “Eğer, Sen” (If You) romanı, yapılan bir ankette birinci sıraya oturdu. Ve mutlu son: Dijital siteden çıkıp, 142 sayfalık, kalın ciltli kağıt baskı kitaba dönüşüp 400 bin sattı. (New York Times bile konuyla ilgilendi: https://nyti.ms/3fc9JSg).
Sıra, Twitterature’da…
Nicholas Belardes’in “Küçük Mekânlar” (Small Places) adlı 358-tweet “uzunluğundaki” romanı ise ilk Twitterature örneği sayılıyor. 25 Nisan 2008’de tweet atmaya başlamış. 8 Mart 2010’da 950 tweet’i, 30 bin kelimeye vardığında bitirmiş. Plaza düzeniyle dalga geçen bir öykü. (https://bit.ly/3fca9I0).
İkinci Twitterature örneği ise Matt Stewart’ın “Fransız Devrimi” adlı romanı, ama Fransız Devrimi’yle ilgisi yok. Tweet’lerine devrimin yıldönümünün her yıl kutlandığı 14 Temmuz 2009’da başlamış. 21 Ekim’e kadar “her 15 dakikada bir” tweet atmış. Toplam 3 bin 700 tweet, 480 bin karakter. Kitap olarak yayınlandı. Hâlâ Amazon’da satılıyor.
Hint mitoloji destanı Mahabharata’yı Hint asıllı İngiliz öğretim üyesi Chindu Sreedharan, Temmuz 2009’dan Ekim 2014’e kadar 2 bin 628 tweet’le İngilizce olarak Twitterature stilinde yazdı. Ortaya çıkan metni Harper Collins Yayınevi 2015’te 288 sayfalık kitap olarak yayınladı.
Buraya kadarki birkaç örnek, son 10+ yıllık Twitterature konusunu özetleyemez elbette. Ama, başlangıcındaki yenilikçi özelliğini, “tanıdık” bir yayın biçimine bıraktığı görülüyor artık. Alışıldı. Benimsendi. Hatta, bu işin “nasıl” yapılması gerektiğini anlatan kitaplar bile yayınlandı [örnek: Rayne Hall, “Twitter for Writers: The Author's Guide to Tweeting Success.” 2014].
Klasik romanlara tweet’ler
Çeşitli ülkelerde Twitterature “festivalleri” yapıldı. Margaret Atwood gibi marka yazarlar katıldı. Köklü ve ciddi Penguin Yayınları bile, dünya çapında tanınan 82 roman ve “klasikleri” Twitterature stilinde “kısaltan” bir şaka kitabı yayınladı (adı: Twitterature). Da Vinci Şifresi’nden Hamlet’e, Dante’nin İlahi Komedyası’ndan 1984’e kadar niceleri 140 karakterli tweet’lere dönüşüp okuyanda tebessüm yarattı.
Ve, Twitterature diye isim takılan bu inovasyondan, öyle iki farklı ve ilginç uygulama daha çıktı ki !! Bunlardan biri, “kitle destekli Twitterature”, diğeri “Twitter’da Okuma Klübü.” Gelecek yazının konusu, Twitter’ın sosyal paylaşım özelliğini yeniden tanımlayan bu iki inovasyonun öyküsü olacak.
--
Dünyanın “yıldız” teknik üniversitelerinden MIT (Massachusetts Institute of Technology), önümüzdeki Ağustos ayında 176 sayfalık bir kitap yayınlayacak: “Açık Bilgi Kurumları” başlığıyla (Open Knowledge Institutions) bilginin üniversiteler tarafından toplumla nasıl paylaşılması gerektiğine odaklanan, “yeni nesil üniversite nasıl olmalı?” sorusuna cevap arayan. Fiyatı şimdiden belli: 25 dolar. (https://bit.ly/3mLq8i1)
MIT Yayınevi’nin verdiği bu bilgi sıradan ve olağan. Ama, kitaba ilişkin iki özellik var ki bunlar sıradışı ve yepyeni: Kitabı MIT hocası/hocaları hazırlamadı. Book Sprints adlı bir şirket, farklı ülkelerden 13 öğretim üyesini bir araya getirip, onlara kitabı sadece 5 günlük bir maratonda MIT “için” yazdırdı. Bu, şirketin yenilikçi bir uygulaması. 3 gün süren maratonları da var (www.booksprints.net).
İkinci yenilik ise: Hocaların kitaba katkıları, onların adlarını taşıyan ayrı ayrı bölümler (chapter) halinde değil. Kitap, tek bir yazarın eseri gibi “yekpare” tek bir metinden oluşuyor. Hocaların isimleri “yazar” olarak sıralı, ama kitap hepsinin “ortaklaşa onayladığı” bir metin. Kitabın “editörü” de yok. Yazarlar, diğer yazarların editörü oldular.
Bu, bilimsel yayınlarda disiplinler-arası makale yazımını andırıyor. Akademik makalelerde de katkıcılar olabilir. Ama mutlaka bir “ilk yazar” vardır. Atıflarda “Falanca ve diğerleri” (et.al., Türkçede vd) diye tanıtılır. MIT kitabını yazanlar ise “ortak”. Kitap da “ortak ürün.”
Görülmüş duyulmuş şey değil… Ama akademik yayıncılıkta bu, inovasyon. Yepyeni bir iş modeli. Demokratik, karşılıklı anlayışla, profesyonel bir uyumla, sadece gelişmiş bilgi toplumlarında (bile zorlukla) mümkün olabilecek gerçek bir “imece” işbirliği.
Book Sprints adlı, Berlin merkezli bir dünya şirketi bunun uygulayıcısı. Müşterileri arasında Amerikan üniversiteleri, hatta Avrupa Komisyonu, daha da hatta Londra’daki İngiliz Milli Kütüphanesi (British Library) ve başka kurumlar var.
Cisco, Dell, HP gibi bilişim şirketleri için veri bilimi odaklı “yeni nesil” teknoloji kitapları yaptılar. Örneğin bir Cisco kitabında 9 yazar, 409 sayfada 50 bin sözcük yazdı… Avrupa Komisyonu 5 kitap ısmarladı. Bir tanesi, dijital altyapıya ve “açık veriye” dayalı (bizde akıllı şehir denilen) modern şehirleşmeye odaklı. Diğeri, “Sosyal inovasyon ve sürdürülebilirlik için toplumsal farkındalık” hakkında…
İngiliz Milli Kütüphanesi, “Kültürel mirasın korunmasında kitle desteği” konulu bir kitap hazırlama işini Book Sprints’e verdi. Sonuç: 10 gün içinde 13 yazar, 93 bin 600 sözcük yazdılar.
MIT daha önce de kitap ısmarlamıştı. Geçen Kasım ayında yayınlanan 132 sayfalık “Technoprecarious” başlıklı kitap halen Amazon’da satılıyor. Bu da 11 bilimcinin ortak eseri. Dilimize yabancı dillerden girerek “prekarya” denilen, ucuza çalışan, kendisinden hemen vazgeçilebilir güvencesiz işgücü konusunu dijitalleşme açısından yorumluyor.
Telaş etmeden acele etmek
Şirketin ismindeki “Sprint” sözcüğünün Türkçesi için bu kez Fransızcadan yardım alıyoruz, “depara kalkmak” diyoruz: Sürat koşusu yaparken, hızını artırmak. Book Sprints, 5 gün dediyse 5 günde kitabı baskıya hazır hale getiriyor. Süre uzatımı yok.
Bu işi nasıl yapıyor? Bilimcileri/yazarları (kitabın yazımına hangi ülke uygunsa, orada) bir çalışma salonuna davet ediyor. Bilimciler, “arama konferansı” yapar gibi, kitabın konusunun nasıl ele alınması gerektiğini tartışıp bir iş planı üzerinde anlaşıyorlar. Sonra sabah 9, akşam 10-11’e kadar hepsi bir arada, paylarına düşen kısımları maraton halinde yazmaya başlıyorlar. Bu arada, yazdıklarını denetleyen bir yazı işleri ekibi, ayrıca grafikerler, sayfa tasarımcıları (mizanpaj), araştırmacılar da var. Bilimciler yazarken, teknik ekip taslakları hemen kitap sayfasına dönüştürüp düzeltmeleri yapıyor. Bilimcilere okumaları için hazır ediyor.
Bu “hız öyküsünde” en en en önemli konu, yazarların seçimi. Bilimcilerin, süper ve über egolarını, tecrübe “tarihlerini” bir kenara bırakıp, birlikte, tek bir metin için çalışmayı göze alan, deneye açık, yeniliği seven, yenilikçi olmayı önemseyen modern kişiler olması gerekli. Yazar seçimi, işin en zor aşaması ama “bilgi toplumu niteliği kazanmış bazı toplumlarda” bu mümkün.
Book Sprints’in görülmemiş bir hızda ve zengin içerikte kitap hazırlayıp basım aşamasına getirmesinde sihir yok. Dijital tabanlı yaşam biçiminin hızı bilgi toplumlarında sürekli artarken, kitap yazıcılığının hâlâ 20’inci yüzyıldaki gibi kalması düşünülemezdi.
Dijitalleşmenin sağladığı bir ortamda, neyin nasıl daha farklı yapılabileceğini akıl ederek yenilikçi iş modeli geliştirmeye çalışmak, artık “olmazsa olmaz” bir gereklilik. Bu doğal nedenle, Book Sprints’in benzerleri de, farklıları da çıkacaktır piyasaya.
Book Sprints’in kitap yazımı için iş modeli ve kullandığı teknoloji, ona özgü, ona özel. Web sitesinde temel fikir ve işleyiş anlatılmış, ama ayrıntılar eksik. (Sorularınız için contacts@booksprints.net)
Buraya kadarki öykü, aslında bir “kitle kaynaklı, kitle destekli üretim” öyküsü: 2006 yılında tanımlanan “Crowdsource.” (https://bit.ly/3a9UExf)
Bir proje için “imece” usulü ile destek vermek (para, emek, bilgi, zaman olabilir), veya Book Sprints’te olduğu gibi “kitleyi” ortak bir ürün üretimine yöneltmek.
Bunun, ülkemizde en başarılı örneği, 25 yıldır kitle desteği ile radyo yayını yapan Açık Radyo (https://bit.ly/3uNyrNd). Dünyadaki en başarılı örnek ise Wikipedia.
Tarihten, ünlü örnekler
*18’inci yüzyıla kadar gemilerin açık denizde yerini saptamak mümkün değildi. Çünkü meridyen “bilinmiyordu.” İngiltere Parlamentosu 1714’te bir kanun çıkartarak “meridyeni hesaplayacak kişiye 20 bin Sterlin ödül” vaad etti. Bugün bile bir servet gibi ödül, işe yaradı: Alman bilimci Johann Tobias Mayer 1753’te meridyenin nasıl hesap edileceğini buldu. Ama hükümet şu-bu-o nedenlerle, ona sadece 3 bin Sterlin ödedi…
*1850’lerde Oxford İngilizce Sözlüğü (OED) hazırlanırken, İngilizce konuşan halklardan “sözcükler ve tanımları” istendi. 30 yıl boyunca sözlüğün hazırlanması sırasında kaç binlerce sözcük ve tanımı mektuplarla Oxford’a iletildi. [Bu konuyu odağına alan bir film de var. 2019’da Mel Gibson ve Sean Penn, “Deli ve Dâhî” (The Professor and The Madman) filminde sözlüğe sözcük arayan iki farklı karakterdiler].
*Fransız İhtilali’ni izleyen yıllarda hükümet (Napolyon henüz yönetimde değilken) sürüp giden askeri seferlerde ordunun gıda sorununu çözmek amacıyla “ne yapılabilir?” diye halka sordu. En iyi çözüme ödül vaad etti. Gel zaman git zaman, 15 yıl geçti: Nicolas Appert “konserve”yi icat etti. Napolyon’un şansının döndüğü döneme denk geliyor bu buluş. Ama onun 1812 Moskova Seferi'nde konserve ordunun iaşesi için kullanılmış.
Kitle kaynak + Twitter
Kitle kaynak/destek ile Twitter aynı yılda 2006’da ortaya çıktılar. O zamana kadar e-posta ile aranan kitle kaynağı/desteği için twitter’ın hızı bir iletişim devrimi oldu.
İlk örneklerden birine BBC’nin Sesli Kitap Bölümü öncülük etti. Popüler yazar Neil Garman, “kitlenin” roman tarzında bir metin yazması için öncü oldu. Romanın ilk cümlesini o yazdı: “Hanımefendi, ayna karşısında saçlarını tararken, aynadaki görüntü, ‘Seni artık sevmiyoruz’ diyor.”
Bu cümleden hareketle “kitleden,” bir roman için cümleler iletmesini istedi. BBC’ye 8 günde 10 bin tweet geldi. Bunlar tek tek okundu. İçlerinden 124 kişiden gelen 874 tweet (14 bin 374 sözcük) bir metin olarak yazıldı, seslendirildi. Amazon’dan dinleyebilirsiniz. (https://amzn.to/3uOdtOb)
Twitter’la roman yazılır mı?
Twitter ile kitle destek ilişkisinin edebiyatı (?) nereye doğru götüreceğini (ya da, götürmeyeceğini !) gösteren en ilginç örnek, en akla gelmeyecek bir ülkeden, Endonezya’dan (https://bit.ly/3tcF2Ap)...
Endonezya’da çok satan “pembe aşk romanları” (ve filmleri) yazarı Ika Natassa ile Twitter’ın Endonezya Ofisi işbirliği yaptılar. Twitter Polls adlı anket uygulamasını roman yazımında kullandılar. Yazar, romandaki 14 bölümü, okuyucu “anketine” göre yazdı. Her bölüm, “acaba bir sonraki bölümde ne olacak?” beklentisiyle bitiyordu. Okuyucular, 31 Aralık 2015 ile 14 Şubat 2016 arasında her Salı ve Perşembe saat 21’de Twitter Polls üzerinden “yeni bölümde şöyle olsun” diye işaretledi. Toplam 19 bin 602 yönlendirme yapıldı. Yazar, en çok oy alan senaryoyu romanına kattı. Ve mutlu son: Romandaki çiftler aşkı buldular. Yazar da –diğer romanları gibi- yine çok sattı. Ayrıca Twitter’a da “Dünyada ilk kez Twitter Anket’le roman yazıldı” deme fırsatı ve şık bir PR malzemesi oldu.
Bu “roman”, Natassa’nın Twitter’la ilk denemesi değildi. 2011’de de yine bir aşk öyküsünü tweet’ler halinde yazmış, sonra kitap olarak yayınlamıştı. “Twivortiare” başlıklı bu romanı 100 bin sattı. 2019’da Endonezya’da film yapıldı. Ama bu başarılara rağmen Ika Natassa’nın ünü Endonezya ile yerel kaldı. Çünkü ingilizceye çevrilmedi, etkisi güçlü bir küresel medya bunu haber yapmadı, bu nedenle dünyanın “haberi olmadı.” Oysa, romanlarını “nasıl” yazdığı, romanın öyküsünden daha ilginçti ve yenilikçiydi.
Duygu Asena Twitter’a yetişseydi
Gazeteci, romancı ve ülkemizde kadınların medeni haklarının savunucusu Duygu Asena (1946-2006), internet Türkiye’de henüz 5 yaşındayken, 2000 yılında bir “ilk”i gerçekleştirdi: Okuyucusuyla etkileşimli ilk romanını yazdı.
“Aslında Özgürsün” adlı romanın ilk 4 sayfasını internette yayınladı, okuyucularından dasena@turk.net adresine görüşlerini yazmalarını istedi. Onlardan gelen e-postalara göre romanı yönlendirmeye başladı. Sırf, yazarlığına yenilikçilik katmak uğruna.
Bir de slogan buldu: “Okundukça yazıldı”. Gerçekten de romana ilgi duyan, fikrini e-postayla ileten okuyucunun katkılarıyla ortaya 260 sayfalık bir roman çıktı. Asena, romanın arkasına, gelen e-postalardan ilginç 40 tanesini (izin alarak) ekledi. Kitap 2001’de yayınlandı. Duygu Asena yaşasaydı, bu yenilikçiliğini 2006’dan itibaren şekillenmeye başlayan sosyal medyanın çeşitli adreslerine de taşırdı kuşkusuz. (Bugün 16 Nisan, onun doğum günü. 75 yaşında olacaktı. Özlemle anıyoruz).
Kaynak:
https://www.dunya.com/kose-yazisi/twitterdan-edebiyata-katki-2/618028
https://www.dunya.com/kose-yazisi/twitterdan-edebiyata-katki-1/615750