31 Ocak 2021 Pazar

5G, Eğitimi Nasıl Dönüştürüyor

 5G yani 5. nesil mobil telefon teknolojisinin getirdiği en önemli özellikleri iletişimde gecikmenin azalması, bağlantı sayısının artması, 4G’ye göre 10-100 kat daha hızlı olması ve çok daha az enerji tüketmesi olarak sıralayabiliriz. Bu özellikleri ile dijitalleşen ve dönüşen yeni dünyada tüm sektörleri kökten etkileyecek bir döneme giriyoruz. Zaten artık her şey akıllı hale gelip internete bağlanıyor ve hem veri üretiyor hem de veri topluyor. Akıllı cihaz (nesne) deyince de internete bağlanabilen, bilgi üreten ve paylaşabilen nesnelerden bahsediyoruz. Böylesi bir dünyayı da Nesnelerin İnterneti ( IoT- Internet of Things) diye tanımlıyoruz.


Kaynak: 

https://turk-internet.com/5g-egitimi-nasil-donusturuyor/


Eğitim Teknolojileri Zirvesi 6 Mart’ta

 Eğitim Teknolojileri Zirvesi (ETZ) 6 Mart’ta 8’nci kez yapılacak. Zirvenin bu yılki ana teması ise eğitimde dijitalleşme çerçevesinde bilgi toplumundan süper akıllı topluma geçiş olarak da ifade edilen Toplum 5.0 olacak. ETZ, pandemi önlemleri nedeniyle bu yıl katılımcılarını zenginleştirilmiş dijital etkinlik tasarımıyla çevrimiçi ortamda buluşturacak.



17 Ocak 2021 Pazar

Yabancı Dil Eğitimi

* Yabancı dil öğretiminde ve öğreniminde neden başarılı olamıyoruz? Sizce nerede hata yapılıyor?

Evet, yabancı dil öğretiminde pek başarılı değiliz. Çünkü:

Doğru kaynaklara sahip değiliz. Yabancı dil öğretiminde ders kitabı çok önemli. Nasıl bir kitap? 4 dil becerisini kazandırmaya yönelik etkili ve ilgi çekici etkinliklerin yanı sıra gramer ve kelime bilgisini tam da yerinde veren dünya standartlarında, kendini sevdiren bir kitap. Devlet okullarında kullandığımız kitaplar bu beklentileri pek karşılamıyor. Şöyle ifade edeyim: Ben profesyonel bir öğretmenim ama amatör kitaplar okutmaya zorlanıyorum. Özel okullarda ya da dil kurslarında kullanılan kitaplara bakınız. Ben de Milli Eğitim Bakanlığından bu tür kitaplar sağlamasını bekliyorum. Etkili bir ders kitabı, çalışma kitabı, ayrıca test kitabı, ekstra bir okuma kitabı, bunların etkileşimli dijital versiyonları vs. Bunlar bana sağlansın ki ben sürekli sağdan soldan materyal derleme uğraşında ve ders planlama telaşında olmayayım. Ya da bana sağlananla yetinip öğrencileri boğucu derslere zorlamayayım.

Evet, altını çizerek söylüyorum. Ülkemizde yabancı dil öğretimini geliştirmek istiyorsanız, işe ders kitabından başlayın. Öğretmene iyi kaynaklar sağlayın, sonra onun mesleki yeterliklerini sorgulayabilirsiniz.


Mesleki yeterlik demişken, bakanlığımız zaman zaman İngilizce öğretmenleri için mesleki çalışma seminerleri düzenler. Konularında uzman yabancı hocaları dinlemek, onlarla konuşmak ve yeni bir şeyler öğrenmek hoşumuza gider. Şu an bakanlığımız bir pilot bölgede British Council ile ortak bir çalışma yürütüyormuş. Güzel, ama bakın ne diyeceğim: İsterlerse her öğretmeni aylar süren yurt dışı eğitimlerine göndersinler. O kadar donanım kazanıp okuluma dönünce yine aynı ders kitaplarını okutacaksam neye yarar? Ben tüm mesleki birikimimi elimdeki kitabın eksiklerini gidermek, yanlışlarını düzeltmek için mi harcayayım? Demek ki öncelikle profesyonel bir ders kitabı şart.


Öğretmen merkezli eğitime devam ediyoruz. Elinde kendisine rehberlik edecek iyi bir ders kitabına sahip olmayan öğretmen eskiden beri gelen alışkanlıklarını devam ettiriyor. Konuşmak, yazmak gibi üretken beceriler kazandırmak yerine ne yapıyor? Bol bol gramer anlatıp öğrenciye alıştırma veriyor. Metinler okutuyor, kelime ezberletiyor. Dinleme yaptırıyor. Öğrenci oldukça pasif. Evet, öğrenciye okuma, dinleme ve boşluk doldurma gibi pasif/alıcı dil becerileri kazandırıyoruz. Konuşma, yazma aktiviteleri pek yüzeysel kalıyor. Bu nedenle, mezun olduğunuzda İngilizce kitap, gazete okuyabiliyorsunuz, izlediğiniz bir filmi az çok anlayabiliyorsunuz, çoktan seçmeli sorulardan oluşan dil sınavlarına girip başarılı olabiliyorsunuz. Kendinizle gurur duyuyorsunuz. Ancak iş pratiğe, yani dili aktif biçimde kullanmaya gelince, özellikle sözlü iletişim konusunda tıkanıp kalıyorsunuz. Alt tarafı birkaç basit cümle kuracaksınız belki ama niye bu kadar geriliyorsunuz? Çünkü yabancı dil eğitiminizin büyük bir kısmı eksik kalmış. Bu durum için şu tabiri de kullanabiliriz: İngilizce’niz kağıt üstünde kalmış.  

Demek ki dil öğretiminde aktif/üretken becerilere eğilmemiz gerekiyor. Konuşmayı ve yazmayı öğretmek de öğrenci merkezli eğitim modelini gerektiriyor. Çünkü bu becerileri ancak kendiniz yaparak, kendi metinlerinizi  üreterek, arkadaşlarınızla işbirliği yaparak kazanabilirsiniz. Öğretmen etkili bir aktivite hazırlayıp yolu gösterdikten sonra geri çekilmeli ve sınıfta gözlemci konumunda olmalıdır.


Öğrenci merkezli eğitimde öğretmenin görevi öğrenciye dili aktif biçimde kullanabileceği öğrenme ortamı oluşturmaktır. Bu eğitim modelini oluşturan prensibe göre öğrenci okula yeni bir şeyler tecrübe etmek için gelir. Öğrenci üretken olduğu için yeni alışkanlıklar kazanır. Öğrenmenin tanımı da budur zaten. Alışkanlık haline gelen şey unutulmaz, böylece gerçek yaşamda karşılaştığınız bir durumda ben bu cümleyi nasıl kuracağım diye düşünüp çeviri yapmaya çalışmazsınız. Sözler ağzınızdan dökülüverir, buna da yabancı dilde akıcılık diyoruz.


Doğru öğretme yöntemi bu: Derste öğrencilere gerçek yaşama benzer durumlar, ortamlar yaratacak ve onlardan dili aktif şekilde kullanarak bir şekilde işin içinden çıkmalarını isteyeceksiniz. Ama elbette bu beklenti için önce onlara ihtiyaçları olan dil yapılarını ve kelime bilgisini kazandırmanız gerekiyor. Bu noktada doğru kaynaklara sahip olmak çok önemli.


Oyun ve eğlence faktörünü de göz ardı etmemek lazım. Örneğin, tüm sınıflarda oynattığım bir oyun var. Bir yarışma. Öğrenciler rekabet içeren oyunlara bayılıyor. Takımlarına puan kazandırmak için İngilizce’ye dair ne biliyorlarsa varlarını yoklarını ortaya koyuyorlar. Dersi hiç sevmeyip uyuklamayı tercih eden öğrenciye bile bu oyunda can geliyor. Sınıfta müthiş bir enerji ortaya çıkıyor. Öğrenciler eğlenerek öğrenmeli. Ayrıca İngilizce’yi ders olmaktan çıkaracak ders dışı etkinlikler de önemli. Örneğin okulda bir İngilizce konuşma kulübü başlattık. Öğrenciler büyük ilgi gösterdi. Kulüpte her sınıf ve şubeden öğrenci var. Whatsapp grubunda yazışarak sohbet ettiğimiz gibi bir de hafta sonu online toplantılarımız oluyor. Biz öğretmenler burada hiçbir şey öğretmeye çalışmıyoruz ama öğrenciler birbirlerinden çok şey öğreniyor. 


Tamam, şimdi öğretmen niteliğini ve onların mesleki yeterliklerini sorgulayalım. Yabancı dil söz konusu olduğunda öğretmen bile olsanız öğrenmeyi bırakmamalısınız. Öğretmenlerimiz de harika bir eğitim almadılar. Onların da dil becerilerinde zayıf kalan noktalar var. Tabi yine aktif becerilerden, özellikle konuşmaktan bahsediyoruz. İngilizce konuşmaktan çekinen, kendini bu konuda rahat hissetmeyen bir öğretmenin bu dille barışık olduğunu söyleyemeyiz. O halde dersinde de bu konuda çok başarılı olamayacak. Öğrencilerin gelişim düzeyi kısıtlı kalacak, onlar da dille barışma şansı bulamadan mezun olacaklar. Öğretmenin görevi size öncelikle en rahat yoldan kendinizi ifade etmeyi öğretmek olmalı. Sonrasında size daha ileri düzeyde farklı yolları da öğretebilmeli. Evet, öğretmen sınıfta bu dille ne kadar barışık olduğunu ve kendisini ne kadar rahat ifade edebildiğini göstererek öğrencilere ilham vermeli.  

Bu konuda mesleki eğitim çalışmaları nasıl olmalı? Bir seminere katılıp sadece izleyerek çok şey kazanamayız. Öğretmenleri konuşmaya, yazmaya, üretmeye teşvik edecek ortamlar sağlanmalı. Ben yirmi yıllık İngilizce öğretmeniyim. İyi öğretmen olmaya ve kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Benim için öğrenmek sürekli bir şey. Ama daha iyi olabilirdim diye düşünüyorum. Bir meslekte yirmi yıl azımsanacak bir şey değil. Yalnız, kendi çabalarım dışında pek olanak bulamadım. Hiç yurt dışına çıkmadım, kendileriyle uzun uzun sohbet edecek yabancı arkadaşlarım da olmadı. Ve birkaç yıl önce sırf kendimi kendime ispat edebilmek için yüksek bir ücret ödeyerek IELTS sınavına girdim. En yüksek puanı konuşma bölümünden almak beni mutlu etti. Demek istediğim bakanlığımız bu tür çalışmalar yaptırabilir, sonunda bizi sınava da sokabilir. Bunu rahatımız bozacak bir tehdit gibi değil, gelişme şansı olarak görürüz. Öğretmenlerin dil becerileri geliştirmek ve onları dille barıştırmak mümkündür.    


 


* Dil öğrenimini bireysel açısından ele alırsak – neden yabancı dil öğrenemiyoruz ya da süreç niçin bu kadar uzuyor? Bizim sorunumuz ne?


Türkler yabancı dil öğreniminde yeteneksiz gibi bir görüşü asla kabul etmiyorum. Yabancı dil öğrenimiyle ilgili sorunlar her millet için aşağı yukarı aynıdır. Bir iki noktayı vurgulamak istiyorum.


Öncelikle yabancı dil öğrenmek zor bir iş ve hepimizde içsel bir tembellik var. Hadi dilbilgisi çalışmak, kitap okumak ve dinleme yapmak tamam, bu kadarını başarıyoruz ama konuşma yazma mevzusu pek zahmetli bir iş. İşte mesele bu: Tembellikten sıyrılıp bu üretken beceriler üzerinde çalışmazsanız, diğer bir deyişle yaparak yaşayarak öğrenmezseniz süreç uzar da uzar. Yıllar sonra ben niye hala konuşamıyorum dersiniz. İşin sırrı burada. Dil öğreniminde rahatlıktan vazgeçmeli, aktif ve üretken olmalı, kendi cümlelerinizi kurmalısınız. Ortamlara girmeli, ortam bulamıyorsanız yaratmalısınız. Bu nedenlerle özel ders almayı ya da bir dil kursuna gitmeyi düşünüyorsanız bu noktaları sorgulayın. Size aktif öğrenme ortamı sağlanacak mı? Sizi bol bol konuşmaya ve yazmaya zorlayacaklar mı? İhtiyaçlarınız karşılanacak mı yoksa aylarca oyalanmış mı olacaksınız? Süreci kısaltmak ve verimi yükseltmek mümkün. Bir yılda geleceğiniz seviyeye birkaç ayda ulaşmak mümkün. Demek ki şahsi çabalarımız kadar bize yardımcı olacak kişi ya da kurum da önemli.


  


* İlerleyen yaşlarda dil sorununu çözmek mümkün mü? Yetişkinlerin dil öğrenmeleri için önerileriniz var mıdır?


 


Yaş konusunu sorun etmeye gerek yok diye düşünüyorum. İleri yaşlarda da herhangi bir dili öğrenmeye başlayabilirsiniz. Mesele doğru kaynak ve yöntemi kullanmak. Dil öğrenmek bir maratondur. Ama idmansız ve formsuz bir şekilde maratona çıkamazsınız. Yani dil becerileri kazanmak da kaslarımızı güçlendirmek gibi bir şey. Azar azar başlayıp güçlendikçe koştuğumuz mesafeyi arttıracağız. Sonunda maraton koşabilecek duruma geleceğiz. Bu yüzden ilk başlarda yavaş olun. Bol bol tekrar yapın. Öğrendiklerinizi kendi kendinize defalarca ve sık sık tekrarlayın. Bu dili tek başınıza çalışıyorsanız, “Şu seviyeyi bitireyim, bu seviyeyi geçeğim artık bugün,” diye koşturmayın. Sonunda yine başa dönmek zorunda kalırsınız.


Dil öğrenmek para harcamaya değer güzel bir uğraş. Eğer bir kursa gidemiyor ya da özel dersler alamıyorsanız, en azından online bir uygulama satın alarak bu işe başlayabilirsiniz.


İster yeni bir dile başlayın, ister yıllarca çalışıp da öğrenemediğinizi düşündüğünüz İngilizce’ye dönüş yapın; prensip aynı. Dili kullanarak öğren, tembellikten sıyrıl ve en önemli beceriye yani konuşma becerisine odaklan.


Nerede, kiminle konuşacağım? Online yabancı arkadaşlar bulmak çok kolay değildir. Sizin gibi birçokları bir İngiliz ya da Amerikalı arkadaşı olsun ister. Yaşadığınız yer de pek turistik bir yer olmayabilir. Yurt dışına çıkmak da bir hayli harcama ve zaman gerektirir. Yabancı öğretmenlerden makul ücretlerde haftada bir, belki ayda bir online, canlı ve görüntülü dersler alabilirsiniz. Sizin için çok iyi bir tecrübe olur, birkaç ders sonrasında kendinize güven kazanırsınız. Güven burada anahtar sözcük, güven kazandıktan sonra gerisi kolay.


Türk öğretmenlerle konuşma dersleri olmaz mı? Elbette olur, alanlarında yetkin öğretmenlerle konuşma dersleri yapabilirsiniz. Size çok yardımcı olacaklar. Çünkü gerekli noktada size Türkçe açıklama yapacaklar. Sorunlarınızı rahatça anlatabileceksiniz. Ama zaman zaman da yabancı öğretmenlerden ders alın ki kendinize güveniniz artsın.  


Kendi başıma konuşma becerimi nasıl geliştiririm?


Okuma ve dinleme çalışmalarının pasif aktiviteler olduğunu söylemiştim. Bu çalışmaları aktifleştirmek mümkün. Nasıl?


Okurken:


Okuduğunuz her bir cümleyi bir de metne bakmadan söylemeye çalışın. Tekrar edin. Sonra metne bakmadan paragrafı anlatmaya çalışın. Bunu sesli yapın. Sonra belki tüm metni. Kendi sözcüklerinizle metinden ne anladığınızı anlatın.

Okuduğunuz her şeye tepki verin. Metinle ilgili soru sorun, cevap verin. Kendi sözcüklerinizle yorumlayın. Farklı bir şekilde anlatmaya çalışın.

Okuduğunuz metinle ilgili kendi düşüncelerinizi söyleyin ve yazın. Burada amaç şu olsun. Ben yabancılarla karşılaştığım bir ortamda bu konuda bir şeyler söyleyebilirim. Kazanım elde edin. Kumbaraya para atmak gibi düşünebilirsiniz bunu. Birikimler ileride çok işe yarayacak.

Dinlerken / İzlerken:


Yukarıdakilerin aynını yapın. Bu kez farklı olarak şunu da yapın. Konuşmacıyla aynı anda cümleleri söyleyin. Sonra kendi sesinizi kaydederek karşılaştırma da yapabilirsiniz. Bu çalışma size çok iyi bir telaffuz, vurgulama ve tonlama yeteneği kazandıracak.


İşte bu şekilde okuma ve dinleme çalışmalarını aktif hale getirebiliriz. 


Kaynak:

http://blog.milliyet.com.tr/yabanci-dil-egitimi/Blog/?BlogNo=627842


16 Ocak 2021 Cumartesi

TED gibi konuşmak

 Fikirlerinizi ikna edici bir şekilde dile getirmeniz hayallerinizi gerçekleştirmek için ihtiyacınız olan tek sihirli yeti.

Başarılı sunumlar hazırlamak ve etkili bir konuşmacı olmak için 3 adet vazgeçilmez kurala uymanız gerekir. Carmine Gallo’ya göre, TED konferansında can kulağıyla dinlediğimiz konuşmaların ortak özellikleri bu değişmez üç kurala uymaya bağlı. 

TED gibi Konuşmak adını verdiği kitabında dünyanın en başarılı sunumlarının ardındaki sırları açığa çıkarıyor. Bu sırları çözmek sizi dinleyenlerin kalbini ve beynini kazanma yolundan geçiyor. Akıllıca yazılmış size adım adım hedef kitlenizin dikkatini çekmeyi, bilgilendirmeyi, zaman zaman eğlendirip zaman zaman gözlerini doldurmayı kısacası duygularını etkilemeyi pratik yöntemlerle anlatan etkili bir rehber kitap. 
Apple’nin markalaşmasında Steve Jobs’a büyük destek veren, Enchantment (Büyüleme) kitabının yazarı Guy Kawasaki Gallo’nun kitabını herkesi daha iyi konuşmacılar haline getirebilecek muhteşem bir bilgi kaynağı olarak nitelendirmiş. 

Misyonu fikirleri yaymak olan TED sunumları dünya genelinde internet üzerinden 1 milyar defadan fazla görüntülenmiş. TED Open Translation Project (Açık Çeviri Projesi) dahilinde 200 gönüllü çevirmen, 300 çeviri ve (İngilizce dışında) 40 yabancı dille başlayan çalışmalar bugün 45.000 sunumun çevirisinin bulunduğu geniş bir arşiv niteliği taşımakta. 

TED konuşmalarına gösterilen ilgi, fikirlerin 21.yüzyılın en güçlü para değeri olduğunu gösteren bir gerçek. 21. Yüzyıl birçok teknolojiyi kullanarak fikirleri yayma yüzyılı. Ancak TED sunumları sıradan sunumlar değil. Mesleğinde en başarılı kişilerin, dünyanın ileri gelen fikir liderlerinin fikirlerini kısa, etkileyici ve akılda kalıcı şekillerde bilgilerini paylaştığı, seyredenlerde çoğu zaman hayranlık ve hayret arasında duygular bırakan, ayakta alkışlanan konuşmalar.

Sunumlar duygusal yeni ve akılda kalıcı olmalı

TED sunumlarının etkileyiciliği sırf dünyanın en başarılı insanları tarafından yapılmasıyla kısıtlı değil. Sunumların her biri etkileyici konuşmalar. Konunun uzmanı olsanız da, konuya tamamen yabancı olsanız da keyifle ve daha da önemlisi merakla sonuna kadar dinlemek isteyeceğiniz sunumlar. Teknolojik inovasyonlardan küresel ısınmaya fakirliğe, pedagojiden yaşlanan nüfus problemine, milyar dolarlık şirketlerin kurucularından başarı öykülerinden Elif Şafak’ın da aralarında olduğu dünyaca ünlü yazarların edebiyat üzerine konuşmalarına kadar geniş bir konu yelpazesini barındıran sunumların ortak yönleri var.

Gallo bu ortak yönleri etkileyici sunumların uyması gereken 3 esas kural olarak özetliyor:
Sunumlar;

100.jpg

1. Duygusal olmalı

Tutku, heyecan, neşe, hüzün, samimiyet gibi hepimizin zaman zaman deneyimlediği duyguları sunumunuzda izleyicilere hissettiriyor olmalısınız. Bir duyguyu karşınızdakine uyandırmanız için önce sizin o duyguyu hissetmeniz gerekir. Sunum konunuzla nasıl özdeşleştiğinizi, size konunun neler hissettiğini önce kendiniz keşfedin. Size özel ve yaptığınız işe anlam katan şeyi bulun ve bunu sunumunuza yansıtın. Konuyla ilgili az bilgisi olan insanlar bile sizi konuya bağlılığınızı, sevginizi, endişelerinizi anlasın, görsün, hissetsin. 

Konuşma konunuza duyduğunuz ilgi, merak ve tutku sıkı bir çalışma sonrasında ve zaman içerisinde sizi o konunun uzmanı haline getirecektir. Daha çok bilgi edinmek, daha çok çalışmak, daha çok kişiye ulaşmak, daha iyi hizmet vermek hep kalpten gelir. Zorlama sonucu olmaz. Kendinize benim kalbimi ne hızlandırıyor, ne daha şevkli çalışmamı sağlıyor diye sorun. Unutmayın ki dinleyicilerinize ilham verebilmeniz için önce size ilham gelmiş olmalı. Araştırmacıların bulgularına göre ‘tutku’ bulaşıcıdır. Siz ne kadar tutkuyla konunuzu anlatırsanız, karşınızdakiler de konunuza o kadar ilgi duyar. Bir ürün veya hizmeti heyecanla anlatan bir kullanıcıyı dinlediğinizde ‘ben de deneyeyim şunu’ diye içinizden geçirirsiniz. Eğer değer verdiğiniz bir kişinin görüşüyse bu sizi daha da kolay etkiler. 

Hikaye anlatmak bir sanattır. Hikaye anlatmak üzerine çalışın. Kendi kendinize prova yapın. Çocuklarınıza, yeğenlerinize, arkadaşlarınıza başınızdan geçen olayları dikkat çeken bir şekilde anlatın.  Yeni öyküler, masallar okuyun. Okuduğunuzu hedef kitlenizin ilgi alanına göre anlatmayı öğrenin. Bir aktör/aktris gibi prova yapın. Ne kadar yetenekli olursanız olun her başarılı konuşmacının o konuşma için saatlerce hazırlanmış olduğunu unutmayın. 
İnsanın zaafları üzerine TED konuşması yapan Amerikalı yazar ve sosyal bilimci Dr. Brene Brown’ın dediği gibi, hikayeler ruhu olan verilerdir. Hikayeyi ruhunu vererek anlatmayı öğrenin. Başarılı Amerikalı Avukat Bryan Stevenson’ın yakın zamanda verdiği TED konuşmasının %65’i hikayelerden oluşmaktaydı. Aristo’nun pathos diye tanımladığı hikayeler ikna etmenin %65’ini oluşturmakta. Uri Hasson Princeton Üniversitesi’nde hikaye anlatma üzerine yaptığı araştırmalarda katılımcıların beyinlerine elektrotlar yerleştirerek duydukları hikayeye beyinlerinin verdiği tepkiyi incelemekte. Katılımcıların beyinlerinin belli bir bölümü hikayeyi duyunca uyarılmakta. Hikaye farklı bir dilde anlatıldığında beyin herhangi bir tepki vermemekte. Hasson bu durumu beyinden beyne bağlantı kurma olarak adlandırmakta. Bir diğer deyişle, bilgisayarın iPhone’la iPhone’un iPad’le olduğu gibi, beyinler hikayelerin gücüyle senkronize olmakta.

2. Yeni olmalı

Buying Brain (Satınalan Beyin) kitabının yazarı Dr. A. K. Pradeep’e göre, beyinlerimiz karşımızdakini dinlerken sürekli yeni, parlak birşeylerin arayışında olur, sürekli lezzetli birşeylere bakarız. 1985’te Titanik’i keşfeden Okyanus bilimci Robert Ballard TED konuşmasında herhangi bir sunumdan beklentilerini şu şekilde ifade ediyor: ‘Bir sunumda amacınız bilgi vermek, eğitmek ve ilham vermek olmalı. İnsanlara ancak yepyeni şekillerde dünyayı görmeyi öğretirseniz ilham vermiş olursunuz.’

Eski bir fikre taze bir soluk ve yeni bir yaklaşımla bambaşka bir anlam veya kullanım alanı yaratan yenilik insan beyninde dopamin hormonunu harekete geçirir ve beynimiz ‘kayıt’ düğmesine basar. Ağzınızı açık bırakan, aaaa dedirten, sizi şaşırtırken ne kadar güzel düşünülmüş diye takdir ettiğiniz o an sunumun doruk noktasıdır. Bill Gates Vakıf projeleri kapsamında sıtma ile ilgili bir sunum yapmış, sunum sırasında bir kavanozun içindeki sivrisinekleri serbest bırakarak herkesi şaşkın bir şekilde sunuma kilitlemiştir. Bu tür hayret ve şaşkınlık yaratan hareketleri sunuma entegre ederek dinleyicilerin sunumda verilen bilgileri hafızalarına kaydetmesini ve üzerinden zaman geçse de hatırlamasını sağlarsınız.

3. Akılda kalıcı olmalı

18 dakika kuralına uyun

TED konuşmalarında 18 dakika kuralına sıkı sıkıya uyulur, kimsenin 18 dakikadan fazla konuşmasına izin verilmez. Araştırmalar 18 dakikanın sunum süresi olarak ideal süre olduğunu göstermektedir. Uzun konuşmak dinleyicilerin beyninde gereksiz bir birikim yaratır, dakika üzerine dakikalar geçer ve dinleyicilerin zihinleri karışır, konsantrasyonları düşer, sunumun bitiminde hiçbir şey hatırlamaz hale gelirler. TED Küratörü Chris Anderson’a göre, 18 dakika ciddi konuları konuşmak için yeterince uzun, dinleyicilerin konsantrasyonlarını korumaları için ise yeterince kısa bir süre.

Görsel açıdan merak uyandıran slaytlar seçin

Bilim adamları kavramların kelimeler yerine görsellerle anlatıldığında çok daha iyi akılda kaldığını göstermiştir. Sadece kulaktan duyduğumuz bilgilerin %10’unu hatırlayabiliriz. Aynı bilgiye bir resim eklediğimizde hatırlama şansımız %65’lere yükselir. TED konuşmacıları içinde Bill Gates ve Bono slaytlarında kelimeler yerine resimler, çizimler ve videolara yer vermişlerdir.
Her birimizin duyulması gereken fikirleri, diğerlerine yarar sağlayacak bilgileri, yaptığı işle ilgili paylaşabileceği deneyimleri vardır. Bu bilgiler paylaşıldıkça büyür, yenileriyle birleşir, başkalarının katkılarıyla evrimleşir. Sizin doğru dili kullanarak işinizdeki başarılarınızı aktarmanız, çevrenizdekileri eğitmeniz, ilham vermeniz son derece değerlidir. Bu yalın sunum kurallarına uyarak heyecan duyduğunuz konuyu başkalarına da heyecan verecek şekilde anlatabilir, örnek bir 21. yüzyıl insanı olarak fikirlerinizi çevrenize yayabilirsiniz.  

https://www.dunya.com/ozel-dosya/degisim-yelpazesi/ted-gibi-konusmak-haberi-238255

18 dakika kuralı

 Buna yalan, uydurma, saçma diyenler olabilir. 30 yıldır ders anlatan biri olarak 18 dakika teorisinin tamamen doğru olduğunu söyleyebilirim.


İnsanların bir konuyu yüksek dikkatle izleme, dinleme, uygulama, yapma süresinin 18 dakika olduğu ortaya çıkarılmış. Bunu ABD’li bilim uzmanları askeri okullarda deneyler yaparak tespit etmişler. Rakamın istisnaları olabilir. 4-5 saat yüksek dikkatle öğrenenler mutlaka vardır.


Ülkemizdeki okullarda dersler 25-30-35-40-50-80 dakika şeklinde yapılıyor. Bunların hepsi de aslında yanlış. Lakin on yıllarca önce bu kalıplar benimsenmiş. Yanlış olduğu bilinmesine rağmen hala devam ettiriliyor.


“Ders sürelerini 20-25-30 dakika yapalım desek” bir çok kimse “Olur mu öyle şey” diyecektir. Alışılmış, yanlış kalıpta direndikçe bilgileri çocuklara aktarma oranımız hep düşük kalacaktır.


Örneğin, matematik dersini 40 dakika dinlediğimizi varsayalım. Bunun sadece 18 dakikasında beynimiz verimli olarak öğreniyor. Geri kalan zamanda algılama düşüyor.


www.ted.com adlı bir site var. Tamamen ücretsiz. Bu sitede binlerce çok öğretici, eğlendirici video var. Bunların yüzde 99’u 18 dakikalık süre dikkate alınarak hazırlanmış.


İngilizce’yi tam olarak öğrenmek, unutulan dil bilgilerini tazelemek, akademik donanımı artırmak için dünyanın en iyi bedava kaynağı olarak niteliyorum bu siteyi.


Ülkemizde herkes her şeyi bilir. Sosyal medya denilen dört ana siteyi (Youtube, Facebook, Twitter, Instagram) ziyaret etmeyen neredeyse yok. Ancak devasa hazine içeren www.ted.com keşfedilmeyi bekliyor.


Çocuklarınıza bu siteyi mutlaka göstermelisiniz. Videoların tümü İngilizce. Ancak Türkçe altyazı desteği de mevcut.


Bu siteden 100 kadar videoyu sabrederek izleyin. Dili kavramaya başlayacaksınız. Çok gramer, kural bilmenize de gerek yok. Dil öğrenmek için yüzlerce imla kuralını öğreneceğim diye helak olmayınız. Ana dilinizi imla çalışarak mı öğrendiniz?


Evinizde, okulda, işyerinde sürekli olarak TED videolarını açıp dinleyiniz. Burada konuşanların hemen hemen tümü üst düzey, yetenekli, donanımlı insanlar. O nedenle çok berrak, anlaşılır bir İngilizce ile konuşuyorlar.


Konuşmak, sunum yapmak, insanları ikna etmek tamamen bilim, felsefe, bilgi, kültür işidir. Bilgi sahibi olmayan insanlar hiçbir şeyi anlatamaz, öğretmezler.


Bu konularda biraz daha bilgi alayım diyorsanız şu linke de bakabilirsiniz.

https://www.dunya.com/ozel-dosya/degisim-yelpazesi/ted-gibi-konusmak-haberi-238255



Ali Özdemir

http://www.aliozdemir.net/makaleler19.html


10 Ocak 2021 Pazar

Uzaktan eğitimde odaklanma sorununa çözümler

 Uzaktan eğitimde öğrenciler günde 7-8 saat ders işliyor. Zaman zaman ders esnasında ilgileri başta telefon ve televizyon olmak üzere başka yönlere kayabiliyor. Çocukların derslerden uzaklaşmaması için onlara duygusal alan tanınması tavsiye ediliyor.

Saatlerce sandalye üzerinde hareketsiz kalıyor. Günün neredeyse yarısını uzaktan eğitim için ekran karşısında geçiriyorlar.

Derslerden sıkılan öğrencilerin zaman zaman dikkati dağılıyor. Kendilerine kaçış yöntemleri arıyorlar. Uzmanlara göre, öğrencilerin dikkat sürelerinin kısalması normal. Derslere ilgiyi artırmanın ise birçok yolu var.

'Ders arasında oyun oynanabilir'

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldız, TRT Haber'e yaptığı açıklamada, "Küçük molalar işe yarayabilir. Buralarda eğlenceli etkinlikler olabilir. Yine dijital platformları kullanarak oyunlar oynanabilir" dedi.

'Sürekli ders baskısı olmamalı'

Çocuklara, derse odaklanmaları için sık sık baskı yapmanın ise yanlış bir yöntem olduğunu ekleyen Yıldız şunları söyledi:

"Duygusal ihtiyaçlarını karşılamazsak ve sadece onların gün boyunca uzaktan eğitimin akademik yanı ile ilgilenmelerini istersek bunun sonunda motivasyon kaybı yaşayacaklardır."
Uzmanlar, motivasyonları düşen çocukların öğrenme becerilerinin de azalacağını söylüyor.