16 Eylül 2021 Perşembe

2021 KPSS sonuçları açıklandı

 Binlerce adayın merak içerisinde beklediği KPSS lisans sonuçları ÖSYM tarafından erişime açıldı.

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün, ağustos ayında ardışık 3 hafta sonu gerçekleştirilen 2021-Kamu Personel Seçme Sınavı sonuçlarının açıklandığını duyurdu.

Adaylar, sonuçlara ÖSYM'nin "sonuc.osym.gov.tr" internet adresinden ulaşabilecek.


Sonuçlara ulaşmak için tıklayınız: https://sonuc.osym.gov.tr/


8 Eylül 2021 Çarşamba

Meslek ders kitaplarının da ilk kez ücretsiz kitap kapsamına alındı

 Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, mesleki ve teknik eğitimde, eğitim programlarının sektörün reel ihtiyaçlarına göre güncellenmesinin ardından meslek ders kitaplarının da ilk kez ücretsiz kitap kapsamına alındığını bildirdi.

Bakan Özer, 47 alan ve 105 dalda eğitim veren 3 bin 156 meslek lisesinin bulunduğunu söyledi.


Özer, 


"Bu liselerde okuyan 9. sınıf öğrencilerinin meslek ders kitapları da artık ücretsiz olarak basılarak okulların açılışı ile birlikte masalarındaki yerini aldı. Böylece mesleki ve teknik eğitimde, eğitim programlarının sektörün reel ihtiyaçlarına göre güncellenmesinin ardından meslek ders kitaplarını da ilk kez ücretsiz kitap kapsamına almış bulunuyoruz."

ifadesini kullandı.


Mesleki ve Teknik Anadolu liselerinde eğitim yapılan 9. sınıflarda, 47 alanda kullanılacak 87 farklı meslek dersine ait 1 milyon 680 bin 92 kitabın hazırlanarak okullara ücretsiz dağıtıldığını belirten Özer, şöyle devam etti:


"Ders kitaplarının hazırlanmasına, alanında uzman geniş bir eğitim kadrosu ile Nisan 2020'de başlandı ve değerler eğitimi de göz önüne alınarak, içerikler öğrencilerin daha fazla ve daha nitelikli uygulama yapmasını sağlayacak şekilde hazırlandı. Ulusal bazda tüm öğrencilere sunulan içeriklerin, bilgiyi üreten, günlük hayatta kullanabilen, problem çözebilen, eleştirel düşünen, girişimci, kararlı, iletişim becerilerine sahip, empati yapabilen, topluma ve kültüre katkı sağlayan, üretimin her kademesinde ihtiyaç duyulan nitelikli eleman gücü yetiştirmeyi sağlaması hedefimiz olmalıdır."


Kaynak:

https://www.finansgundem.com/haber/milli-egitim-bakani-ozer-acikladi-ucretsiz-olacak/1599869


1 Eylül 2021 Çarşamba

2021 YKS tercih sonuçları açıklandı

31.08.2021

Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçları açıklandı. Milyonlarca üniversite adayının heyecanla beklediği açıklama ÖSYM'den geldi. Yerleştirme sonuçlarına, "sonuc.osym.gov.tr" adresinden ulaşılabilecek.

YKS tercihleri ile ilgili son dakika açıklaması yapıldı.Heyecanla beklenilen YKS tercih sonuçları erişime açıldı.


Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) 2021- Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yerleştirme sonuçlarının açıklandığını bildirdi.


ÖSYM Başkanı Halis Aygün, yaptığı açıklamada,


"5-20 Ağustos 2021 tarihleri arasında tercihlerini aldığımız 2021-YKS yerleştirme sonuçları açıklanmıştır. Adaylarımız sonuçlarını http://sonuc.osym.gov.tr adresimizden ve ÖSYM AİS mobil uygulamamızdan öğrenebilirler Sonuçların adaylarımıza ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum."

dedi.


Üniversite sınavı tercih sonuçları, 5-20 Ağustos tarihleri aralığında işlemlerini tamamlayanlar tarafından yoğun ilgi görüyor. 2 yıllık ve 4 yıllık programlara yerleşmeyi bekleyen adaylar, yapılan değerlendirmelerin ardından YKS tercih sonuçlarını ÖSYM'nin AİS ekranı üzerinden T.C kimlik numaraları ile sorgulayabiliyorlar. YKS sonuçlarına göre bir programa kayıt hakkı kazanan adayların kayıt işlemleri 6-10 Eylül 2021 tarihleri arasında yapılacak.


18 Nisan 2021 Pazar

Twitter’dan, edebiyata katkı

 Sosyal paylaşım ağı Twitter, bilgi toplumu niteliği kazanmış ülkelerde sadece “laf yetiştirmek” veya haber/bilgi iletmek için değil, edebiyatta yaratıcı-yenilikçi biçimlerde de kullanılıyor. Gündelik sosyal mesajlaşma özelliği hep en önde görülen Twitter’ın, aslında arka planında “yeni tür edebiyat” için bir inovasyon ekosistemi hazır. Bunun farkına varanlar, Twitter’ın sağladığı iletişim biçiminin -şimdilik- 3 değişik uygulamasını dünyaya sunuyor:  


Birinci uygulama: Bir öyküyü Twitter’da kısa cümlelerle, roman gibi anlatmak.


İkinci uygulama: Çok sayıda katkıcının ortak bir üslupla Twitter’da “kitle destekli” öykü yazması.


Üçüncü uygulama: Twitter’ı kitap okuma klübü olarak kullanmak.


Biribiriyle bağlantılı bu üç konuya, “en eskisi” olan Birincisi’nden başlayarak giriş yapalım:


Doktorun COVID anıları


Amerika’da SanAntonio/Texas’ta çalışan böbrek hastalıkları doktoru Sayed Tabatabai, ardı ardına 19 tweet’le basit bir bilim kurgu öyküsü yazdı. Bu 19 tweet, “bilgisel” (thread) denilen bir zincir gibiydi. Şöyle:


Yıl, 2060 olmuş. 80 yaşındaki bir doktor Zoom üzerinden “toplanan” bir tıp kongresine konuşmacı olarak davetli. Sunum konusu, 2019-22 yılındaki COVID-19 salgını. 40 yaşındayken tanık olduğu salgın izlenimlerini anlatacak, hayatta kalan “tek tük” doktorlardan biri.


Konferans salonu tenha. Çünkü “on yıllardır” konferanslar kalabalıklarla yapılmıyor. Artık tenhalık ve mesafe normal olmuş. Bütün toplantılar 2020’den beri ekranlarda. Ama herkes maske takmaya devam. Şu farkla ki, maskeler nano bir maddeden yapılmış. Bakınca görülmüyor. Kişinin maskeli olup olmadığı, konferans kimlik kartında yanan yeşil ışıktan belli. Maske takmadığı anlaşılanların etrafını bir anda detox ekipleri sarıyor.


Doktor, kendisine ekranlardan bakan yüzlere anılarını anlatıyor:  


“O salgına COVID-19 adı verildi. Ama daha sonra HantaVM-26, COVID-35 ve FluVAR-59 da geldi geçti biliyorsunuz. İlk salgın başladığında, o dönemde yaptığımız hatalar her şeyi değiştirdi. Salgın diye bir şey olmadığını söyleyen devlet başkanları vardı. Tıp dünyasında salgına inananlar, inanmayanlar. Milyonlara verilen yalan yanlış bilgiler, söylenen yalanlar. Maskeyi gereksiz bulanlar.”


Doktorun kısa öyküsü, konferans salonundan çıkıp oteline dönerken karşılaştığı şu soruyla bitiyor: “Tanıdıklarınızın öldüğünü söylediniz? Sizin de kaybınız oldu mu?”


Doktor, buna cevap veremiyor, yürümeye devam ederken okuyucuya söylediği şu: “Bana ne sorduğunu biliyorum. Konuşmadığım bir konu. Bazı yaralar asla kapanmaz.”


Belli ki doktor da sevdiği birini, birilerini COVID-19 ile kaybetmiş.


Twitterature diye bir sözcük


Dr Tabatabai’nin, twitter hesabından (@TheRealDoctorT) Amerikan tıp çevrelerine, sonra gazetelere yayılan bu basit öyküsü, twitter üzerinden edebiyat (Twitterature) konusunda yeni bir örnek daha oldu.


Uydurma bir sözcük bu, twitter ortamında yazılan öykü/romana deniliyor: Twitter + literature (edebiyat).  


Twitter 2006 Mart’ında kullanıma girdikten bir süre sonra (o sırada sadece 140 karakterle) “edebiyat” (?) yapanlar, “roman” (?) yazanlar görülmeye başlandı. Zaten cep telefonlarına “baş parmakla” yazı yazılmaya başlandığından beri “sms-anlatımı” ile de tanışmıştı dünya.


Aslında, kısa mesajla veya twitter’la öykü yazmanın, 19 ve 20’inci yüzyıl gazetelerindeki “tefrika” (arkası yarın, veya haftaya) romanlardan farkı yoktu. Gazeteye daha çok cümle sığıyordu, twitter ise 140 karakterle sınırlıydı (Sonra 280’e çıktı). Bizde, toplumun ortak belleğinde hâlâ yeri olan Saatli Maarif Takvimi’nin “anlatılarını” eskiden 365 sayfaya bölüştürmesi de tefrika uygulamasının örneğiydi. Takvim, şimdilerde her sayfasını twitter stilinde “tek seferde okunacak” şekilde tasarlıyor.


Cep telefonu romanı


Teknolojideki gelişmeyle telefon küçülüp cebe sığmaya başlayınca Japonya’da “cep telefonu romanı” (keitai shousetsu) diye bir anlatı türü ortaya çıktı. Telefon, 1875’de icadından beri sabitken, kalkıp cebe girmiş, ekranında yazı yazmak mümkün olmuştu. Japonya’da daha 1998’de 3G vardı. Yaygın kullanımı 2001’de başladı. 3G’nin sunduğu iletişim fırsatlarından ilk yararlanan ülkelerden biri Japonya oldu.


Ayrıca Japon kültürü, Twitter’ın “140 karakter” sınırlamasına uygun, “Haiku” denilen kısa anlatı türünün de adresiydi: Vezin ve kafiye gerektirmeyen, zekice kurgulanmış, 3 satırı aşmayan, kısacık cümlelerle “şiirimsi” bir yazı türü. [Türkçede de haiku tarzı yazan şairlerimiz oldu. En başta Orhan Veli. Onun, “Gemliğe doğru / Denizi göreceksin / Sakın şaşırma” dizeleri edebiyatımızın 1 numaralı haiku örneği sayılmalı... Bu alanda İlhan Berk, Cemal Süreyya, Oruç Aruoba vb de anılmalı]. 


Haiku’ya alışkın Japon gençleri, telefonların küçük ekranlarına kısa mesajla öykü yazmaya koyuldu. Bugün bu konuda listeler halinde makale, tez, kitaplar dolu. Meraklısı için 2 kitap makalesi: Prof. Alisa Freedman, “Cell Phone and Internet Novels: How Digital Literature Changed Print Books in Japan.” The Routledge Companion to Global Internet Histories (2017), Gerard Goggin ve Mark McLelland (editörler), s.412-424… Ayrıca: New Yorker dergisi yazarı Dana Goodyear, “I Love Novels”. The Best Technology Writing 2009, Steven Johnson (editör), Yale University Press, s.20-38.


Japonya’da telefonda “edebiyat denemeye hevesli” gençleri teknik bakımdan destekleyen sosyal medya siteleri oluştu (önde geleni Maho no i-Rando). Bu destek, gençler arasında gerçekten yetenekli olanların ileri çıkıp tanınmasını sağladı.


O dönemde Japonya’da başlayan “tele-roman” akımı 6-7 yıl içinde inovasyon “geçirip” Twitterature stiline dönüşene kadar kendi kahramanlarını yarattı:  


Cebe uygun “edebiyat”


Soyadını açıklamayan Yoshi’nin, telefonuna yazdığı “Derin Aşk” (Deep Love), 2003’te yayınlandı. Kısa sürede televizyon dizisi, Japon kültürüne özgü çizgi roman (Manga) ve sinema filmi oldu. Trajik-ötesi ağlak bir aşk öyküsüydü. 2.7 milyon sattı. [Telefon “yazarları” soyadı kullanmıyor]


Bir başka “yazar” Mika’nın, sitede 19 gün yayınladığı “Aşkın Göğü” (Love Sky) 2006’da 300 sayfalık kitap olarak basıldı. 2 milyon sattı. Film, tv dizisi, manga oldu. 20 milyon telefonda ve bilgisayarda okundu. Filmi 36.6 milyon dolar kazandı.


iPhone’un piyasaya çıktığı “tarihi dönüm noktası” 2007’de, Japonya’da en çok satan 10 romandan 5’i telefonda yazılmıştı. Baskı sayısı 3 milyonu aşmıştı.


Yine aynı dönemde, 21 yaşında, “soyadsız” Rin, işine toplu taşımayla gidip gelirken yollarda telefonuna yazdığı “romanı” ile tanındı.


Rin’in “Eğer, Sen” (If You) romanı, yapılan bir ankette birinci sıraya oturdu. Ve mutlu son: Dijital siteden çıkıp, 142 sayfalık, kalın ciltli kağıt baskı kitaba dönüşüp 400 bin sattı. (New York Times bile konuyla ilgilendi: https://nyti.ms/3fc9JSg).


Sıra, Twitterature’da…


Nicholas Belardes’in “Küçük Mekânlar” (Small Places) adlı 358-tweet “uzunluğundaki” romanı ise ilk Twitterature örneği sayılıyor. 25 Nisan 2008’de tweet atmaya başlamış. 8 Mart 2010’da 950 tweet’i, 30 bin kelimeye vardığında bitirmiş. Plaza düzeniyle dalga geçen bir öykü. (https://bit.ly/3fca9I0).


İkinci Twitterature örneği ise Matt Stewart’ın “Fransız Devrimi” adlı romanı, ama Fransız Devrimi’yle ilgisi yok. Tweet’lerine devrimin yıldönümünün her yıl kutlandığı 14 Temmuz 2009’da başlamış. 21 Ekim’e kadar “her 15 dakikada bir” tweet atmış. Toplam 3 bin 700 tweet, 480 bin karakter. Kitap olarak yayınlandı. Hâlâ Amazon’da satılıyor.


Hint mitoloji destanı Mahabharata’yı Hint asıllı İngiliz öğretim üyesi Chindu Sreedharan, Temmuz 2009’dan Ekim 2014’e kadar 2 bin 628 tweet’le İngilizce olarak Twitterature stilinde yazdı. Ortaya çıkan metni Harper Collins Yayınevi 2015’te 288 sayfalık kitap olarak yayınladı. 


Buraya kadarki birkaç örnek, son 10+ yıllık Twitterature konusunu özetleyemez elbette. Ama, başlangıcındaki yenilikçi özelliğini, “tanıdık” bir yayın biçimine bıraktığı görülüyor artık. Alışıldı. Benimsendi. Hatta,  bu işin “nasıl” yapılması gerektiğini anlatan kitaplar bile yayınlandı [örnek: Rayne Hall, “Twitter for Writers: The Author's Guide to Tweeting Success.” 2014].


Klasik romanlara tweet’ler


Çeşitli ülkelerde Twitterature “festivalleri” yapıldı. Margaret Atwood gibi marka yazarlar katıldı. Köklü ve ciddi Penguin Yayınları bile, dünya çapında tanınan 82 roman ve “klasikleri” Twitterature stilinde “kısaltan” bir şaka kitabı yayınladı (adı: Twitterature). Da Vinci Şifresi’nden Hamlet’e, Dante’nin İlahi Komedyası’ndan 1984’e kadar niceleri 140 karakterli tweet’lere dönüşüp okuyanda tebessüm yarattı.


Ve, Twitterature diye isim takılan bu inovasyondan, öyle iki farklı ve ilginç uygulama daha çıktı ki !! Bunlardan biri, “kitle destekli Twitterature”, diğeri “Twitter’da Okuma Klübü.” Gelecek yazının konusu, Twitter’ın sosyal paylaşım özelliğini yeniden tanımlayan bu iki inovasyonun öyküsü olacak.

--

Dünyanın “yıldız” teknik üniversitelerinden MIT (Massachusetts Institute of Technology), önümüzdeki Ağustos ayında 176 sayfalık bir kitap yayınlayacak: “Açık Bilgi Kurumları” başlığıyla (Open Knowledge Institutions) bilginin üniversiteler tarafından toplumla nasıl paylaşılması gerektiğine odaklanan, “yeni nesil üniversite nasıl olmalı?” sorusuna cevap arayan. Fiyatı şimdiden belli: 25 dolar. (https://bit.ly/3mLq8i1)


MIT Yayınevi’nin verdiği bu bilgi sıradan ve olağan. Ama, kitaba ilişkin iki özellik var ki bunlar sıradışı ve yepyeni: Kitabı MIT hocası/hocaları hazırlamadı. Book Sprints adlı bir şirket, farklı ülkelerden 13 öğretim üyesini bir araya getirip, onlara kitabı sadece 5 günlük bir maratonda MIT “için” yazdırdı. Bu, şirketin yenilikçi bir uygulaması. 3 gün süren maratonları da var (www.booksprints.net).


İkinci yenilik ise: Hocaların kitaba katkıları, onların adlarını taşıyan ayrı ayrı bölümler (chapter) halinde değil. Kitap, tek bir yazarın eseri gibi “yekpare” tek bir metinden oluşuyor. Hocaların isimleri “yazar” olarak sıralı, ama kitap hepsinin “ortaklaşa onayladığı” bir metin. Kitabın “editörü” de yok. Yazarlar, diğer yazarların editörü oldular.


Bu, bilimsel yayınlarda disiplinler-arası makale yazımını andırıyor. Akademik makalelerde de katkıcılar olabilir. Ama mutlaka bir “ilk yazar” vardır. Atıflarda “Falanca ve diğerleri” (et.al., Türkçede vd) diye tanıtılır. MIT kitabını yazanlar ise “ortak”. Kitap da “ortak ürün.” 


Görülmüş duyulmuş şey değil… Ama akademik yayıncılıkta bu, inovasyon. Yepyeni bir iş modeli. Demokratik, karşılıklı anlayışla, profesyonel bir uyumla, sadece gelişmiş bilgi toplumlarında (bile zorlukla) mümkün olabilecek gerçek bir “imece” işbirliği.


Book Sprints adlı, Berlin merkezli bir dünya şirketi bunun uygulayıcısı.  Müşterileri arasında Amerikan üniversiteleri, hatta Avrupa Komisyonu, daha da hatta Londra’daki İngiliz Milli Kütüphanesi (British Library) ve başka kurumlar var.


Cisco, Dell, HP gibi bilişim şirketleri için veri bilimi odaklı “yeni nesil” teknoloji kitapları yaptılar. Örneğin bir Cisco kitabında 9 yazar, 409 sayfada 50 bin sözcük yazdı… Avrupa Komisyonu 5 kitap ısmarladı. Bir tanesi, dijital altyapıya ve “açık veriye” dayalı (bizde akıllı şehir denilen) modern şehirleşmeye odaklı. Diğeri, “Sosyal inovasyon ve sürdürülebilirlik için toplumsal farkındalık” hakkında…


İngiliz Milli Kütüphanesi, “Kültürel mirasın korunmasında kitle desteği” konulu bir kitap hazırlama işini Book Sprints’e verdi. Sonuç: 10 gün içinde 13 yazar, 93 bin 600 sözcük yazdılar.


MIT daha önce de kitap ısmarlamıştı. Geçen Kasım ayında yayınlanan 132 sayfalık “Technoprecarious” başlıklı kitap halen Amazon’da satılıyor. Bu da 11 bilimcinin ortak eseri. Dilimize yabancı dillerden girerek “prekarya” denilen, ucuza çalışan, kendisinden hemen vazgeçilebilir güvencesiz işgücü konusunu dijitalleşme açısından yorumluyor.  


Telaş etmeden acele etmek


Şirketin ismindeki “Sprint” sözcüğünün Türkçesi için bu kez Fransızcadan yardım alıyoruz, “depara kalkmak” diyoruz: Sürat koşusu yaparken, hızını artırmak. Book Sprints, 5 gün dediyse 5 günde kitabı baskıya hazır hale getiriyor. Süre uzatımı yok.  


Bu işi nasıl yapıyor? Bilimcileri/yazarları (kitabın yazımına hangi ülke uygunsa, orada) bir çalışma salonuna davet ediyor. Bilimciler, “arama konferansı” yapar gibi, kitabın konusunun nasıl ele alınması gerektiğini tartışıp bir iş planı üzerinde anlaşıyorlar. Sonra sabah 9, akşam 10-11’e kadar hepsi bir arada, paylarına düşen kısımları maraton halinde yazmaya başlıyorlar. Bu arada, yazdıklarını denetleyen bir yazı işleri ekibi, ayrıca grafikerler, sayfa tasarımcıları (mizanpaj), araştırmacılar da var. Bilimciler yazarken, teknik ekip taslakları hemen kitap sayfasına dönüştürüp düzeltmeleri yapıyor. Bilimcilere okumaları için hazır ediyor.  


Bu “hız öyküsünde” en en en önemli konu, yazarların seçimi. Bilimcilerin, süper ve über egolarını, tecrübe “tarihlerini” bir kenara bırakıp, birlikte, tek bir metin için çalışmayı göze alan, deneye açık, yeniliği seven, yenilikçi olmayı önemseyen modern kişiler olması gerekli. Yazar seçimi, işin en zor aşaması ama “bilgi toplumu niteliği kazanmış bazı toplumlarda” bu mümkün.


Book Sprints’in görülmemiş bir hızda ve zengin içerikte kitap hazırlayıp basım aşamasına getirmesinde sihir yok. Dijital tabanlı yaşam biçiminin hızı bilgi toplumlarında sürekli artarken, kitap yazıcılığının hâlâ 20’inci yüzyıldaki gibi kalması düşünülemezdi.


Dijitalleşmenin sağladığı bir ortamda, neyin nasıl daha farklı yapılabileceğini akıl ederek yenilikçi iş modeli geliştirmeye çalışmak, artık “olmazsa olmaz” bir gereklilik. Bu doğal nedenle, Book Sprints’in benzerleri de, farklıları da çıkacaktır piyasaya.


Book Sprints’in kitap yazımı için iş modeli ve kullandığı teknoloji, ona özgü, ona özel. Web sitesinde temel fikir ve işleyiş anlatılmış, ama ayrıntılar eksik. (Sorularınız için contacts@booksprints.net)


Buraya kadarki öykü, aslında bir “kitle kaynaklı, kitle destekli üretim” öyküsü: 2006 yılında tanımlanan “Crowdsource.” (https://bit.ly/3a9UExf)


Bir proje için “imece” usulü ile destek vermek (para, emek, bilgi, zaman olabilir), veya Book Sprints’te olduğu gibi “kitleyi” ortak bir ürün üretimine yöneltmek.


Bunun, ülkemizde en başarılı örneği, 25 yıldır kitle desteği ile radyo yayını yapan Açık Radyo (https://bit.ly/3uNyrNd). Dünyadaki en başarılı örnek ise Wikipedia.


Tarihten, ünlü örnekler


*18’inci yüzyıla kadar gemilerin açık denizde yerini saptamak mümkün değildi. Çünkü meridyen “bilinmiyordu.” İngiltere Parlamentosu 1714’te bir kanun çıkartarak “meridyeni hesaplayacak kişiye 20 bin Sterlin ödül” vaad etti. Bugün bile bir servet gibi ödül, işe yaradı: Alman bilimci Johann Tobias Mayer 1753’te meridyenin nasıl hesap edileceğini buldu. Ama hükümet şu-bu-o nedenlerle, ona sadece 3 bin Sterlin ödedi…


*1850’lerde Oxford İngilizce Sözlüğü (OED) hazırlanırken, İngilizce konuşan halklardan “sözcükler ve tanımları” istendi. 30 yıl boyunca sözlüğün hazırlanması sırasında kaç binlerce sözcük ve tanımı mektuplarla Oxford’a iletildi. [Bu konuyu odağına alan bir film de var. 2019’da Mel Gibson ve Sean Penn, “Deli ve Dâhî” (The Professor and The Madman) filminde sözlüğe sözcük arayan iki farklı karakterdiler].


*Fransız İhtilali’ni izleyen yıllarda hükümet (Napolyon henüz yönetimde değilken) sürüp giden askeri seferlerde ordunun gıda sorununu çözmek amacıyla “ne yapılabilir?” diye halka sordu. En iyi çözüme ödül vaad etti. Gel zaman git zaman, 15 yıl geçti: Nicolas Appert “konserve”yi icat etti. Napolyon’un şansının döndüğü döneme denk geliyor bu buluş. Ama onun 1812 Moskova Seferi'nde konserve ordunun iaşesi için kullanılmış.


Kitle kaynak + Twitter


Kitle kaynak/destek ile Twitter aynı yılda 2006’da ortaya çıktılar. O zamana kadar e-posta ile aranan kitle kaynağı/desteği için twitter’ın hızı bir iletişim devrimi oldu.


İlk örneklerden birine BBC’nin Sesli Kitap Bölümü öncülük etti. Popüler yazar Neil Garman, “kitlenin” roman tarzında bir metin yazması için öncü oldu. Romanın ilk cümlesini o yazdı: “Hanımefendi, ayna karşısında saçlarını tararken, aynadaki görüntü, ‘Seni artık sevmiyoruz’ diyor.”


Bu cümleden hareketle “kitleden,” bir roman için cümleler iletmesini istedi. BBC’ye 8 günde 10 bin tweet geldi. Bunlar tek tek okundu. İçlerinden 124 kişiden gelen 874 tweet (14 bin 374 sözcük) bir metin olarak yazıldı, seslendirildi. Amazon’dan dinleyebilirsiniz. (https://amzn.to/3uOdtOb)


Twitter’la roman yazılır mı?


Twitter ile kitle destek ilişkisinin edebiyatı (?) nereye doğru götüreceğini (ya da, götürmeyeceğini !) gösteren en ilginç örnek, en akla gelmeyecek bir ülkeden, Endonezya’dan (https://bit.ly/3tcF2Ap)...


Endonezya’da çok satan “pembe aşk romanları” (ve filmleri) yazarı Ika Natassa ile Twitter’ın Endonezya Ofisi işbirliği yaptılar. Twitter Polls adlı anket uygulamasını roman yazımında kullandılar. Yazar, romandaki 14 bölümü, okuyucu “anketine” göre yazdı. Her bölüm, “acaba bir sonraki bölümde ne olacak?” beklentisiyle bitiyordu. Okuyucular, 31 Aralık 2015 ile 14 Şubat 2016 arasında her Salı ve Perşembe saat 21’de Twitter Polls üzerinden “yeni bölümde şöyle olsun” diye işaretledi. Toplam 19 bin 602 yönlendirme yapıldı. Yazar, en çok oy alan senaryoyu romanına kattı. Ve mutlu son: Romandaki çiftler aşkı buldular. Yazar da –diğer romanları gibi- yine çok sattı. Ayrıca Twitter’a da “Dünyada ilk kez Twitter Anket’le roman yazıldı” deme fırsatı ve şık bir PR malzemesi oldu.


Bu “roman”, Natassa’nın Twitter’la ilk denemesi değildi. 2011’de de yine bir aşk öyküsünü tweet’ler halinde yazmış, sonra kitap olarak yayınlamıştı. “Twivortiare” başlıklı bu romanı 100 bin sattı. 2019’da Endonezya’da film yapıldı. Ama bu başarılara rağmen Ika Natassa’nın ünü Endonezya ile yerel kaldı. Çünkü ingilizceye çevrilmedi, etkisi güçlü bir küresel medya bunu haber yapmadı, bu nedenle dünyanın “haberi olmadı.” Oysa, romanlarını “nasıl” yazdığı, romanın öyküsünden daha ilginçti ve yenilikçiydi.


Duygu Asena Twitter’a yetişseydi


Gazeteci, romancı ve ülkemizde kadınların medeni haklarının savunucusu Duygu Asena (1946-2006), internet Türkiye’de henüz 5 yaşındayken, 2000 yılında bir “ilk”i gerçekleştirdi: Okuyucusuyla etkileşimli ilk romanını yazdı.


“Aslında Özgürsün” adlı romanın ilk 4 sayfasını internette yayınladı, okuyucularından dasena@turk.net adresine görüşlerini yazmalarını istedi. Onlardan gelen e-postalara göre romanı yönlendirmeye başladı. Sırf, yazarlığına yenilikçilik katmak uğruna.


Bir de slogan buldu: “Okundukça yazıldı”. Gerçekten de romana ilgi duyan, fikrini e-postayla ileten okuyucunun katkılarıyla ortaya 260 sayfalık bir roman çıktı. Asena, romanın arkasına, gelen e-postalardan ilginç 40 tanesini (izin alarak) ekledi. Kitap 2001’de yayınlandı. Duygu Asena yaşasaydı, bu yenilikçiliğini 2006’dan itibaren şekillenmeye başlayan sosyal medyanın çeşitli adreslerine de taşırdı kuşkusuz. (Bugün 16 Nisan, onun doğum günü. 75 yaşında olacaktı. Özlemle anıyoruz).


Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/twitterdan-edebiyata-katki-2/618028

https://www.dunya.com/kose-yazisi/twitterdan-edebiyata-katki-1/615750


9 Nisan 2021 Cuma

Bakan Selçuk'tan 'tablet bilgisayar' paylaşımı

 Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, sosyal medya hesabından tablet bilgisayarların dağıtımıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'tan uzaktan eğitime ilişkin açıklaması geldi. Bakan Selçuk, 29 ilde 34 bin 445 tablet bilgisayarın dağıtıldığını belirtti.


Bakan Selçuk açıklamasında şunları söyledi:


"Uzaktan eğitim sistemlerimize erişim desteği kapsamında tablet bilgisayar dağıtımımıza bu hafta 29 ilimizde devam ediyoruz. 34.445 tablet bilgisayarı daha illerimize gönderdik.


11. faz dağıtım ile birlikte yatılı bölge ortaokullarındaki tüm öğrencilerimize ulaşmış bulunuyoruz."

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI'NDAN AÇIKLAMA


Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre; bugüne kadar 700 bini aşkın tablet bilgisayarı 'Eğitimde Fırsat Adaleti' parolasıyla öğrencilere teslim edildi. 5-11 Nisan tarihleri arasında tedarik edilen 34 bin 445 tablet bilgisayarın sevkiyatı da başladı. Bu fazdaki 19 bin 524 tablet, yatılı bölge ortaokulu öğrencilerine ulaştırılacak. Böylelikle yatılı bölge ortaokullarındaki tüm öğrencilerimize tablet desteği sağlanmış olacak. 11'inci faz tablet bilgisayar dağıtımı kapsamında, 34 bin 445 tablet, 25 GB internet paketiyle birlikte hafta sonuna kadar 29 ile ulaştırılacak.



'BU ZORLU SÜRECİ HEP BİRLİKTE ATLATACAĞIZ'


Bakan Selçuk, tablet bilgisayarların ulaştırılacağı illeri yöneticileri ile video konferansla bir araya geldi. Bakan Selçuk, "Öğretmenlerimizin uzaktan eğitim sistemlerimize erişimde gereksinimi olan öğrencilerimizin EBA Destek Noktaları ve Mobil Destek Araçları ile buluşturulması için çaba sarf ettiğini takip ediyoruz, tüm meslektaşlarıma emekleri için teşekkür ediyorum. Bugün itibari ile 15 bin 105 EBA Destek Noktası ve kırsal kesimde bulunup erişim gereksinimi olan öğrencilerimiz için de 185 adet Mobil EBA Destek Aracı, çocuklarımızın hizmetinde. Eğitim alanında dünyanın en çok ziyaret edilen internet sitesi olan EBA dijital platformunda öğrenci, öğretmen ve velilerimizin de işaret ettiği gibi içerik kalitesi giderek artıyor. Bu zorlu süreci hep birlikte çaba sarf ederek atlatacağız" dedi.


22 Mart 2021 Pazartesi

Okullarda yeni dönem: Dış Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri

 Bakan Pekcan, "Bakanlıklarımız ve TİM'in ortak çalışmasıyla belli okullarımız, Dış Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri adıyla yeniden yapılandırıldı." dedi.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, dış ticaret alanında meslek edinmek, kariyer yapmak isteyen gençler için önemli bir adım attıklarını belirterek, "Bakanlıklarımız ve Türkiye İhracat Meclisinin (TİM) ortak çalışmasıyla belli okullarımız, 'Dış Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri' adıyla yeniden yapılandırıldı." dedi.

Bakan Pekcan, Ticaret Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığınca ortaklaşa düzenlenen "Dış Ticaret Meslek Liseleri Tanıtım ve Alt Protokol İmza Töreni"ne katıldı.

Pekcan, buradaki konuşmasında, Milli Eğitim Bakanı ile 22 Ekim 2019'da "Dış Ticareti Geliştirmeye İlişkin Eğitim İş Birliği Protokolü"nü imzaladıklarını anımsatarak, "Bugün, dış ticaret alanında meslek edinmek, kariyer yapmak isteyen gençlerimiz için önemli bir adımı daha hep birlikte atıyoruz." diye konuştu.

Yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınına rağmen yapılan çalışmalarla iş birliğinde çok daha ileri bir aşamaya geldiklerini ifade eden Pekcan, bakanlıklar ve TİM'in ortak çalışmasıyla belli okulların, "Dış Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri" adıyla yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Pekcan, bu okullarda, günün uluslararası ticaret ortamına uygun, zengin ve etkili bir müfredatla dış ticarete yönelik mesleki eğitim sağlanması yönünde tüm hazırlıkların ve altyapının tamamlandığını bildirdi. 

"Bugün bakanlıklarımız ve TİM arasında imzalanacak Alt Protokol ile iş birliğimizi geleceğe taşıyor, sağlamlaştırıyor, daha da kurumsal ve süreklilik arz eden bir yapıya kavuşturuyoruz." diyen Pekcan, bu çerçevede özellikle protokolün uygulanmasının takibini ve gerekli etki analizlerini yapmak üzere, hem bakanlıklardan hem de TİM'den temsilcilerin yer alacağı yürütme ve danışma kurullarını oluşturduklarını dile getirdi.

Pekcan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen hafta "Ekonomi Reformları" kapsamında açıkladığı, ekonomiyi yatırımlar, üretim, istihdam ve ihracat temelinde büyütme çalışmalarını sürdüreceklerini, hedeflere ulaşmak için nitelikli iş gücünün önem taşıdığını kaydetti.

Gençlerin eğitimine ilişkin çalışma yapmaktan ayrı bir heyecan ve memnuniyet duyduklarını vurgulayan Pekcan, "TİM ve özel sektörümüzü de devreye alarak yeni bir kamu-özel sektör ortaklığı ile en büyük değerimiz, en büyük umudumuz olan gençlerimize yatırım yapıyoruz." ifadelerini kullandı.

"İkinci yabancı dil olarak çoklu coğrafyalarda konuşulan diller müfredata alındı"
Pekcan, gençler için en etkin ve en doğru müfredat içeriğini belirleyebilmek ve okulların "yeni nesil dış ticaret meslek liseleri" olarak faaliyet gösterebilmelerini sağlamak için ilgili tüm paydaşların katılımıyla bir çalıştay gerçekleştirdiklerini anlattı. 

Çalıştayda katılımcıların hem müfredat hem de okulların yapısına ilişkin görüş ve önerilerini değerlendirmeye aldıklarını belirten Pekcan, özellikle ihracatçıların ihtiyaç ve görüşlerini de çalışmalara yansıttıklarını söyledi. 

Pekcan, şöyle devam etti:

"Bu kapsamda e-ticaret uygulamaları, dış ticarette riskler ve korunma yöntemleri, dış ticaret istihbaratı, uluslararası ve dijital pazarlama gibi güncel konular da müfredata eklendi. Etkin bir dış ticaret için yabancı dil bilgisinin önemine istinaden İngilizce'nin yanı sıra ikinci yabancı dil olarak Çince, Rusça, İspanyolca, Portekizce ve Japonca gibi çoklu coğrafyalarda konuşulan diller de okullarımızın müfredatına alınmıştır."

Proje kapsamında amaçlanan konular
Uygulamalı eğitim sağlayabilmenin önemine istinaden proje kapsamında amaçladıkları konulara da değinen Pekcan, şöyle konuştu:

"Öğrencilere, staj, burs ve diğer istihdamı kolaylaştırıcı imkanlar sağlanmasını, beceri, eğitim ve staj uygulamalarının gerçek hizmet ve üretim ortamlarında yapılmasını, öğretmenlere yönelik olarak uygulamalı hizmet içi eğitim faaliyetlerinin düzenlenmesini, alanında uzman konuşmacıların katılımıyla düzenlenecek olan toplantı, seminer ve konferanslarla söz konusu okullardaki öğrenci ve öğretmenlerin mesleki ve teknik farkındalıklarının geliştirilmesini ve açılacak yarışmalarla öğrencilerin bilgilerini değerlendirmelerine katkı sağlanmasını hedefliyoruz."

"İlk aşamaya İstanbul, Gaziantep, Mersin ve İzmir'den başlıyoruz"
Pekcan, projenin ilk aşamasına İstanbul, Gaziantep, Mersin ve İzmir gibi ihracatta hareketli illerden başlayacakları bilgisini vererek, "Bu 4 ilimizdeki 6 proje okulumuzda, şimdilik 305 öğrencimiz ve 63 öğretmenimizle yola çıktık. Önümüzdeki eğitim öğretim dönemi ve takip eden eğitim-öğretim yıllarıyla bu okullarımıza önemli bir talep olacağını ve öğrenci sayılarında hızlı bir artış göreceğimizi değerlendiriyorum." ifadelerini kullandı.

Başarılı öğrencilerin, bahse konu proje okullarına kayıt yaptırmak için adeta can atacaklarına yürekten inandığını vurgulayan Pekcan, Milli Eğitim Bakanlığı ile eşgüdüm halinde güzel bir hazırlık yaptıklarını ve öğrencilerin bu okullarda eğitim anlamında aradıklarından çok daha fazlasını bulacaklarını anlattı.

"Bu okullar gençlerimize parlak birer kariyer kapısı olacak"
Pekcan, ilgi duyan öğrencilere "Dış ticaret meslek liselerine kayıt yaptırmalarını geleceğin dış ticaretçileri olmak adına güzel bir başlangıç yapmalarını kendilerine tavsiye ediyorum." sözleriyle çağrıda bulunurken, öğretmenler ve eğitmenlerden de uluslararası kariyer yapabilme potansiyeli gördükleri öğrencilerini bu liselere yönlendirmelerini rica etti.

Bakanlık bürokratlarının da bu okullarda görev yapacak değerli öğretmenlere her aşamada destek vermeye devam edeceklerini belirten Pekcan, "Bu okullar hem ihracat sektörlerimizin nitelikli eleman ihtiyacını giderecek hem de mezun gençlerimize parlak birer kariyer kapısı olacaktır. Bu okullar ihracatçı sektörlerimiz ile bu sektörlerde istihdam edilecek gençlerimizin sadece bugünlerine değil, geleceklerine de yapılmış oldukça vizyoner bir yatırımdır." değerlendirmesinde bulundu.

Pekcan, projenin esas itibarıyla "ağacı yaş iken eğme" ve Türkiye'nin ihracat serüvenini yeni nesiller üzerinden geleceğe taşıma projesi olduğunu söyledi.

"Ülkemiz ihracatının 100 yıl sonrasına yatırım yapıyor olmanın kıvancını yaşıyoruz"
"Ticaret Bakanlığı olarak, Milli Eğitim Bakanlığımızın ve TİM'in destekleri ve iş birliğinde, ülkemiz ihracatının sadece bugününe değil 100 yıl sonrasına yatırım yapıyor olmanın kıvancını yaşıyoruz." diyen Pekcan, projenin Bakanlığın diğer projeleriyle de uyumlu olduğunu anlattı.

81 ilde "İhracata İlk Adım Programı" ile dış satımı ülke geneline yaydıklarını anımsatan Pekcan, "Yakın gelecekte ülke geneline yayılmasını umduğumuz dış ticaret meslek liselerimiz 81 ilimizdeki ihracatçılarımız için gerekli insan kaynağını yetiştirecek, bu okullardan mezun gençlerimiz ülkemizin dört bir yanında iş imkanları bulabileceklerdir." dedi.

Pekcan, projenin hayata geçirilmesinde sundukları katkılardan dolayı Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'a, TİM Başkan İsmail Gülle'ye, katkı sunan personellere ve elini taşın altına koyan tüm paydaşlara teşekkür etti.

Öğrencilere "Ufkunuzu geniş tutun ve kendinize güvenin, yalnız değilsiniz." çağrısında bulunan Pekcan, imzalanan Alt Protokol'ün ve dış ticaret mesleki ve teknik Anadolu liselerinin hayırlı ve uğurlu olması temennisinde bulundu.

Dünya Süper Ligi'ne giren Türk üniversiteleri belli oldu

 Hacettepe, ODTÜ ve Koç, ODTÜ University Ranking by Academic Performance Laboratuvarı'nca (URAP) açıklanan rapora göre, "Dünyanın En İyi İlk 500 Üniversitesi" listelerinden 3'üne girerek Türkiye'de en yüksek başarıyı gösteren üniversiteler oldu.

ODTÜ URAP Laboratuvarının da aralarında olduğu 11 sıralama kuruluşu, ARWU, CWUR, LEIDEN, NTU, QS, RUR, SCIMAGO, THE, USNEWS ve WEBOMETRICS'in, Türkiye'deki 203 üniversitenin dünya sıralamalarına ilişkin değerlendirmeleri, ODTÜ URAP tarafından yayınlandı.

Raporda 11 araştırma üniversitesi ve 5 aday üniversitenin 2013-2020 arasında dünya sıralamasındaki durumu da ilk kez değerlendirildi.

En çok sıralamaya giren 3 üniversite belli oldu
Buna göre, 2020'de "Dünyanın En İyi İlk 500 Üniversitesi" sıralamasında 9 Türk üniversitesi yer aldı.

Hacettepe, ODTÜ ve Koç, listeye Türkiye'den giren 9 üniversitenin ilk 3'ü olarak sıralandı.

Hacettepe Üniversitesi, RUR listesine 378'inci, LEIDEN listesine 455'inci ve URAP listesinde 500'üncü sıradan girdi.

ODTÜ ise WEBOMETRICS listesinde 416, RUR listesinde 454'üncü, US NEWS listesinde ise 453'üncü sırada yer aldı.

Koç Üniversitesi THE listesine 450'nci, RUR listesine 448'inci, QS listesine 465'inci sıradan girdi.

İlk 500 sıralamasında 2 listeye adını yazdıranlar
11 kuruluştan 2'sinin listesinde ilk 500'e giren 4 üniversite ise şöyle:

"İTÜ (RUR: 449 ve USNEWS: 486), Boğaziçi Üniversitesi (US NEWS: 197 ve RUR: 425), Bilkent Üniversitesi (RUR: 385 ve SCIMAGO: 494) ve İstanbul Üniversitesi (LEIDEN: 355 ve ARWU: 450)."

En iyi 500 listelerinden birine giren üniversiteler ise Sabancı (RUR: 344) ve Çankaya (THE:450) oldu.

Raporda, üniversitelerin bu durumuna ilişkin, "Dünya sıralamalarında 2020 yılında, bu 9 üniversitemizin en az bir sıralamada ilk 500'e girmesi ülkemiz açısından azımsanmayacak bir başarı." değerlendirmesi yapıldı.

İlk 500'e giren Türk üniversitelerine ilişkin son 10 yıllık performans analizi
Türk üniversitelerinden 10'u, 2011 dünya sıralamasında ilk 500'de yer alırken, geçen yıl ilk 500'e girebilenlerin sayısı 8'e düştü. Bu yıl sayı 9'a yükseldi.

İstanbul Üniversitesi 2011'de 4 listede ilk 500'de, 2020'de ise 2 listede ilk 500'e girebildi, URAP ve SciMago'da ilk 500'deki yerini de kaybetti.

ODTÜ 2011'de 4 sıralamada ilk 500'deyken, 2020'de 3 listede ilk 500 arasında yer buldu, URAP, LEIDEN ve SciMago'nun ilk 500 listesinde yer alamadı.

2011'de 3 listede ilk 500'de yer alan Hacettepe Üniversitesi, 2020'de yine 3 sıralamada ilk 500'e girebildi, SciMago listesindeki yerini kaybetti.

Bilkent Üniversitesi, 10 yıl önce 2 sıralamada ilk 500'de yer alırken 2020'de yine 2 listede ilk 500'e girdi, THE ve QS sıralamalarında kendine yer bulamadı.

İTÜ, 1 listede yer aldığı 2011'den 10 yıl sonra bir listenin ilk 500'üne girme başarısını gösterirken, THE sıralamasından çıktı.

Boğaziçi Üniversitesi, 2011'de 1 listede, 2020'de ise 2 listede ilk 500'e girdi ve US News sıralamasında 197'inci olarak ilk 500 arasındaki en yüksek sıraya çıktı. Boğaziçi Üniversitesi, THE sıralamasında ilk 500'deki yerini kaybetti.

Sabancı Üniversitesi, hem 2011'de hem 2020'de 1 listede yer aldı, QS sıralamasından çıktı.

2011'de 3 sıralama listesinde bulunan Ankara Üniversitesi ile 2 sıralama listesinde bulunan Gazi ve Ege üniversiteleri geçen yıl ilk 500 listesinde yer almadı.

203 üniversitenin dünya sıralamalarındaki karnesi
Raporda, 2020'de dünya genel sıralamalarına ilk 500'ün dışında girmeyi başaran 203 Türk üniversitesinin durumuna da yer verildi.

Buna göre, dünya üniversite sıralaması yapan 11 sıralama kurumunun 11'inin de listesinde yer alma başarısını gösteren 5 üniversite Hacettepe, İstanbul, İTÜ, ODTÜ ve Ankara Üniversiteleri oldu.

Ege, Gazi, Bilkent ve Boğaziçi üniversiteleri dünya sıralamasının yapıldığı 10 listede kendine yer buldu.

Dokuz Eylül, Koç ve Erciyes üniversiteleri 9 listeye, Atatürk, Marmara, Yıldız Teknik, Çukurova, Sabancı 8 listeye, Selçuk, Akdeniz, Eskişehir Osmangazi, Gebze Teknik, Anadolu, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ise 7 listeye girme başarısını gösterdi.

Dünya sıralamalarından 6'sına 10; 5'ine 12, 4'üne 17, 3'üne 41 ve 2'sine 21 üniversite girdi.

Sadece 1 sıralamada yer alan üniversite sayısı bu yıl 79 oldu.

Araştırma ve aday araştırma üniversitelerine özel başlık açıldı
URAP, bu yıl ilk kez Türkiye'de "araştırma ve aday araştırma üniversiteleri"nin dünyadaki yerlerini detaylı olarak inceledi.

Türkiye'de araştırma üniversitelerinin ve aday araştırma üniversitelerinin belirlenmesinin önemli bir gelişme olduğu kaydedilen raporda, akademik rekabetin başarıyı da artıracağına ve zamanla dünyanın en iyi üniversiteleri arasına girme şansının artacağına vurgu yapıldı.

Türkiye'deki 16 araştırma ve aday araştırma üniversitesinden 5'i 2020'de ilk 500 listesinde yer aldı.

Bu üniversitelerden Hacettepe ve ODTÜ 3 listede ilk 500'e girdi.

İTÜ, Boğaziçi ve İstanbul Üniversitesi 2'şer listede ilk 500 üniversite arasında yer buldu.

URAP dünya sıralamasında araştırma üniversitelerinin 2013-2020 arasındaki durumu
URAP 2013 dünya sıralamasında 458'inci, sonraki yıllarda 500-550 arasında yer alan Hacettepe Üniversitesi 2020'de ilk 500'e girebilen tek araştırma üniversitesi oldu. Hacettepe, 2013-2020 döneminde URAP sıralamasında "konumunu en iyi koruyan üniversite" olarak belirlendi.

İstanbul Üniversitesi, 2013-2015'te URAP sıralamasında üst üste 3 yıl boyunca ilk 500'e girdi, 2020'de 632'nci oldu.

İTÜ, ilk kez 2014'te ilk 500'de yer aldığı listede 2020'de 725'inci sırada yer aldı.

2013-2015'te ilk 500'de yer alan ODTÜ 2020'de 751'inci oldu.

Ankara Üniversitesi, 2013'te 510'uncu, 2020'de 824'üncü sırada yer aldı.

URAP'ın 2013-2014 sıralamasında ilk 500'e giren Ege Üniversitesi, 2020'de 915'inci sıradan listeye girdi.

2013'te 519'uncu olan Gazi Üniversitesi, 2020'de 924'üncü oldu.

URAP sıralamasında 2013'te 734'üncü sırada yer alan Boğaziçi Üniversitesi, 2014'te 575’inci, 2020'de 1096'ncı oldu.

Erciyes Üniversitesi, URAP sıralamasında 2013'te 879'uncu, 2020'de 1101'inci sırada yer aldı.

Benzer şekilde diğer araştırma ve aday araştırma üniversiteleri, URAP sıralamasında 2013'ten itibaren geriledi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ise yeni kurulduğu için URAP sıralamasına ilk kez 2020'de girdi ve 1215'inci oldu.

"Araştırma üniversitelerimiz sabırla yayınlarını artırmalı"
URAP Koordinatörü Prof. Dr. Ural Akbulut, rapora ilişkin değerlendirmesinde, Türk üniversitelerinin dünya sıralamalarında en üst sıralara yükselmek için yoğun çaba harcadığına dikkati çekti.

Akbulut, "Yayın ve atıf sayıları incelendiğinde üniversitelerimizin genellikle yayın ve atıflarının her yıl az da olsa arttığı görülmektedir. Ancak, yayın ve atıf sayılarındaki artış hızımız, dünya ortalamasının altında kalmaktadır." değerlendirmesini yaptı.

Yıllarca sabırla ve yılmadan çalışmaları sonucunda Çin üniversitelerinin dünyanın en iyileri arasına girme hedefini gerçekleştirdiği örneğini veren Akbulut, "Bizim araştırma üniversitelerimiz morallerini bozmadan sabırla, yayınlarının sayı ve kalitesini artırarak, yeni laboratuvarlar kurarak ve yurt dışındaki yetenekli araştırmacıları kadrolarına katarak başarıya ulaşabilir." ifadelerini kullandı.

Akbulut, "araştırma üniversitesi" kavramının kabul görmesinin, üniversite yöneticilerinin ve akademisyenlerin bu konuda büyük çaba harcamasının, başarıya ulaşma şansını arttırdığını kaydetti.

Kaynak:
Dunya.com

19 Mart 2021 Cuma

MentalUP, yarı yıl tatilinde 5,5 milyon kez oynandı

  4-13 yaş arası çocukların dikkat, hafıza gibi zihinsel becerilerini geliştiren Türkiye'nin ilk oyunlaştırılmış eğitim platformu MentalUP’ın kullanıcı sayısı 100'den fazla ülkede 6 milyonu aştı

Türk Telekom'un ortak olduğu oyunlaştırılmış eğitim platformu MentalUp'ın zihinsel becerileri geliştirici ve güvenilir oyunları, yarı yıl tatilinde 5,5 milyon kez oynandı.

Türk Telekom'dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin dijital dönüşümünün öncü firmalarından Türk Telekom, dijital eğitim platformlarıyla ailelerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin tercihi olmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Türk Telekom’un kurumsal girişim sermayesi şirketi olan TT Ventures ile ortağı olduğu MentalUP, 3 haftalık yarı yıl tatilinde 5,5 milyon kez oynandı.

4-13 yaş arası çocukların dikkat, hafıza gibi zihinsel becerilerini geliştiren Türkiye'nin ilk oyunlaştırılmış eğitim platformu MentalUP’ın kullanıcı sayısı da 100'den fazla ülkede 6 milyonu aştı.

Oyunlaştırılmış eğitim platformu MentalUP, hiçbir reklam içeriği barındırmıyor. Pedagog onaylı bir uygulama olan MentalUP'daki oyunlar, akademisyenler ve uzman oyun tasarımcıları ile birlikte hazırlanıyor.

Günlük 20 dakikalık egzersiz uygulaması sayesinde ekran bağımlılığı riski azaltılıyor.

İçerisinde 100'den fazla oyun ve egzersiz bulunan MentalUP, son 1 yılda 120 milyon kez oynandı.

Eğlenceli ve güvenilir içerikleriyle MentalUP, uygulama marketlerinde 4,8 puanla en sevilen eğitim uygulamalarından biri.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Telekom İş Geliştirme ve Yeni Girişimler Direktörü Muhammed Özhan, 'Uzaktan eğitim sürecinde MentalUP’ın yurt içindeki ve dışındaki önemli eğitim kurumlarında kullanılmaya başlanması bizi sevindiriyor. Türk Telekom’un 2016’da PİLOT programıyla desteklediği ve daha sonra TT Ventures ile ortak olduğu MentalUP, fark yaratan çalışmalarına devam edecek.' ifadelerini kullandı.


Kaynak:

https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/bilisim/mentalup-yari-yil-tatilinde-5-5-milyon-kez-oynandi/662705


31 Ocak 2021 Pazar

5G, Eğitimi Nasıl Dönüştürüyor

 5G yani 5. nesil mobil telefon teknolojisinin getirdiği en önemli özellikleri iletişimde gecikmenin azalması, bağlantı sayısının artması, 4G’ye göre 10-100 kat daha hızlı olması ve çok daha az enerji tüketmesi olarak sıralayabiliriz. Bu özellikleri ile dijitalleşen ve dönüşen yeni dünyada tüm sektörleri kökten etkileyecek bir döneme giriyoruz. Zaten artık her şey akıllı hale gelip internete bağlanıyor ve hem veri üretiyor hem de veri topluyor. Akıllı cihaz (nesne) deyince de internete bağlanabilen, bilgi üreten ve paylaşabilen nesnelerden bahsediyoruz. Böylesi bir dünyayı da Nesnelerin İnterneti ( IoT- Internet of Things) diye tanımlıyoruz.


Kaynak: 

https://turk-internet.com/5g-egitimi-nasil-donusturuyor/


Eğitim Teknolojileri Zirvesi 6 Mart’ta

 Eğitim Teknolojileri Zirvesi (ETZ) 6 Mart’ta 8’nci kez yapılacak. Zirvenin bu yılki ana teması ise eğitimde dijitalleşme çerçevesinde bilgi toplumundan süper akıllı topluma geçiş olarak da ifade edilen Toplum 5.0 olacak. ETZ, pandemi önlemleri nedeniyle bu yıl katılımcılarını zenginleştirilmiş dijital etkinlik tasarımıyla çevrimiçi ortamda buluşturacak.



17 Ocak 2021 Pazar

Yabancı Dil Eğitimi

* Yabancı dil öğretiminde ve öğreniminde neden başarılı olamıyoruz? Sizce nerede hata yapılıyor?

Evet, yabancı dil öğretiminde pek başarılı değiliz. Çünkü:

Doğru kaynaklara sahip değiliz. Yabancı dil öğretiminde ders kitabı çok önemli. Nasıl bir kitap? 4 dil becerisini kazandırmaya yönelik etkili ve ilgi çekici etkinliklerin yanı sıra gramer ve kelime bilgisini tam da yerinde veren dünya standartlarında, kendini sevdiren bir kitap. Devlet okullarında kullandığımız kitaplar bu beklentileri pek karşılamıyor. Şöyle ifade edeyim: Ben profesyonel bir öğretmenim ama amatör kitaplar okutmaya zorlanıyorum. Özel okullarda ya da dil kurslarında kullanılan kitaplara bakınız. Ben de Milli Eğitim Bakanlığından bu tür kitaplar sağlamasını bekliyorum. Etkili bir ders kitabı, çalışma kitabı, ayrıca test kitabı, ekstra bir okuma kitabı, bunların etkileşimli dijital versiyonları vs. Bunlar bana sağlansın ki ben sürekli sağdan soldan materyal derleme uğraşında ve ders planlama telaşında olmayayım. Ya da bana sağlananla yetinip öğrencileri boğucu derslere zorlamayayım.

Evet, altını çizerek söylüyorum. Ülkemizde yabancı dil öğretimini geliştirmek istiyorsanız, işe ders kitabından başlayın. Öğretmene iyi kaynaklar sağlayın, sonra onun mesleki yeterliklerini sorgulayabilirsiniz.


Mesleki yeterlik demişken, bakanlığımız zaman zaman İngilizce öğretmenleri için mesleki çalışma seminerleri düzenler. Konularında uzman yabancı hocaları dinlemek, onlarla konuşmak ve yeni bir şeyler öğrenmek hoşumuza gider. Şu an bakanlığımız bir pilot bölgede British Council ile ortak bir çalışma yürütüyormuş. Güzel, ama bakın ne diyeceğim: İsterlerse her öğretmeni aylar süren yurt dışı eğitimlerine göndersinler. O kadar donanım kazanıp okuluma dönünce yine aynı ders kitaplarını okutacaksam neye yarar? Ben tüm mesleki birikimimi elimdeki kitabın eksiklerini gidermek, yanlışlarını düzeltmek için mi harcayayım? Demek ki öncelikle profesyonel bir ders kitabı şart.


Öğretmen merkezli eğitime devam ediyoruz. Elinde kendisine rehberlik edecek iyi bir ders kitabına sahip olmayan öğretmen eskiden beri gelen alışkanlıklarını devam ettiriyor. Konuşmak, yazmak gibi üretken beceriler kazandırmak yerine ne yapıyor? Bol bol gramer anlatıp öğrenciye alıştırma veriyor. Metinler okutuyor, kelime ezberletiyor. Dinleme yaptırıyor. Öğrenci oldukça pasif. Evet, öğrenciye okuma, dinleme ve boşluk doldurma gibi pasif/alıcı dil becerileri kazandırıyoruz. Konuşma, yazma aktiviteleri pek yüzeysel kalıyor. Bu nedenle, mezun olduğunuzda İngilizce kitap, gazete okuyabiliyorsunuz, izlediğiniz bir filmi az çok anlayabiliyorsunuz, çoktan seçmeli sorulardan oluşan dil sınavlarına girip başarılı olabiliyorsunuz. Kendinizle gurur duyuyorsunuz. Ancak iş pratiğe, yani dili aktif biçimde kullanmaya gelince, özellikle sözlü iletişim konusunda tıkanıp kalıyorsunuz. Alt tarafı birkaç basit cümle kuracaksınız belki ama niye bu kadar geriliyorsunuz? Çünkü yabancı dil eğitiminizin büyük bir kısmı eksik kalmış. Bu durum için şu tabiri de kullanabiliriz: İngilizce’niz kağıt üstünde kalmış.  

Demek ki dil öğretiminde aktif/üretken becerilere eğilmemiz gerekiyor. Konuşmayı ve yazmayı öğretmek de öğrenci merkezli eğitim modelini gerektiriyor. Çünkü bu becerileri ancak kendiniz yaparak, kendi metinlerinizi  üreterek, arkadaşlarınızla işbirliği yaparak kazanabilirsiniz. Öğretmen etkili bir aktivite hazırlayıp yolu gösterdikten sonra geri çekilmeli ve sınıfta gözlemci konumunda olmalıdır.


Öğrenci merkezli eğitimde öğretmenin görevi öğrenciye dili aktif biçimde kullanabileceği öğrenme ortamı oluşturmaktır. Bu eğitim modelini oluşturan prensibe göre öğrenci okula yeni bir şeyler tecrübe etmek için gelir. Öğrenci üretken olduğu için yeni alışkanlıklar kazanır. Öğrenmenin tanımı da budur zaten. Alışkanlık haline gelen şey unutulmaz, böylece gerçek yaşamda karşılaştığınız bir durumda ben bu cümleyi nasıl kuracağım diye düşünüp çeviri yapmaya çalışmazsınız. Sözler ağzınızdan dökülüverir, buna da yabancı dilde akıcılık diyoruz.


Doğru öğretme yöntemi bu: Derste öğrencilere gerçek yaşama benzer durumlar, ortamlar yaratacak ve onlardan dili aktif şekilde kullanarak bir şekilde işin içinden çıkmalarını isteyeceksiniz. Ama elbette bu beklenti için önce onlara ihtiyaçları olan dil yapılarını ve kelime bilgisini kazandırmanız gerekiyor. Bu noktada doğru kaynaklara sahip olmak çok önemli.


Oyun ve eğlence faktörünü de göz ardı etmemek lazım. Örneğin, tüm sınıflarda oynattığım bir oyun var. Bir yarışma. Öğrenciler rekabet içeren oyunlara bayılıyor. Takımlarına puan kazandırmak için İngilizce’ye dair ne biliyorlarsa varlarını yoklarını ortaya koyuyorlar. Dersi hiç sevmeyip uyuklamayı tercih eden öğrenciye bile bu oyunda can geliyor. Sınıfta müthiş bir enerji ortaya çıkıyor. Öğrenciler eğlenerek öğrenmeli. Ayrıca İngilizce’yi ders olmaktan çıkaracak ders dışı etkinlikler de önemli. Örneğin okulda bir İngilizce konuşma kulübü başlattık. Öğrenciler büyük ilgi gösterdi. Kulüpte her sınıf ve şubeden öğrenci var. Whatsapp grubunda yazışarak sohbet ettiğimiz gibi bir de hafta sonu online toplantılarımız oluyor. Biz öğretmenler burada hiçbir şey öğretmeye çalışmıyoruz ama öğrenciler birbirlerinden çok şey öğreniyor. 


Tamam, şimdi öğretmen niteliğini ve onların mesleki yeterliklerini sorgulayalım. Yabancı dil söz konusu olduğunda öğretmen bile olsanız öğrenmeyi bırakmamalısınız. Öğretmenlerimiz de harika bir eğitim almadılar. Onların da dil becerilerinde zayıf kalan noktalar var. Tabi yine aktif becerilerden, özellikle konuşmaktan bahsediyoruz. İngilizce konuşmaktan çekinen, kendini bu konuda rahat hissetmeyen bir öğretmenin bu dille barışık olduğunu söyleyemeyiz. O halde dersinde de bu konuda çok başarılı olamayacak. Öğrencilerin gelişim düzeyi kısıtlı kalacak, onlar da dille barışma şansı bulamadan mezun olacaklar. Öğretmenin görevi size öncelikle en rahat yoldan kendinizi ifade etmeyi öğretmek olmalı. Sonrasında size daha ileri düzeyde farklı yolları da öğretebilmeli. Evet, öğretmen sınıfta bu dille ne kadar barışık olduğunu ve kendisini ne kadar rahat ifade edebildiğini göstererek öğrencilere ilham vermeli.  

Bu konuda mesleki eğitim çalışmaları nasıl olmalı? Bir seminere katılıp sadece izleyerek çok şey kazanamayız. Öğretmenleri konuşmaya, yazmaya, üretmeye teşvik edecek ortamlar sağlanmalı. Ben yirmi yıllık İngilizce öğretmeniyim. İyi öğretmen olmaya ve kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Benim için öğrenmek sürekli bir şey. Ama daha iyi olabilirdim diye düşünüyorum. Bir meslekte yirmi yıl azımsanacak bir şey değil. Yalnız, kendi çabalarım dışında pek olanak bulamadım. Hiç yurt dışına çıkmadım, kendileriyle uzun uzun sohbet edecek yabancı arkadaşlarım da olmadı. Ve birkaç yıl önce sırf kendimi kendime ispat edebilmek için yüksek bir ücret ödeyerek IELTS sınavına girdim. En yüksek puanı konuşma bölümünden almak beni mutlu etti. Demek istediğim bakanlığımız bu tür çalışmalar yaptırabilir, sonunda bizi sınava da sokabilir. Bunu rahatımız bozacak bir tehdit gibi değil, gelişme şansı olarak görürüz. Öğretmenlerin dil becerileri geliştirmek ve onları dille barıştırmak mümkündür.    


 


* Dil öğrenimini bireysel açısından ele alırsak – neden yabancı dil öğrenemiyoruz ya da süreç niçin bu kadar uzuyor? Bizim sorunumuz ne?


Türkler yabancı dil öğreniminde yeteneksiz gibi bir görüşü asla kabul etmiyorum. Yabancı dil öğrenimiyle ilgili sorunlar her millet için aşağı yukarı aynıdır. Bir iki noktayı vurgulamak istiyorum.


Öncelikle yabancı dil öğrenmek zor bir iş ve hepimizde içsel bir tembellik var. Hadi dilbilgisi çalışmak, kitap okumak ve dinleme yapmak tamam, bu kadarını başarıyoruz ama konuşma yazma mevzusu pek zahmetli bir iş. İşte mesele bu: Tembellikten sıyrılıp bu üretken beceriler üzerinde çalışmazsanız, diğer bir deyişle yaparak yaşayarak öğrenmezseniz süreç uzar da uzar. Yıllar sonra ben niye hala konuşamıyorum dersiniz. İşin sırrı burada. Dil öğreniminde rahatlıktan vazgeçmeli, aktif ve üretken olmalı, kendi cümlelerinizi kurmalısınız. Ortamlara girmeli, ortam bulamıyorsanız yaratmalısınız. Bu nedenlerle özel ders almayı ya da bir dil kursuna gitmeyi düşünüyorsanız bu noktaları sorgulayın. Size aktif öğrenme ortamı sağlanacak mı? Sizi bol bol konuşmaya ve yazmaya zorlayacaklar mı? İhtiyaçlarınız karşılanacak mı yoksa aylarca oyalanmış mı olacaksınız? Süreci kısaltmak ve verimi yükseltmek mümkün. Bir yılda geleceğiniz seviyeye birkaç ayda ulaşmak mümkün. Demek ki şahsi çabalarımız kadar bize yardımcı olacak kişi ya da kurum da önemli.


  


* İlerleyen yaşlarda dil sorununu çözmek mümkün mü? Yetişkinlerin dil öğrenmeleri için önerileriniz var mıdır?


 


Yaş konusunu sorun etmeye gerek yok diye düşünüyorum. İleri yaşlarda da herhangi bir dili öğrenmeye başlayabilirsiniz. Mesele doğru kaynak ve yöntemi kullanmak. Dil öğrenmek bir maratondur. Ama idmansız ve formsuz bir şekilde maratona çıkamazsınız. Yani dil becerileri kazanmak da kaslarımızı güçlendirmek gibi bir şey. Azar azar başlayıp güçlendikçe koştuğumuz mesafeyi arttıracağız. Sonunda maraton koşabilecek duruma geleceğiz. Bu yüzden ilk başlarda yavaş olun. Bol bol tekrar yapın. Öğrendiklerinizi kendi kendinize defalarca ve sık sık tekrarlayın. Bu dili tek başınıza çalışıyorsanız, “Şu seviyeyi bitireyim, bu seviyeyi geçeğim artık bugün,” diye koşturmayın. Sonunda yine başa dönmek zorunda kalırsınız.


Dil öğrenmek para harcamaya değer güzel bir uğraş. Eğer bir kursa gidemiyor ya da özel dersler alamıyorsanız, en azından online bir uygulama satın alarak bu işe başlayabilirsiniz.


İster yeni bir dile başlayın, ister yıllarca çalışıp da öğrenemediğinizi düşündüğünüz İngilizce’ye dönüş yapın; prensip aynı. Dili kullanarak öğren, tembellikten sıyrıl ve en önemli beceriye yani konuşma becerisine odaklan.


Nerede, kiminle konuşacağım? Online yabancı arkadaşlar bulmak çok kolay değildir. Sizin gibi birçokları bir İngiliz ya da Amerikalı arkadaşı olsun ister. Yaşadığınız yer de pek turistik bir yer olmayabilir. Yurt dışına çıkmak da bir hayli harcama ve zaman gerektirir. Yabancı öğretmenlerden makul ücretlerde haftada bir, belki ayda bir online, canlı ve görüntülü dersler alabilirsiniz. Sizin için çok iyi bir tecrübe olur, birkaç ders sonrasında kendinize güven kazanırsınız. Güven burada anahtar sözcük, güven kazandıktan sonra gerisi kolay.


Türk öğretmenlerle konuşma dersleri olmaz mı? Elbette olur, alanlarında yetkin öğretmenlerle konuşma dersleri yapabilirsiniz. Size çok yardımcı olacaklar. Çünkü gerekli noktada size Türkçe açıklama yapacaklar. Sorunlarınızı rahatça anlatabileceksiniz. Ama zaman zaman da yabancı öğretmenlerden ders alın ki kendinize güveniniz artsın.  


Kendi başıma konuşma becerimi nasıl geliştiririm?


Okuma ve dinleme çalışmalarının pasif aktiviteler olduğunu söylemiştim. Bu çalışmaları aktifleştirmek mümkün. Nasıl?


Okurken:


Okuduğunuz her bir cümleyi bir de metne bakmadan söylemeye çalışın. Tekrar edin. Sonra metne bakmadan paragrafı anlatmaya çalışın. Bunu sesli yapın. Sonra belki tüm metni. Kendi sözcüklerinizle metinden ne anladığınızı anlatın.

Okuduğunuz her şeye tepki verin. Metinle ilgili soru sorun, cevap verin. Kendi sözcüklerinizle yorumlayın. Farklı bir şekilde anlatmaya çalışın.

Okuduğunuz metinle ilgili kendi düşüncelerinizi söyleyin ve yazın. Burada amaç şu olsun. Ben yabancılarla karşılaştığım bir ortamda bu konuda bir şeyler söyleyebilirim. Kazanım elde edin. Kumbaraya para atmak gibi düşünebilirsiniz bunu. Birikimler ileride çok işe yarayacak.

Dinlerken / İzlerken:


Yukarıdakilerin aynını yapın. Bu kez farklı olarak şunu da yapın. Konuşmacıyla aynı anda cümleleri söyleyin. Sonra kendi sesinizi kaydederek karşılaştırma da yapabilirsiniz. Bu çalışma size çok iyi bir telaffuz, vurgulama ve tonlama yeteneği kazandıracak.


İşte bu şekilde okuma ve dinleme çalışmalarını aktif hale getirebiliriz. 


Kaynak:

http://blog.milliyet.com.tr/yabanci-dil-egitimi/Blog/?BlogNo=627842


16 Ocak 2021 Cumartesi

TED gibi konuşmak

 Fikirlerinizi ikna edici bir şekilde dile getirmeniz hayallerinizi gerçekleştirmek için ihtiyacınız olan tek sihirli yeti.

Başarılı sunumlar hazırlamak ve etkili bir konuşmacı olmak için 3 adet vazgeçilmez kurala uymanız gerekir. Carmine Gallo’ya göre, TED konferansında can kulağıyla dinlediğimiz konuşmaların ortak özellikleri bu değişmez üç kurala uymaya bağlı. 

TED gibi Konuşmak adını verdiği kitabında dünyanın en başarılı sunumlarının ardındaki sırları açığa çıkarıyor. Bu sırları çözmek sizi dinleyenlerin kalbini ve beynini kazanma yolundan geçiyor. Akıllıca yazılmış size adım adım hedef kitlenizin dikkatini çekmeyi, bilgilendirmeyi, zaman zaman eğlendirip zaman zaman gözlerini doldurmayı kısacası duygularını etkilemeyi pratik yöntemlerle anlatan etkili bir rehber kitap. 
Apple’nin markalaşmasında Steve Jobs’a büyük destek veren, Enchantment (Büyüleme) kitabının yazarı Guy Kawasaki Gallo’nun kitabını herkesi daha iyi konuşmacılar haline getirebilecek muhteşem bir bilgi kaynağı olarak nitelendirmiş. 

Misyonu fikirleri yaymak olan TED sunumları dünya genelinde internet üzerinden 1 milyar defadan fazla görüntülenmiş. TED Open Translation Project (Açık Çeviri Projesi) dahilinde 200 gönüllü çevirmen, 300 çeviri ve (İngilizce dışında) 40 yabancı dille başlayan çalışmalar bugün 45.000 sunumun çevirisinin bulunduğu geniş bir arşiv niteliği taşımakta. 

TED konuşmalarına gösterilen ilgi, fikirlerin 21.yüzyılın en güçlü para değeri olduğunu gösteren bir gerçek. 21. Yüzyıl birçok teknolojiyi kullanarak fikirleri yayma yüzyılı. Ancak TED sunumları sıradan sunumlar değil. Mesleğinde en başarılı kişilerin, dünyanın ileri gelen fikir liderlerinin fikirlerini kısa, etkileyici ve akılda kalıcı şekillerde bilgilerini paylaştığı, seyredenlerde çoğu zaman hayranlık ve hayret arasında duygular bırakan, ayakta alkışlanan konuşmalar.

Sunumlar duygusal yeni ve akılda kalıcı olmalı

TED sunumlarının etkileyiciliği sırf dünyanın en başarılı insanları tarafından yapılmasıyla kısıtlı değil. Sunumların her biri etkileyici konuşmalar. Konunun uzmanı olsanız da, konuya tamamen yabancı olsanız da keyifle ve daha da önemlisi merakla sonuna kadar dinlemek isteyeceğiniz sunumlar. Teknolojik inovasyonlardan küresel ısınmaya fakirliğe, pedagojiden yaşlanan nüfus problemine, milyar dolarlık şirketlerin kurucularından başarı öykülerinden Elif Şafak’ın da aralarında olduğu dünyaca ünlü yazarların edebiyat üzerine konuşmalarına kadar geniş bir konu yelpazesini barındıran sunumların ortak yönleri var.

Gallo bu ortak yönleri etkileyici sunumların uyması gereken 3 esas kural olarak özetliyor:
Sunumlar;

100.jpg

1. Duygusal olmalı

Tutku, heyecan, neşe, hüzün, samimiyet gibi hepimizin zaman zaman deneyimlediği duyguları sunumunuzda izleyicilere hissettiriyor olmalısınız. Bir duyguyu karşınızdakine uyandırmanız için önce sizin o duyguyu hissetmeniz gerekir. Sunum konunuzla nasıl özdeşleştiğinizi, size konunun neler hissettiğini önce kendiniz keşfedin. Size özel ve yaptığınız işe anlam katan şeyi bulun ve bunu sunumunuza yansıtın. Konuyla ilgili az bilgisi olan insanlar bile sizi konuya bağlılığınızı, sevginizi, endişelerinizi anlasın, görsün, hissetsin. 

Konuşma konunuza duyduğunuz ilgi, merak ve tutku sıkı bir çalışma sonrasında ve zaman içerisinde sizi o konunun uzmanı haline getirecektir. Daha çok bilgi edinmek, daha çok çalışmak, daha çok kişiye ulaşmak, daha iyi hizmet vermek hep kalpten gelir. Zorlama sonucu olmaz. Kendinize benim kalbimi ne hızlandırıyor, ne daha şevkli çalışmamı sağlıyor diye sorun. Unutmayın ki dinleyicilerinize ilham verebilmeniz için önce size ilham gelmiş olmalı. Araştırmacıların bulgularına göre ‘tutku’ bulaşıcıdır. Siz ne kadar tutkuyla konunuzu anlatırsanız, karşınızdakiler de konunuza o kadar ilgi duyar. Bir ürün veya hizmeti heyecanla anlatan bir kullanıcıyı dinlediğinizde ‘ben de deneyeyim şunu’ diye içinizden geçirirsiniz. Eğer değer verdiğiniz bir kişinin görüşüyse bu sizi daha da kolay etkiler. 

Hikaye anlatmak bir sanattır. Hikaye anlatmak üzerine çalışın. Kendi kendinize prova yapın. Çocuklarınıza, yeğenlerinize, arkadaşlarınıza başınızdan geçen olayları dikkat çeken bir şekilde anlatın.  Yeni öyküler, masallar okuyun. Okuduğunuzu hedef kitlenizin ilgi alanına göre anlatmayı öğrenin. Bir aktör/aktris gibi prova yapın. Ne kadar yetenekli olursanız olun her başarılı konuşmacının o konuşma için saatlerce hazırlanmış olduğunu unutmayın. 
İnsanın zaafları üzerine TED konuşması yapan Amerikalı yazar ve sosyal bilimci Dr. Brene Brown’ın dediği gibi, hikayeler ruhu olan verilerdir. Hikayeyi ruhunu vererek anlatmayı öğrenin. Başarılı Amerikalı Avukat Bryan Stevenson’ın yakın zamanda verdiği TED konuşmasının %65’i hikayelerden oluşmaktaydı. Aristo’nun pathos diye tanımladığı hikayeler ikna etmenin %65’ini oluşturmakta. Uri Hasson Princeton Üniversitesi’nde hikaye anlatma üzerine yaptığı araştırmalarda katılımcıların beyinlerine elektrotlar yerleştirerek duydukları hikayeye beyinlerinin verdiği tepkiyi incelemekte. Katılımcıların beyinlerinin belli bir bölümü hikayeyi duyunca uyarılmakta. Hikaye farklı bir dilde anlatıldığında beyin herhangi bir tepki vermemekte. Hasson bu durumu beyinden beyne bağlantı kurma olarak adlandırmakta. Bir diğer deyişle, bilgisayarın iPhone’la iPhone’un iPad’le olduğu gibi, beyinler hikayelerin gücüyle senkronize olmakta.

2. Yeni olmalı

Buying Brain (Satınalan Beyin) kitabının yazarı Dr. A. K. Pradeep’e göre, beyinlerimiz karşımızdakini dinlerken sürekli yeni, parlak birşeylerin arayışında olur, sürekli lezzetli birşeylere bakarız. 1985’te Titanik’i keşfeden Okyanus bilimci Robert Ballard TED konuşmasında herhangi bir sunumdan beklentilerini şu şekilde ifade ediyor: ‘Bir sunumda amacınız bilgi vermek, eğitmek ve ilham vermek olmalı. İnsanlara ancak yepyeni şekillerde dünyayı görmeyi öğretirseniz ilham vermiş olursunuz.’

Eski bir fikre taze bir soluk ve yeni bir yaklaşımla bambaşka bir anlam veya kullanım alanı yaratan yenilik insan beyninde dopamin hormonunu harekete geçirir ve beynimiz ‘kayıt’ düğmesine basar. Ağzınızı açık bırakan, aaaa dedirten, sizi şaşırtırken ne kadar güzel düşünülmüş diye takdir ettiğiniz o an sunumun doruk noktasıdır. Bill Gates Vakıf projeleri kapsamında sıtma ile ilgili bir sunum yapmış, sunum sırasında bir kavanozun içindeki sivrisinekleri serbest bırakarak herkesi şaşkın bir şekilde sunuma kilitlemiştir. Bu tür hayret ve şaşkınlık yaratan hareketleri sunuma entegre ederek dinleyicilerin sunumda verilen bilgileri hafızalarına kaydetmesini ve üzerinden zaman geçse de hatırlamasını sağlarsınız.

3. Akılda kalıcı olmalı

18 dakika kuralına uyun

TED konuşmalarında 18 dakika kuralına sıkı sıkıya uyulur, kimsenin 18 dakikadan fazla konuşmasına izin verilmez. Araştırmalar 18 dakikanın sunum süresi olarak ideal süre olduğunu göstermektedir. Uzun konuşmak dinleyicilerin beyninde gereksiz bir birikim yaratır, dakika üzerine dakikalar geçer ve dinleyicilerin zihinleri karışır, konsantrasyonları düşer, sunumun bitiminde hiçbir şey hatırlamaz hale gelirler. TED Küratörü Chris Anderson’a göre, 18 dakika ciddi konuları konuşmak için yeterince uzun, dinleyicilerin konsantrasyonlarını korumaları için ise yeterince kısa bir süre.

Görsel açıdan merak uyandıran slaytlar seçin

Bilim adamları kavramların kelimeler yerine görsellerle anlatıldığında çok daha iyi akılda kaldığını göstermiştir. Sadece kulaktan duyduğumuz bilgilerin %10’unu hatırlayabiliriz. Aynı bilgiye bir resim eklediğimizde hatırlama şansımız %65’lere yükselir. TED konuşmacıları içinde Bill Gates ve Bono slaytlarında kelimeler yerine resimler, çizimler ve videolara yer vermişlerdir.
Her birimizin duyulması gereken fikirleri, diğerlerine yarar sağlayacak bilgileri, yaptığı işle ilgili paylaşabileceği deneyimleri vardır. Bu bilgiler paylaşıldıkça büyür, yenileriyle birleşir, başkalarının katkılarıyla evrimleşir. Sizin doğru dili kullanarak işinizdeki başarılarınızı aktarmanız, çevrenizdekileri eğitmeniz, ilham vermeniz son derece değerlidir. Bu yalın sunum kurallarına uyarak heyecan duyduğunuz konuyu başkalarına da heyecan verecek şekilde anlatabilir, örnek bir 21. yüzyıl insanı olarak fikirlerinizi çevrenize yayabilirsiniz.  

https://www.dunya.com/ozel-dosya/degisim-yelpazesi/ted-gibi-konusmak-haberi-238255

18 dakika kuralı

 Buna yalan, uydurma, saçma diyenler olabilir. 30 yıldır ders anlatan biri olarak 18 dakika teorisinin tamamen doğru olduğunu söyleyebilirim.


İnsanların bir konuyu yüksek dikkatle izleme, dinleme, uygulama, yapma süresinin 18 dakika olduğu ortaya çıkarılmış. Bunu ABD’li bilim uzmanları askeri okullarda deneyler yaparak tespit etmişler. Rakamın istisnaları olabilir. 4-5 saat yüksek dikkatle öğrenenler mutlaka vardır.


Ülkemizdeki okullarda dersler 25-30-35-40-50-80 dakika şeklinde yapılıyor. Bunların hepsi de aslında yanlış. Lakin on yıllarca önce bu kalıplar benimsenmiş. Yanlış olduğu bilinmesine rağmen hala devam ettiriliyor.


“Ders sürelerini 20-25-30 dakika yapalım desek” bir çok kimse “Olur mu öyle şey” diyecektir. Alışılmış, yanlış kalıpta direndikçe bilgileri çocuklara aktarma oranımız hep düşük kalacaktır.


Örneğin, matematik dersini 40 dakika dinlediğimizi varsayalım. Bunun sadece 18 dakikasında beynimiz verimli olarak öğreniyor. Geri kalan zamanda algılama düşüyor.


www.ted.com adlı bir site var. Tamamen ücretsiz. Bu sitede binlerce çok öğretici, eğlendirici video var. Bunların yüzde 99’u 18 dakikalık süre dikkate alınarak hazırlanmış.


İngilizce’yi tam olarak öğrenmek, unutulan dil bilgilerini tazelemek, akademik donanımı artırmak için dünyanın en iyi bedava kaynağı olarak niteliyorum bu siteyi.


Ülkemizde herkes her şeyi bilir. Sosyal medya denilen dört ana siteyi (Youtube, Facebook, Twitter, Instagram) ziyaret etmeyen neredeyse yok. Ancak devasa hazine içeren www.ted.com keşfedilmeyi bekliyor.


Çocuklarınıza bu siteyi mutlaka göstermelisiniz. Videoların tümü İngilizce. Ancak Türkçe altyazı desteği de mevcut.


Bu siteden 100 kadar videoyu sabrederek izleyin. Dili kavramaya başlayacaksınız. Çok gramer, kural bilmenize de gerek yok. Dil öğrenmek için yüzlerce imla kuralını öğreneceğim diye helak olmayınız. Ana dilinizi imla çalışarak mı öğrendiniz?


Evinizde, okulda, işyerinde sürekli olarak TED videolarını açıp dinleyiniz. Burada konuşanların hemen hemen tümü üst düzey, yetenekli, donanımlı insanlar. O nedenle çok berrak, anlaşılır bir İngilizce ile konuşuyorlar.


Konuşmak, sunum yapmak, insanları ikna etmek tamamen bilim, felsefe, bilgi, kültür işidir. Bilgi sahibi olmayan insanlar hiçbir şeyi anlatamaz, öğretmezler.


Bu konularda biraz daha bilgi alayım diyorsanız şu linke de bakabilirsiniz.

https://www.dunya.com/ozel-dosya/degisim-yelpazesi/ted-gibi-konusmak-haberi-238255



Ali Özdemir

http://www.aliozdemir.net/makaleler19.html


10 Ocak 2021 Pazar

Uzaktan eğitimde odaklanma sorununa çözümler

 Uzaktan eğitimde öğrenciler günde 7-8 saat ders işliyor. Zaman zaman ders esnasında ilgileri başta telefon ve televizyon olmak üzere başka yönlere kayabiliyor. Çocukların derslerden uzaklaşmaması için onlara duygusal alan tanınması tavsiye ediliyor.

Saatlerce sandalye üzerinde hareketsiz kalıyor. Günün neredeyse yarısını uzaktan eğitim için ekran karşısında geçiriyorlar.

Derslerden sıkılan öğrencilerin zaman zaman dikkati dağılıyor. Kendilerine kaçış yöntemleri arıyorlar. Uzmanlara göre, öğrencilerin dikkat sürelerinin kısalması normal. Derslere ilgiyi artırmanın ise birçok yolu var.

'Ders arasında oyun oynanabilir'

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldız, TRT Haber'e yaptığı açıklamada, "Küçük molalar işe yarayabilir. Buralarda eğlenceli etkinlikler olabilir. Yine dijital platformları kullanarak oyunlar oynanabilir" dedi.

'Sürekli ders baskısı olmamalı'

Çocuklara, derse odaklanmaları için sık sık baskı yapmanın ise yanlış bir yöntem olduğunu ekleyen Yıldız şunları söyledi:

"Duygusal ihtiyaçlarını karşılamazsak ve sadece onların gün boyunca uzaktan eğitimin akademik yanı ile ilgilenmelerini istersek bunun sonunda motivasyon kaybı yaşayacaklardır."
Uzmanlar, motivasyonları düşen çocukların öğrenme becerilerinin de azalacağını söylüyor.