Aylardır maaş alamayan öğretmen ve velilerin eylemleri nedeniyle zor günler geçiren Doğa Koleji, İTÜ Vakfı’nın oldu. Hürriyet’in haberine göre, 18 Aralık’tan itibaren İTÜ Vakfı ile Doğa Koleji arasında yapılan devir görüşmelerinde sona gelindi.
Habere göre İTÜ'den konuyla ilgili yapılan açıklama şöyle:
"Doğa Koleji, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ailesi bünyesinde yer alacak. Türkiye’de yaşanan büyük dönüşümün bir parçası olan İTÜ, Doğa Koleji’ni bünyesine alma kararı vermiştir.
Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Mehmet Karaca’nın yönettiği süreç, Doğa Koleji’nin borçlarının yapılandırılması ve Doğa Koleji’nin tamamen İTÜ’ye geçmesi konularında uzlaşma ile sonuçlanmıştır.
Son derece nitelikli öğrenciler yetiştirmiş ve modern eğitim altyapısına sahip Doğa Koleji’ni eğitim alanında bir yatırım fırsatı olarak değerlendiren kurumumuz, kolej bünyesindeki öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin sorunlarına çözüm sunmuş olmaktan da büyük mutluluk duymaktadır.
Doğa Koleji, İTÜ ailesinin gücü ve deneyimiyle geleceğimizin teminatı yavrularımızın yetişmesinde her zamankinden daha fazla sorumluluk üstlenecektir.
Sürecin başından beri desteklerini esirgemeyen, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Berat Albayrak ve Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ziya Selçuk’a şükranlarımızı sunarız.
Şimdi çocuklarımızın geleceklerini düşünme ve öğretmenlerimizle birlikte kaybettikleri zamanı telafi etme vaktidir. Vakıfbank, Ziraat Bankası, Denizbank ve Garanti Bankası‘nın katkılarıyla gerçekleşen borç yapılandırması ve devrin gerçekleşeceği yapı en kısa zamanda kamuoyu ile paylaşılacaktır.
Doğa Koleji’nin üniversitemiz bünyesine katılımının tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize ve eğitim camiamıza hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz."
31 Aralık 2019 Salı
6 Aralık 2019 Cuma
En özel kriz geliyorum diyor
Doğa Koleji'nde öğretmen maaşlarının ödenmemesiyle başlayan kriz dikkatleri özel okullara çekti. Sektörde kaç özel okul iflasın eşiğinde? TOZOK Başkanı Dal, sektördeki sıkıntı için ne diyor, çözüm önerileri neler? İşte yanıtları...
Ekonomik kriz, kolejleri kapıya kilit vurma noktasına getirdi. 2020 yılı haziranında 200’ün üzerinde kolejin iflas etme riski var.
Eğitimde en ağır kriz; 1.5 milyon öğrenci, 175 bin öğretmen ve 50 bin personel olan özel okullarda yaşanıyor. Son 4 yılda sayıları 6 bin 600'den 12 bin 500'e çıkan özel okullarda, arz- talep dengesi bozuldu. 150'nin üzerin- de özel okul son 2 yılda el değiştirdi.
ÇÖKÜŞ BAŞLADI
Franchising yani isim hakkı verilerek açılan bazı zincir okullardan birkaçı ile diğer okullardan bazıları satış, devir veya kapanmayla gündeme geliyor. Sözcü'de yer alan haberde,Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK) Başkanı Nurullah Dal, sektörde krizi çözmeye yönelik MEB'e sunulan raporun ayrıntılarını anlattı. Sistemde özel okula giden çocuk oranının yüzde 8.7 olduğunu kaydeden Başkan Dal, özel okul sayısının son 4 yılda 6 bin 710'dan 12 bin 500'e çıkmasının arz-talep dengesini bozduğunu söyledi. Sektörde 40-50 bin öğrencisi olan okullar bulunduğunu ve bunlardan birinin ekonomik krize girmesinin tüm özel okulları negatif etkilediğini söyledi.
Ekonomik krizin her sektör gibi eğitimi de etkilediğini anlatan Başkan Dal, “12 bin 500 özel okuldan 200'ünde sıkıntı var. Yani 1.5 milyon öğrencimizden 100 bini süreçten olumsuz etkileniyor. Risk oranı yüzde 5, birçok sektöre göre düşük görünse de içinde çocuk faktörü olduğu için aileleriyle 100 binlerce insanı etkiliyor. Ekonomik sıkıntı yaşayan bazı özel okullarla ilgili veliler, ‘Bizim çocuğun okulu da kapanacak mı?” diye soruyor. Endişe etmekte veliler çok haklılar” dedi.
2.3 MİLYON KONTENJAN
Özel okullaşma oranının yüzde 19.2' ye çıkışının süreci tetiklediğini anlatan Dal, “Her 5 okuldan biri özel okul. Özellikle yeni açılanlara çok yüksek kontenjan verildi. 5 yıl önce 800 bin kontenjan ve 650 bin öğrencimiz vardı. Kontenjanlarımızın yüzde 70'i doluydu. Şimdi 1.5 milyon öğrenci var. Kontenjan 3.8 milyona çıktı. Kolejlerde 2.3 milyon kontenjan boş kaldı. Acımasız rekabet, fiyatları aşırı kırıyor. Maliyetin altında, 7 bine öğrenci kaydeden bile var. Bu tarz okullar
için batış kaçınılmaz” diyor.
KİRASINI ÖDEYEMEYEN KOLEJ
Velileri de uyaran Dal, “Bir sonraki senenin ücretini, önce yatıran veli enflasyon düşerse sıkıntı yaşar. Ücretler, 1 Ocak-31 Mayıs arasında ilan edilecek. Kasımda, ‘kayıt yenileme' diye bir şey yok. Erken kayıtlarla toplanan paraları yemiş, kirasını ödeyemeyen çok sayıda kolej var” diye konuştu.
Başkan Nurullah Dal
1 SORU: “Katar gibi Arap sermayeli gruplara özel okulların satıldığı doğru mu?”
1 CEVAP: “Yabancı vakıf ya da fonlar okul açamaz. Katar gibi sermayeler, istese de sektöre giremez. Yasak”
Borcu öde koleji al
Öğretmen, personel gibi cari giderler hariç kiralık bir binada 500 öğrencili bir okulu kurmak için en az 5 milyon TL gerektiğini anlatan TÖZOK Başkanı Nurullah Dal, “500 kişilik okulu bugün zor durumdaki kurum sahibi 2 milyon TL'ye de devretmeye hazır. Vergi borcunu ödeyip sektörden çekilmek istiyor. ‘Borcunu devral yeter' diyen de var. Bu kurumlar içinde 30-40 yıllık köklü okullar yok”dedi.
Teminat şartı getirilsin
“Kapanan okullarda asıl sıkıntıyı veli ve öğretmenler yaşıyor. Bu nedenle devletten yeni açılan kurumlara teminat şartı getirmesini istiyoruz. TOKİ bile daire satmadan teminat alıyor. Teminat, veli-öğretmen ve öğrenci mağduriyetini engeller ve okul kapanmasını zorlaştırır. Önü- ne gelen okul
açamaz.”
150 bin öğrenci gitti
Özel okullara ekonomik kriz öncesi devletin öğrenci başına 4 bin TL'lik teşvik verilmesinin sektöre ilgiyi arttırdığını anlatan Dal, “Kriz olunca, teşvik kesildi. Teşvik gidince, öğrenci de gitti. Son 1 yılda 150 bin öğrenci ayrıldı. Türkiye'de son 2 yılda 100 kolej kapanırken, 200'e yakını devredildi. 100'ün üzerinde kurum devir için ortak bulmamızı istiyor. Anadolu'da, İstanbul, Ankara ve İzmir'de 200'ün üzerinde okul, iflasın eşiğinde duyumu alıyoruz” dedi.
Kolej açılışı durdurulsun!
2020'de toplu iflas ve kapanmalar olma riskiyle ilgili MEB'e ve Cumhurbaşkanlığı'na rapor sunan TÖZOK Başkanı Nurullah Dal çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
– Özel okullarla ilgili ilk fırsatta veli teşvikleri geri getirilsin.
– Okul açılışına kota konulsun.
– İl, ilçelerde nüfus ve öğrenci sayısı kotada belirleyici olsun.
– En az 1 yıl yeni özel okul açılma izni durdurulup, ruhsat verilmesin.
– KDV, yüzde 8'den yüzde 1'e düşürülürse, okul ücretleri de yaklaşık yüzde 7 düşer.
– Maliye Bakanlığı'ndan krizdeki birçok sektöre verdiği desteği özel okullara da vermesini bekliyoruz.
– Yeni okullara en az 1 yıl öğretmen maaşı teminatı şartı getirilsin.
– Öğretmen devam edebilirse, öğrenci de korumaya alınmış olur.
– 9'uncu sınıflara özel, 300 bin öğrenci için özel okullardan hizmet satın alması düşünülebilir.
– Devlet, teşviklerde okula para da vermeyip alacağından düşebilir.
– MEB okul devirleriyle ilgili yönetmeliği düzenlemelidir. Eski borçlarla okul devrine zorlanılmamalı.
– Özel okullar öğretmen maaşı ve kirasıyla devralınabilmelidir.
NOT DEFTERi
– Türkiye'de 6 bin 710 olan özel okul sayısı 4 yıl içerisinde 12 bin 500'e çıktı.
– Özel okuldaki öğrencilerin toplam öğrenci sayısına oranı yüzde 8.72'ye ulaştı.
– Eğitimdeki toplam okul sayısının yüzde 19.2'si yani her 5 okuldan biri özel okul oldu.
Ekonomik kriz, kolejleri kapıya kilit vurma noktasına getirdi. 2020 yılı haziranında 200’ün üzerinde kolejin iflas etme riski var.
Eğitimde en ağır kriz; 1.5 milyon öğrenci, 175 bin öğretmen ve 50 bin personel olan özel okullarda yaşanıyor. Son 4 yılda sayıları 6 bin 600'den 12 bin 500'e çıkan özel okullarda, arz- talep dengesi bozuldu. 150'nin üzerin- de özel okul son 2 yılda el değiştirdi.
ÇÖKÜŞ BAŞLADI
Franchising yani isim hakkı verilerek açılan bazı zincir okullardan birkaçı ile diğer okullardan bazıları satış, devir veya kapanmayla gündeme geliyor. Sözcü'de yer alan haberde,Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK) Başkanı Nurullah Dal, sektörde krizi çözmeye yönelik MEB'e sunulan raporun ayrıntılarını anlattı. Sistemde özel okula giden çocuk oranının yüzde 8.7 olduğunu kaydeden Başkan Dal, özel okul sayısının son 4 yılda 6 bin 710'dan 12 bin 500'e çıkmasının arz-talep dengesini bozduğunu söyledi. Sektörde 40-50 bin öğrencisi olan okullar bulunduğunu ve bunlardan birinin ekonomik krize girmesinin tüm özel okulları negatif etkilediğini söyledi.
Ekonomik krizin her sektör gibi eğitimi de etkilediğini anlatan Başkan Dal, “12 bin 500 özel okuldan 200'ünde sıkıntı var. Yani 1.5 milyon öğrencimizden 100 bini süreçten olumsuz etkileniyor. Risk oranı yüzde 5, birçok sektöre göre düşük görünse de içinde çocuk faktörü olduğu için aileleriyle 100 binlerce insanı etkiliyor. Ekonomik sıkıntı yaşayan bazı özel okullarla ilgili veliler, ‘Bizim çocuğun okulu da kapanacak mı?” diye soruyor. Endişe etmekte veliler çok haklılar” dedi.
2.3 MİLYON KONTENJAN
Özel okullaşma oranının yüzde 19.2' ye çıkışının süreci tetiklediğini anlatan Dal, “Her 5 okuldan biri özel okul. Özellikle yeni açılanlara çok yüksek kontenjan verildi. 5 yıl önce 800 bin kontenjan ve 650 bin öğrencimiz vardı. Kontenjanlarımızın yüzde 70'i doluydu. Şimdi 1.5 milyon öğrenci var. Kontenjan 3.8 milyona çıktı. Kolejlerde 2.3 milyon kontenjan boş kaldı. Acımasız rekabet, fiyatları aşırı kırıyor. Maliyetin altında, 7 bine öğrenci kaydeden bile var. Bu tarz okullar
için batış kaçınılmaz” diyor.
KİRASINI ÖDEYEMEYEN KOLEJ
Velileri de uyaran Dal, “Bir sonraki senenin ücretini, önce yatıran veli enflasyon düşerse sıkıntı yaşar. Ücretler, 1 Ocak-31 Mayıs arasında ilan edilecek. Kasımda, ‘kayıt yenileme' diye bir şey yok. Erken kayıtlarla toplanan paraları yemiş, kirasını ödeyemeyen çok sayıda kolej var” diye konuştu.
Başkan Nurullah Dal
1 SORU: “Katar gibi Arap sermayeli gruplara özel okulların satıldığı doğru mu?”
1 CEVAP: “Yabancı vakıf ya da fonlar okul açamaz. Katar gibi sermayeler, istese de sektöre giremez. Yasak”
Borcu öde koleji al
Öğretmen, personel gibi cari giderler hariç kiralık bir binada 500 öğrencili bir okulu kurmak için en az 5 milyon TL gerektiğini anlatan TÖZOK Başkanı Nurullah Dal, “500 kişilik okulu bugün zor durumdaki kurum sahibi 2 milyon TL'ye de devretmeye hazır. Vergi borcunu ödeyip sektörden çekilmek istiyor. ‘Borcunu devral yeter' diyen de var. Bu kurumlar içinde 30-40 yıllık köklü okullar yok”dedi.
Teminat şartı getirilsin
“Kapanan okullarda asıl sıkıntıyı veli ve öğretmenler yaşıyor. Bu nedenle devletten yeni açılan kurumlara teminat şartı getirmesini istiyoruz. TOKİ bile daire satmadan teminat alıyor. Teminat, veli-öğretmen ve öğrenci mağduriyetini engeller ve okul kapanmasını zorlaştırır. Önü- ne gelen okul
açamaz.”
150 bin öğrenci gitti
Özel okullara ekonomik kriz öncesi devletin öğrenci başına 4 bin TL'lik teşvik verilmesinin sektöre ilgiyi arttırdığını anlatan Dal, “Kriz olunca, teşvik kesildi. Teşvik gidince, öğrenci de gitti. Son 1 yılda 150 bin öğrenci ayrıldı. Türkiye'de son 2 yılda 100 kolej kapanırken, 200'e yakını devredildi. 100'ün üzerinde kurum devir için ortak bulmamızı istiyor. Anadolu'da, İstanbul, Ankara ve İzmir'de 200'ün üzerinde okul, iflasın eşiğinde duyumu alıyoruz” dedi.
Kolej açılışı durdurulsun!
2020'de toplu iflas ve kapanmalar olma riskiyle ilgili MEB'e ve Cumhurbaşkanlığı'na rapor sunan TÖZOK Başkanı Nurullah Dal çözüm önerilerini şöyle sıraladı:
– Özel okullarla ilgili ilk fırsatta veli teşvikleri geri getirilsin.
– Okul açılışına kota konulsun.
– İl, ilçelerde nüfus ve öğrenci sayısı kotada belirleyici olsun.
– En az 1 yıl yeni özel okul açılma izni durdurulup, ruhsat verilmesin.
– KDV, yüzde 8'den yüzde 1'e düşürülürse, okul ücretleri de yaklaşık yüzde 7 düşer.
– Maliye Bakanlığı'ndan krizdeki birçok sektöre verdiği desteği özel okullara da vermesini bekliyoruz.
– Yeni okullara en az 1 yıl öğretmen maaşı teminatı şartı getirilsin.
– Öğretmen devam edebilirse, öğrenci de korumaya alınmış olur.
– 9'uncu sınıflara özel, 300 bin öğrenci için özel okullardan hizmet satın alması düşünülebilir.
– Devlet, teşviklerde okula para da vermeyip alacağından düşebilir.
– MEB okul devirleriyle ilgili yönetmeliği düzenlemelidir. Eski borçlarla okul devrine zorlanılmamalı.
– Özel okullar öğretmen maaşı ve kirasıyla devralınabilmelidir.
NOT DEFTERi
– Türkiye'de 6 bin 710 olan özel okul sayısı 4 yıl içerisinde 12 bin 500'e çıktı.
– Özel okuldaki öğrencilerin toplam öğrenci sayısına oranı yüzde 8.72'ye ulaştı.
– Eğitimdeki toplam okul sayısının yüzde 19.2'si yani her 5 okuldan biri özel okul oldu.
4 Kasım 2019 Pazartesi
İlber Ortaylı: Hiçbir yerde eğitim bu kadar soysuzlaşmış değil
Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türk eğitim sisteminin, şaklabanlık ve hokkabazlıklarla tehlikeye girdiğini söyledi. Ciddi çöküşün başladığı ve acil el atılmazsa, geleceğin çok karanlık olduğu uyarısını yaptı.
Türkiye'nin dört bir yanından 600'e yakın öğretmen, eğitim fakültesi dekanı ve akademisyenler Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen ‘Eğitimde Gelecek Konferansı EKG19'da buluştu.
Prof. Dr. İlber Ortaylı, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmed Özkan ile MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammet Şahin'in ev sahipliğinde gerçekleşen konferansa ‘Geçmişten Geleceğe Eğitim Politikaları' konulu bir sunumla katıldı. Prof. Dr. Ortaylı’nın sunumundan satırbaşları şöyle:
"KÖY ENSTİTÜLERİNİ DP DEĞİL CHP KAPATTI"
Bazı eğitim sistemleri enternasyonaldir. Köy Enstitüleri modelini Bulgaristan'dan kendisi de Rumeli göçmeni olan Tonguç Bey getirdi. Bulgarlar, 19. yüzyılda ilk milliyetçi gazeteyi İzmir'de çıkardı. İzmir, böyle kozmopolit köşeydi. Köy Enstitüleri sistemi Alman ortaöğretim yapısına benziyordu. Ama sanıldığı gibi komünist değildi. Köy Enstitüleri'ni kapatan Demokrat Parti değil Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Zaten DP ile CHP aynı torbadan çıkmış, öyle birbirine çok yabancı arkadaş falan da değildir.
"ÇOK ÖĞRETMEN, PROFESÖR GÖRDÜM AMA…"
Köy Enstitüsü'nde yetişen sola yakın dürüst, güvenilir cumhuriyetçi hocalar vardı. Bir de kimse kusura bakmasın ama eğitim enstitülüler vardı. Onların içerisinde yetişenlerden biri Türk Dili Edebiyat muallimimiz Türkan Hanım’dı. Dünyada ecnebi memleketler dahil, bir sürü profesörler, hocalar, öğretmenler gördüm. Buna kendim de dahil, Türkan Hanım gibisini görmedim. Pedagog olarak, insan olarak, malumatı olan ve bunu çocuklara aşılama bakımından da daha iyisini görmedim.
"MİLLİYETÇİLİK YAPMIYORUM, CEHALETİN KARŞISINDAYIM"
Türkiye gibi ülkelerin eğitim mantığında ‘idealist öğretmen’ yapısı var. Onlar da taşradaki en ücra yerlere, ‘Öldürülecek olsam da, gidip Türkçe öğreteceğim' diye bakıyorlar. Sistemde Türkçe öğretme eğiliminin ön planında Türk çocuklarının olması kabul edilemedi. Milliyetçilik yapmıyorum. Cehaletin karşısındayım. Türkiye Cumhuriyeti'nin öğretmenleri Doğu'daki çocuklara Türkçe öğretmeyi bir insanlık vazifesi olarak düşündüler. Türkçe öğrenir, okur-yazar büyük adam olur, köyünde bile hiç Türkçe hiç konuşamayan çobanlar, köylü kadınlar olmaktan kurtulurlar gibi bir eğilimin yani bir vatandaşlık eğiliminin sonucudur.
"BENİM İMLAMI ÖĞRETMENİM KULAĞIMI ÇEKEREK DÜZELTTİ"
’Bize Kürtçe öğretmek için dayak atıyorlardı’ diyorlar. Bizim de doğru Türkçe yazmamız için öğretmenlerimiz kulağımızı çekiyordu. Şikayet etmiyorum hatta eline sağlık diyorum. Benim Türkçe imlamı herhalde annem Şefika Karasel Ortaylı düzeltecek değildi. Öğretmenim Şefika Gülöksüz kulağımı çekerek düzeltti. Türkiye'nin faşizmle millete Türkçe öğrettiği yok.
"MAARİF İSTİBALİMİZ ÇOK KARANLIK"
Geçmişteki özel okulların arkasında fedakarlık ve idealizm yatıyordu. Maalesef, bugünkü özel okullar için aynı şeyi söyleyemem. Bu sisteme ciddi suretle el atılmazsa, maarif istikbalimiz çok karanlık. Çocuğunun, eğitimine çok önem veren ve bir sınıf yaratması mümkün olan bir zümre heba edilmiş olacak.
"BAZI ÖZEL OKULLAR PARALARI ALIP KAÇIYOR"
Bugünkü, özel okul sistemini kabul etmemiz mümkün değil. Çok bariz hatalar yapılıyor. Birçok okul, çok uyduruk metotlarla velinin karşısına çıkıyor. Hiçbir şekilde bunu tatbik edecek halleri de yok. Bazıları paraları da alıp kaçıyor. Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı), bunları takip de ettirmiyor. Çok önemli bunların üzerinde durmamız gerekiyor.
"ÖZEL OKULLAR VELİLERİN AT KOŞTURACAĞI BİR YER DEĞİL"
Özel okullarda insiyatifin tamamen öğretmende olması gerekir. Özel okullar, velilerin at koşturacakları bir yer değil. Çünkü onlar eğitimden anlamazlar. Bu kadar açıkken, öğretmenin hatta okulun, düzenine karışabilecekleri böyle bir eğitim sistemi dünyada yok. Bu okulların peynirci-sandöviç dükkanı gibi 15-20 şubeyle hayatlarına devam etmeleri mümkün değil. Franchising diye bir isim koymuşlar. Bunlar yanlış şeyler. İşletmeci mantığı, eğitimi kavramaz.
"ÜÇÜNCÜ BÜYÜK MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÇIKMADI"
Sultan Abdülmecid döneminde Darül-Muallim (öğretmen okulları), Tanzimat döneminde modern eğitim kurumları açıldı. Şimdi böyle bir eğitim geçmişi olan memlekette, Cumhuriyet Maarifi'nin çok büyük sorunları var. Çözümün odak noktası keşfetmektir. Memleketin en büyük Maarif Nazırı Mustafa Necati Bey ve ondan sonra Hasan Ali Yücel'dir. Üçüncüsünü bulmakta çok zorlanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin maalesef ki üç tane büyük maarif vekili yok. Bu gidişle, pek olacağa da benzemiyor. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı, çok has bir iş ve çok has adamlar ortaya çıkması gerekir.
"ESKİDEN MİLLİ EĞİTİM BAKANI BİR ÖĞRETMENİ KAPIYA KADAR UĞURLARDI"
Cumhuriyet'in ilk yıllarında bu bakanlar şöyle düşünmüş. Mademki bir papaz, haham veya tarikat gurusu insanlara hükmetmeyi biliyor. Laik eğitim sistemimizde de öğretmene aynı görevi fonksiyonu yüklemek, ona saygı göstermek kaçınılmazdır. Bu çok önemlidir. Bu mihver öğretmen tipi maalesef 60'lardan itibaren kayboldu 1970'lere kadar bir Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) öğretmeni kapıya kadar uğurlarken, 70'li yıllarda öğretmenler hademeler tarafından kovalanmasına geçildi. Öğretmenler de maalesef ipin ucunu kaçıracak bir zümreye dönüşmüşlerdir.
"HER YERE ÜNİVERSİTE AÇILMAZ, GÖRGÜSÜZLÜĞÜN LÜZUMU YOK"
Çocukların sağlıklı bir ortam bulacakları, insanlarla çok sıcak ilişkilere girebilecekleri, tiyatrosu, sineması olan yerlere üniversite açılmalı. 18 yaşında insan gönderiyorsun. Öyle her yere üniversite açılmaz. Görgüsüzlüğün lüzumu yok. Üniversite mi lazım? Peki o zaman İzmir'e 5 tane, İstanbul'a 10 tane, Ankara'ya, Bursa'ya, Eskişehir'e aç. Sefalete vizeye başvuruyorsun.
"ADAMIN DERDİ ÇOCUĞUNUN OKUMASI DEĞİL, EVİNİ KİRAYA VERMEK!"
*Bir vilayete üniversite istediğinde de sor, ‘Tiyatron var mı?’ ‘Kütüphaneniz ne âlemde?' diye bak. ‘Bizim çocuklar okumasın mı?’ diyor. Canım senin çocuğunun okuyacak kabiliyeti varsa, zaten kazanıp geliyor. Derdin çocuğun okuması değil, evini kiraya vermek. 40 bin talebe olan şehirde 20 bin kapasiteli yurt yok. Üniversite açılışı bile ev sahiplerinin insafına kalmışsa, burada bir sorun var.
"ÜLKEDE ASAYİŞ DÜZELECEK DİYE ÜÇ AYDA DİPLOMA VERDİLER"
Türkiye, eğitim enstitülerinin berbat edildiğinin, üstünden silindir gibi geçildiğinin yani facianın farkında değil. Bu maalesef ki sevdiğim, dürüstlüğüne, idealistliğine hürmet ettiğim Bülent Ecevit döneminde oldu. MEB'i adeta biri zorla elinden alıyor. Ülkede asayiş düzelecek diye üç ayda mezun olma kararnamesini çıkarıldı. Sağ-sol diye birbirlerini vuran adamlar, kardeş kardeş üç ay notlara çalışıp imtihanı geçip, diploma aldı. Sonra bütün melanetlerini taşrada gösterdiler. Derse girmemek onlarda, matematik problemini çözememek onlarda, ‘Hocam bu divan edebiyatı nedir? Kokmuş çürümüş bile’ dediler. Tabi bunu Galatasaray'daki çocuk yemedi. Öğretmen profili, eğitim enstitüleriyle birlikte mahvoldu.
"TÜRK ÖĞRETMEN PROFİLİ YOK OLDU"
Şimdi iki yılda bir öğretim metotları değiştiriliyor. Eğitim fakültelerinde bazı hocalar, ‘Hocam eskiden fizik hocası, fizik de cebir de biliyordu’ diyor. ‘Şimdi biz bunların hepsini bileni mi yetiştireceğiz?' diye soruyor. Senin her şeyi bileni hangi şapkadan çıkaracağını bilmiyorum. Benim fizik hocam, cebir de çözüyordu. Kafama vura vura 20 dakikada anlattı. Bu hocalar bunu biliyor ama bize yutturmaya kalkıyor. Çürüyen eğitim enstitülerinin, ıslahının hiç düşünülmemesi ciddi bir açıktır. Türk öğretmen profili yok oldu.
"EĞİTİMDE HOKKABAZLIĞIN YERİ YOK"
Modern matematik öğreteceklerini söylüyorlar. Dünyadaki ilk 500'e girdiği söylenen matematikçi Cahit Arf, ‘Modern matematiğin lise müfredatına girmesi benim kabahatim' diye açıkça söyledi. Eğitimde hokkabazlığın yeri yok. Çarpım tablosu ezberletilir. Ezberletmenin yöntemleri var. En basiti çocuğun eline cetvel vurulur. Tanzimat'ta lisan bile şiirle ezberletiliyordu. Müzik… En başta notalar, solfej öğretilir. Önce kendin söylersin. Hiç şüphesiz tarih de önce ezberletilir. Sonra anlatılır.
"EZBERLETMEDEN ÖĞRETMEK, ÇOCUĞU AŞAR"
Benim torunum da İtalyancayı ezberliyor. Ezberletmeden öğretmek, çocuğu aşar. Bunların üzerinde durulmadığı takdirde iş cıvır. Şimdi diyorlar ki ‘Efendim biz akıllı robot öğreteceğiz’. Önce, çocuğa aklını bir şekilde kullanmayı öğret robot arkadan gelir. Bu tür şaklabanlıklarla, Türk eğitimi tehlikenin içine giriyor. Bir takım seçkin geçinen öğretim kurumları sanki dışarıya adam kaçırmak için kurulmuş devşirme merkezi gibi çalışıyor. Çok enteresan bir şey.
"BÖYLE ADAMLARLA ROBOT MOBOT YAPAMAZSIN"
Birtakım eğitim kurumlarında hiçbir şekilde ciddi bir eğitim verme merakı yok. Öğrenci üzerinde bazı denenmemiş yöntemleri denemeye kalkıyorlar. Ama şurası bir gerçek ki Türk öğrencisi gramer bilmiyor. Türkçeyi bilmiyor. Türkçenin yanında öğrenmesi gereken başka dili bilmiyor. Müzik bilmiyor, matematiğin esaslarını kavrayamıyor. Coğrafya ve tarihten haberi yok. Böyle bir adamlarla robot mobot yapamazsın. Bu saçmalığın alâsıdır.
"İNSANLAR TÜRKÇE KONUŞMAYI BİLMİYOR"
Eğitim sistemimiz bu tarz devam ettiği sürece çok değil yakın zamanda büyük bir çöküntü başlar ki, bence başladı. İnsanlar, Türkçe konuşmayı bilmiyor. Telaffuzları bozuk. Gramer imla yok. Matematik bilmiyor. Türk insanı, yavaş yavaş başka kültürleri anlama kabiliyetini yitiriyor.
"HİÇBİR YERDE EĞİTİM BU KADAR SOYSUZLAŞMIŞ DEĞİL"
“Mevcut sistemle maalesef ki tarihi çok eski ve başarılı eğitim süreçlerinden geçmiş bir memleket çok acayip bir yere doğru gidiyor. Mazeret dediğin zaman, ‘Efendim her tarafta çürümüşlük var. Ama buradaki gibi değil. El âlemin çöküntüsü de beni çok da alakadar etmiyor. Hiçbir yerde eğitim bu kadar soysuzlaşmış değil. Bunu size açıkça söyleyebilirim.
"BÖYLE APTAL TARİH KİTAPLARI GÖRMEDİM"
Müfredat kitaplarını inceliyorum. Tarih kitaplarını açıp bakıyorum. Böyle aptal bir tarih kitabı görmedim. Kim ne derse desin bizim zamanımızda da hatalar olsa bile bugün artık çok ciddi hatalar var. Kitaplarda dünya tarihi yok. Adam buraya Yunanistan tarihi koymamış. Çok küstü Yunanistan'da sana. Sabahtan akşama, feodal Avrupa'yı anlatacağına Bizans'ı anlat. Böylelikle bir tarih dersi vermiş olursun. Birileri de tutturmuş, ‘Modern tarih öğretelim. Çok partili tarihe geçişi anlatalım' diyor. Sizin ilk önce imparatorluğun bitişini, Cumhuriyet'in kuruluşunu, o kadroların çıkışı ve dünyada onlara paralel gelişmeleri anlatın. Tarih odur, onun dışına çıkarsan zavallı adamlar görürsün
"HERKES KENDİ HÖDÜĞÜNÜ TERBİYE ETSİN"
*Almanya'da adam Vespalya Anlaşması'nı, 30 Yıl Savaşları’nı bilmiyor ama siyaset okumaya gelmiş. Orada bir arkadaş dedi ki, ‘Yani sizinkiler bunları biliyor mu?' Ben de, ‘Bilmiyorlar ama o bizim hödükler. Sizinkilerle nasıl yapacağız bu işi bilmem' dedim. Herkes kendi hödüğünü terbiye etsin. Bizim de kendi cahil bırakılan çocuklarımızın şu andaki bu tarz eğitimle ıslah edilmesi mümkün değil, açıkça söylüyorum.
Türkiye'nin dört bir yanından 600'e yakın öğretmen, eğitim fakültesi dekanı ve akademisyenler Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen ‘Eğitimde Gelecek Konferansı EKG19'da buluştu.
Prof. Dr. İlber Ortaylı, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmed Özkan ile MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammet Şahin'in ev sahipliğinde gerçekleşen konferansa ‘Geçmişten Geleceğe Eğitim Politikaları' konulu bir sunumla katıldı. Prof. Dr. Ortaylı’nın sunumundan satırbaşları şöyle:
"KÖY ENSTİTÜLERİNİ DP DEĞİL CHP KAPATTI"
Bazı eğitim sistemleri enternasyonaldir. Köy Enstitüleri modelini Bulgaristan'dan kendisi de Rumeli göçmeni olan Tonguç Bey getirdi. Bulgarlar, 19. yüzyılda ilk milliyetçi gazeteyi İzmir'de çıkardı. İzmir, böyle kozmopolit köşeydi. Köy Enstitüleri sistemi Alman ortaöğretim yapısına benziyordu. Ama sanıldığı gibi komünist değildi. Köy Enstitüleri'ni kapatan Demokrat Parti değil Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Zaten DP ile CHP aynı torbadan çıkmış, öyle birbirine çok yabancı arkadaş falan da değildir.
"ÇOK ÖĞRETMEN, PROFESÖR GÖRDÜM AMA…"
Köy Enstitüsü'nde yetişen sola yakın dürüst, güvenilir cumhuriyetçi hocalar vardı. Bir de kimse kusura bakmasın ama eğitim enstitülüler vardı. Onların içerisinde yetişenlerden biri Türk Dili Edebiyat muallimimiz Türkan Hanım’dı. Dünyada ecnebi memleketler dahil, bir sürü profesörler, hocalar, öğretmenler gördüm. Buna kendim de dahil, Türkan Hanım gibisini görmedim. Pedagog olarak, insan olarak, malumatı olan ve bunu çocuklara aşılama bakımından da daha iyisini görmedim.
"MİLLİYETÇİLİK YAPMIYORUM, CEHALETİN KARŞISINDAYIM"
Türkiye gibi ülkelerin eğitim mantığında ‘idealist öğretmen’ yapısı var. Onlar da taşradaki en ücra yerlere, ‘Öldürülecek olsam da, gidip Türkçe öğreteceğim' diye bakıyorlar. Sistemde Türkçe öğretme eğiliminin ön planında Türk çocuklarının olması kabul edilemedi. Milliyetçilik yapmıyorum. Cehaletin karşısındayım. Türkiye Cumhuriyeti'nin öğretmenleri Doğu'daki çocuklara Türkçe öğretmeyi bir insanlık vazifesi olarak düşündüler. Türkçe öğrenir, okur-yazar büyük adam olur, köyünde bile hiç Türkçe hiç konuşamayan çobanlar, köylü kadınlar olmaktan kurtulurlar gibi bir eğilimin yani bir vatandaşlık eğiliminin sonucudur.
"BENİM İMLAMI ÖĞRETMENİM KULAĞIMI ÇEKEREK DÜZELTTİ"
’Bize Kürtçe öğretmek için dayak atıyorlardı’ diyorlar. Bizim de doğru Türkçe yazmamız için öğretmenlerimiz kulağımızı çekiyordu. Şikayet etmiyorum hatta eline sağlık diyorum. Benim Türkçe imlamı herhalde annem Şefika Karasel Ortaylı düzeltecek değildi. Öğretmenim Şefika Gülöksüz kulağımı çekerek düzeltti. Türkiye'nin faşizmle millete Türkçe öğrettiği yok.
"MAARİF İSTİBALİMİZ ÇOK KARANLIK"
Geçmişteki özel okulların arkasında fedakarlık ve idealizm yatıyordu. Maalesef, bugünkü özel okullar için aynı şeyi söyleyemem. Bu sisteme ciddi suretle el atılmazsa, maarif istikbalimiz çok karanlık. Çocuğunun, eğitimine çok önem veren ve bir sınıf yaratması mümkün olan bir zümre heba edilmiş olacak.
"BAZI ÖZEL OKULLAR PARALARI ALIP KAÇIYOR"
Bugünkü, özel okul sistemini kabul etmemiz mümkün değil. Çok bariz hatalar yapılıyor. Birçok okul, çok uyduruk metotlarla velinin karşısına çıkıyor. Hiçbir şekilde bunu tatbik edecek halleri de yok. Bazıları paraları da alıp kaçıyor. Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı), bunları takip de ettirmiyor. Çok önemli bunların üzerinde durmamız gerekiyor.
"ÖZEL OKULLAR VELİLERİN AT KOŞTURACAĞI BİR YER DEĞİL"
Özel okullarda insiyatifin tamamen öğretmende olması gerekir. Özel okullar, velilerin at koşturacakları bir yer değil. Çünkü onlar eğitimden anlamazlar. Bu kadar açıkken, öğretmenin hatta okulun, düzenine karışabilecekleri böyle bir eğitim sistemi dünyada yok. Bu okulların peynirci-sandöviç dükkanı gibi 15-20 şubeyle hayatlarına devam etmeleri mümkün değil. Franchising diye bir isim koymuşlar. Bunlar yanlış şeyler. İşletmeci mantığı, eğitimi kavramaz.
"ÜÇÜNCÜ BÜYÜK MİLLİ EĞİTİM BAKANI ÇIKMADI"
Sultan Abdülmecid döneminde Darül-Muallim (öğretmen okulları), Tanzimat döneminde modern eğitim kurumları açıldı. Şimdi böyle bir eğitim geçmişi olan memlekette, Cumhuriyet Maarifi'nin çok büyük sorunları var. Çözümün odak noktası keşfetmektir. Memleketin en büyük Maarif Nazırı Mustafa Necati Bey ve ondan sonra Hasan Ali Yücel'dir. Üçüncüsünü bulmakta çok zorlanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin maalesef ki üç tane büyük maarif vekili yok. Bu gidişle, pek olacağa da benzemiyor. Çünkü Milli Eğitim Bakanlığı, çok has bir iş ve çok has adamlar ortaya çıkması gerekir.
"ESKİDEN MİLLİ EĞİTİM BAKANI BİR ÖĞRETMENİ KAPIYA KADAR UĞURLARDI"
Cumhuriyet'in ilk yıllarında bu bakanlar şöyle düşünmüş. Mademki bir papaz, haham veya tarikat gurusu insanlara hükmetmeyi biliyor. Laik eğitim sistemimizde de öğretmene aynı görevi fonksiyonu yüklemek, ona saygı göstermek kaçınılmazdır. Bu çok önemlidir. Bu mihver öğretmen tipi maalesef 60'lardan itibaren kayboldu 1970'lere kadar bir Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) öğretmeni kapıya kadar uğurlarken, 70'li yıllarda öğretmenler hademeler tarafından kovalanmasına geçildi. Öğretmenler de maalesef ipin ucunu kaçıracak bir zümreye dönüşmüşlerdir.
"HER YERE ÜNİVERSİTE AÇILMAZ, GÖRGÜSÜZLÜĞÜN LÜZUMU YOK"
Çocukların sağlıklı bir ortam bulacakları, insanlarla çok sıcak ilişkilere girebilecekleri, tiyatrosu, sineması olan yerlere üniversite açılmalı. 18 yaşında insan gönderiyorsun. Öyle her yere üniversite açılmaz. Görgüsüzlüğün lüzumu yok. Üniversite mi lazım? Peki o zaman İzmir'e 5 tane, İstanbul'a 10 tane, Ankara'ya, Bursa'ya, Eskişehir'e aç. Sefalete vizeye başvuruyorsun.
"ADAMIN DERDİ ÇOCUĞUNUN OKUMASI DEĞİL, EVİNİ KİRAYA VERMEK!"
*Bir vilayete üniversite istediğinde de sor, ‘Tiyatron var mı?’ ‘Kütüphaneniz ne âlemde?' diye bak. ‘Bizim çocuklar okumasın mı?’ diyor. Canım senin çocuğunun okuyacak kabiliyeti varsa, zaten kazanıp geliyor. Derdin çocuğun okuması değil, evini kiraya vermek. 40 bin talebe olan şehirde 20 bin kapasiteli yurt yok. Üniversite açılışı bile ev sahiplerinin insafına kalmışsa, burada bir sorun var.
"ÜLKEDE ASAYİŞ DÜZELECEK DİYE ÜÇ AYDA DİPLOMA VERDİLER"
Türkiye, eğitim enstitülerinin berbat edildiğinin, üstünden silindir gibi geçildiğinin yani facianın farkında değil. Bu maalesef ki sevdiğim, dürüstlüğüne, idealistliğine hürmet ettiğim Bülent Ecevit döneminde oldu. MEB'i adeta biri zorla elinden alıyor. Ülkede asayiş düzelecek diye üç ayda mezun olma kararnamesini çıkarıldı. Sağ-sol diye birbirlerini vuran adamlar, kardeş kardeş üç ay notlara çalışıp imtihanı geçip, diploma aldı. Sonra bütün melanetlerini taşrada gösterdiler. Derse girmemek onlarda, matematik problemini çözememek onlarda, ‘Hocam bu divan edebiyatı nedir? Kokmuş çürümüş bile’ dediler. Tabi bunu Galatasaray'daki çocuk yemedi. Öğretmen profili, eğitim enstitüleriyle birlikte mahvoldu.
"TÜRK ÖĞRETMEN PROFİLİ YOK OLDU"
Şimdi iki yılda bir öğretim metotları değiştiriliyor. Eğitim fakültelerinde bazı hocalar, ‘Hocam eskiden fizik hocası, fizik de cebir de biliyordu’ diyor. ‘Şimdi biz bunların hepsini bileni mi yetiştireceğiz?' diye soruyor. Senin her şeyi bileni hangi şapkadan çıkaracağını bilmiyorum. Benim fizik hocam, cebir de çözüyordu. Kafama vura vura 20 dakikada anlattı. Bu hocalar bunu biliyor ama bize yutturmaya kalkıyor. Çürüyen eğitim enstitülerinin, ıslahının hiç düşünülmemesi ciddi bir açıktır. Türk öğretmen profili yok oldu.
"EĞİTİMDE HOKKABAZLIĞIN YERİ YOK"
Modern matematik öğreteceklerini söylüyorlar. Dünyadaki ilk 500'e girdiği söylenen matematikçi Cahit Arf, ‘Modern matematiğin lise müfredatına girmesi benim kabahatim' diye açıkça söyledi. Eğitimde hokkabazlığın yeri yok. Çarpım tablosu ezberletilir. Ezberletmenin yöntemleri var. En basiti çocuğun eline cetvel vurulur. Tanzimat'ta lisan bile şiirle ezberletiliyordu. Müzik… En başta notalar, solfej öğretilir. Önce kendin söylersin. Hiç şüphesiz tarih de önce ezberletilir. Sonra anlatılır.
"EZBERLETMEDEN ÖĞRETMEK, ÇOCUĞU AŞAR"
Benim torunum da İtalyancayı ezberliyor. Ezberletmeden öğretmek, çocuğu aşar. Bunların üzerinde durulmadığı takdirde iş cıvır. Şimdi diyorlar ki ‘Efendim biz akıllı robot öğreteceğiz’. Önce, çocuğa aklını bir şekilde kullanmayı öğret robot arkadan gelir. Bu tür şaklabanlıklarla, Türk eğitimi tehlikenin içine giriyor. Bir takım seçkin geçinen öğretim kurumları sanki dışarıya adam kaçırmak için kurulmuş devşirme merkezi gibi çalışıyor. Çok enteresan bir şey.
"BÖYLE ADAMLARLA ROBOT MOBOT YAPAMAZSIN"
Birtakım eğitim kurumlarında hiçbir şekilde ciddi bir eğitim verme merakı yok. Öğrenci üzerinde bazı denenmemiş yöntemleri denemeye kalkıyorlar. Ama şurası bir gerçek ki Türk öğrencisi gramer bilmiyor. Türkçeyi bilmiyor. Türkçenin yanında öğrenmesi gereken başka dili bilmiyor. Müzik bilmiyor, matematiğin esaslarını kavrayamıyor. Coğrafya ve tarihten haberi yok. Böyle bir adamlarla robot mobot yapamazsın. Bu saçmalığın alâsıdır.
"İNSANLAR TÜRKÇE KONUŞMAYI BİLMİYOR"
Eğitim sistemimiz bu tarz devam ettiği sürece çok değil yakın zamanda büyük bir çöküntü başlar ki, bence başladı. İnsanlar, Türkçe konuşmayı bilmiyor. Telaffuzları bozuk. Gramer imla yok. Matematik bilmiyor. Türk insanı, yavaş yavaş başka kültürleri anlama kabiliyetini yitiriyor.
"HİÇBİR YERDE EĞİTİM BU KADAR SOYSUZLAŞMIŞ DEĞİL"
“Mevcut sistemle maalesef ki tarihi çok eski ve başarılı eğitim süreçlerinden geçmiş bir memleket çok acayip bir yere doğru gidiyor. Mazeret dediğin zaman, ‘Efendim her tarafta çürümüşlük var. Ama buradaki gibi değil. El âlemin çöküntüsü de beni çok da alakadar etmiyor. Hiçbir yerde eğitim bu kadar soysuzlaşmış değil. Bunu size açıkça söyleyebilirim.
"BÖYLE APTAL TARİH KİTAPLARI GÖRMEDİM"
Müfredat kitaplarını inceliyorum. Tarih kitaplarını açıp bakıyorum. Böyle aptal bir tarih kitabı görmedim. Kim ne derse desin bizim zamanımızda da hatalar olsa bile bugün artık çok ciddi hatalar var. Kitaplarda dünya tarihi yok. Adam buraya Yunanistan tarihi koymamış. Çok küstü Yunanistan'da sana. Sabahtan akşama, feodal Avrupa'yı anlatacağına Bizans'ı anlat. Böylelikle bir tarih dersi vermiş olursun. Birileri de tutturmuş, ‘Modern tarih öğretelim. Çok partili tarihe geçişi anlatalım' diyor. Sizin ilk önce imparatorluğun bitişini, Cumhuriyet'in kuruluşunu, o kadroların çıkışı ve dünyada onlara paralel gelişmeleri anlatın. Tarih odur, onun dışına çıkarsan zavallı adamlar görürsün
"HERKES KENDİ HÖDÜĞÜNÜ TERBİYE ETSİN"
*Almanya'da adam Vespalya Anlaşması'nı, 30 Yıl Savaşları’nı bilmiyor ama siyaset okumaya gelmiş. Orada bir arkadaş dedi ki, ‘Yani sizinkiler bunları biliyor mu?' Ben de, ‘Bilmiyorlar ama o bizim hödükler. Sizinkilerle nasıl yapacağız bu işi bilmem' dedim. Herkes kendi hödüğünü terbiye etsin. Bizim de kendi cahil bırakılan çocuklarımızın şu andaki bu tarz eğitimle ıslah edilmesi mümkün değil, açıkça söylüyorum.
28 Ekim 2019 Pazartesi
ÖSYM Başkanı Aygün sınav maliyetlerini açıkladı
Aygün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ÖSYM tarafından düzenlenen sınavların nasıl hazırlandığı ve maliyetlerine yönelik detayları paylaştı.
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün, Başkanlıkça her yıl yaklaşık 50 sınav yapıldığını ve bu sınavlarda 200 ayrı test uygulandığını belirterek, "Gerçekleştirilen sınavlarda kesinlikle kar amacı güdülmemektedir. ÖSYM sınavları maliyetine yapıyor, kar etmiyor. Sınavların özelliğine göre de bu maliyetlerde çeşitli artışlar oluşuyor." dedi.
Aygün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ÖSYM tarafından düzenlenen sınavların nasıl hazırlandığı ve maliyetlerine yönelik detayları paylaştı.
ÖSYM'nin hak ve adalet ölçüsüne göre sınav yapan, bilimsel yöntemler ışığında ölçme, değerlendirme çalışmalarını yürüten ve şeffaflığı her zaman merkeze alan bir anlayışla hareket ettiğinin altını çizen Aygün, bu amaçla adaylara sınavlarda sadece hak ettiğinin verilmesi, haksız kazanımların önüne geçilmesi için çalışmaları büyük titizlikle yürüttüklerini vurguladı.
Aygün, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Başkanlığımızca düzenlenen her sınav için soruların hazırlanması, sınav evrakının basımı, paketlenmesi, sınav merkezlerine ulaştırılması, sınav güvenliği organizasyonu için yapılan harcamalar ile sınavda görev alan öğretmenler, üniversitelerdeki öğretim elemanları, nüfus memurları, güvenlik görevlileri ve diğer destek personeli dahil yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin görevliye yapılan ödemeler, bilişim ve yatırım harcamaları, hizmet ve mal alımları dahil ÖSYM'nin her türlü kurumsal giderleri, adaylardan tahsil edilen sınav ücretlerinden karşılanmakta, kurumumuza merkezi bütçeden herhangi bir ödenek ayrılmamaktadır."
"ÖSYM sınavları maliyetine yapıyor, kar etmiyor"
Sınav ücreti ve hizmet bedellerinin bir önceki yılın gider kalemleri dikkate alınarak ÖSYM Yönetim Kurulu tarafından belirlendiğini aktaran Aygün, "Başkanlığımızca her yıl yaklaşık 50 sınav yapılmakta ve bu sınavlarda yaklaşık 200 ayrı test uygulanmaktadır. Başkanlığımız tarafından gerçekleştirilen sınavlarda kesinlikle kar amacı güdülmemektedir. ÖSYM sınavları maliyetine yapıyor, kar etmiyor. Sınavların özelliğine göre de bu maliyetlerde çeşitli artışlar oluşuyor." ifadelerini kullandı.
Özellikle Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS), Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS), Eczacılıkta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (EUS) ve Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı'nda (YDUS) soru hazırlama maliyetlerinin diğer sınavlara kıyasla önemli oranda artış gösterdiğini dile getiren Aygün, aynı zamanda sınavlar için soru hazırlama çalıştaylarının da yapıldığını söyledi.
"YKS ücretlerine üç yıldır artış yapılmamıştır"
YDUS, Sayıştay Denetçi Yardımcılığı 2'nci aşama sınavı gibi yazılı usulle yapılan sınavlarda, soru hazırlamaya ilave olarak yazılı cevapların, görevlendirilen akademisyenlerce okunarak değerlendirilmesinin de mali bir yükümlülüğü getirdiğine işaret eden Aygün, şunları kaydetti:
"Başkanlığımızca yapılan tüm sınavların toplam aday kitlesinin yaklaşık yüzde 50'sini oluşturan Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ücretlerine üç yıldır artış yapılmamıştır. ÖSYM'nin 2018 yılı bütçe rakamlarında KDV dahil geliri 737 milyon 367 bin 448 lira iken, KDV dahil gideri 739 milyon 32 bin 142 liradır. Yani kurumun kar etmediği ortadadır."
"Şehit ve gazilerimizin çocuklarından sınav ücreti alınmıyor"
Prof. Dr. Halis Aygün, "Yaptığımız düzenleme ile ÖSYM olarak Ocak 2019'dan itibaren şehit yakınları, gaziler ile onların eş ve çocuklarından sınav ve başvuru hizmeti ücreti almıyoruz. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumak için canını feda eden şehitlerimizin yakınları, canını esirgemeyen gazilerimiz ve aileleri için ne yapsak az. ÖSYM olarak her zaman bu hassasiyetle çalışmalarımızı sürdüreceğiz." diye konuştu.
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün, Başkanlıkça her yıl yaklaşık 50 sınav yapıldığını ve bu sınavlarda 200 ayrı test uygulandığını belirterek, "Gerçekleştirilen sınavlarda kesinlikle kar amacı güdülmemektedir. ÖSYM sınavları maliyetine yapıyor, kar etmiyor. Sınavların özelliğine göre de bu maliyetlerde çeşitli artışlar oluşuyor." dedi.
Aygün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ÖSYM tarafından düzenlenen sınavların nasıl hazırlandığı ve maliyetlerine yönelik detayları paylaştı.
ÖSYM'nin hak ve adalet ölçüsüne göre sınav yapan, bilimsel yöntemler ışığında ölçme, değerlendirme çalışmalarını yürüten ve şeffaflığı her zaman merkeze alan bir anlayışla hareket ettiğinin altını çizen Aygün, bu amaçla adaylara sınavlarda sadece hak ettiğinin verilmesi, haksız kazanımların önüne geçilmesi için çalışmaları büyük titizlikle yürüttüklerini vurguladı.
Aygün, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Başkanlığımızca düzenlenen her sınav için soruların hazırlanması, sınav evrakının basımı, paketlenmesi, sınav merkezlerine ulaştırılması, sınav güvenliği organizasyonu için yapılan harcamalar ile sınavda görev alan öğretmenler, üniversitelerdeki öğretim elemanları, nüfus memurları, güvenlik görevlileri ve diğer destek personeli dahil yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin görevliye yapılan ödemeler, bilişim ve yatırım harcamaları, hizmet ve mal alımları dahil ÖSYM'nin her türlü kurumsal giderleri, adaylardan tahsil edilen sınav ücretlerinden karşılanmakta, kurumumuza merkezi bütçeden herhangi bir ödenek ayrılmamaktadır."
"ÖSYM sınavları maliyetine yapıyor, kar etmiyor"
Sınav ücreti ve hizmet bedellerinin bir önceki yılın gider kalemleri dikkate alınarak ÖSYM Yönetim Kurulu tarafından belirlendiğini aktaran Aygün, "Başkanlığımızca her yıl yaklaşık 50 sınav yapılmakta ve bu sınavlarda yaklaşık 200 ayrı test uygulanmaktadır. Başkanlığımız tarafından gerçekleştirilen sınavlarda kesinlikle kar amacı güdülmemektedir. ÖSYM sınavları maliyetine yapıyor, kar etmiyor. Sınavların özelliğine göre de bu maliyetlerde çeşitli artışlar oluşuyor." ifadelerini kullandı.
Özellikle Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS), Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (DUS), Eczacılıkta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (EUS) ve Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı'nda (YDUS) soru hazırlama maliyetlerinin diğer sınavlara kıyasla önemli oranda artış gösterdiğini dile getiren Aygün, aynı zamanda sınavlar için soru hazırlama çalıştaylarının da yapıldığını söyledi.
"YKS ücretlerine üç yıldır artış yapılmamıştır"
YDUS, Sayıştay Denetçi Yardımcılığı 2'nci aşama sınavı gibi yazılı usulle yapılan sınavlarda, soru hazırlamaya ilave olarak yazılı cevapların, görevlendirilen akademisyenlerce okunarak değerlendirilmesinin de mali bir yükümlülüğü getirdiğine işaret eden Aygün, şunları kaydetti:
"Başkanlığımızca yapılan tüm sınavların toplam aday kitlesinin yaklaşık yüzde 50'sini oluşturan Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) ücretlerine üç yıldır artış yapılmamıştır. ÖSYM'nin 2018 yılı bütçe rakamlarında KDV dahil geliri 737 milyon 367 bin 448 lira iken, KDV dahil gideri 739 milyon 32 bin 142 liradır. Yani kurumun kar etmediği ortadadır."
"Şehit ve gazilerimizin çocuklarından sınav ücreti alınmıyor"
Prof. Dr. Halis Aygün, "Yaptığımız düzenleme ile ÖSYM olarak Ocak 2019'dan itibaren şehit yakınları, gaziler ile onların eş ve çocuklarından sınav ve başvuru hizmeti ücreti almıyoruz. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumak için canını feda eden şehitlerimizin yakınları, canını esirgemeyen gazilerimiz ve aileleri için ne yapsak az. ÖSYM olarak her zaman bu hassasiyetle çalışmalarımızı sürdüreceğiz." diye konuştu.
2 Ekim 2019 Çarşamba
4 çocuk kitabı poşette satılacak
Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu; 27 Eylül’de Resmi Gazete’de yayımlanan bir kararla 4 kitabı çocuklar için zararlı ilan etti.
Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, Elisabeth Brami’nin Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi” ve “Kız Çocuk Hakları Bildirgesi” kitaplarında; hep kitap’tan çıkan Francesca Cavallo ile Elena Favilli’nin “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler - Olağanüstü 100 Hikâye” kitabında ve Cinius Yayınları tarafından basılan “Sünnetçi Kız”da yer alan bazı yazıların “18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğuna” karar verdi. Bu karara göre eserler 18 yaşından büyük okurlara, poşet içinde satılacak.
Poşette satılacaklar
Yayıncılar Birliği’nden tepki
Bunun üzerine Türkiye Yayıncılar Birliği bir açıklama yaptı. Yayıncılar Birliği’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Eserlerin serbestçe açıklanması ve yayımlanması özgürlüğü, anayasamızca korunan bir haktır. Bu hak, demokratik bir toplum için büyük önem taşır. Bu önemden dolayı idari ve yargı birimleri, açıklama ve yayımlama özgürlüklerine gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü altındadır. Koruma Kurulu vermiş olduğu muzır neşriyat kararlarıyla, açıklama ve yayımlama özgürlüğüne müdahele etmektedir. Eserlerin değerlendirmesinin, türüne göre değişen uzmanlar tarafından yapılan ön incelemeden geçmeksizin, Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı’nın atadığı beş birim amirinden oluşan kurulca yapılması; düşünsel, toplumsal ya da sanat eseri olarak değerlendirilmesi gereken eserlerin, bu nitelikleri haiz olmadığı yönünde raporlar verilmesine, anayasal bir hak olan açıklama ve yayımlama özgürlüğünün ihlal edilmesine yol açmaktadır. Bu şekilde içinde pedagog ve cinsel sağlık uzmanı dahi olmayan kişilerden oluşan kurul tarafından, eserler hakkında oldukça özensiz bir biçimde, genel ve soyut ifadelerle hazırlanmış kararlarla muzır neşriyat kararı verilmesi, ifade ve basın özgürlükleri açısından tehlike oluşturmakta ve demokratik toplum ilkesini tehdit etmektedir.”
Türkiye Yayıncılar Birliği açıklamasında ayrıca, Koruma Kurulu’nun yapısının tekrar değiştirilmesini talep etti.
Eserin ismi görünmüyor
Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun yasasına göre “muzır” kabul edilen kitaplar, 18 yaşından büyük olanlara içi görülmeyen zarf veya poşet içinde satılabiliyor. Bu zarf ve poşetlerin üzerinde eserin ismi ile “Küçüklere zararlıdır” ibaresinden başka hiçbir yazı ve resim bulunmuyor.
Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, Elisabeth Brami’nin Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi” ve “Kız Çocuk Hakları Bildirgesi” kitaplarında; hep kitap’tan çıkan Francesca Cavallo ile Elena Favilli’nin “Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler - Olağanüstü 100 Hikâye” kitabında ve Cinius Yayınları tarafından basılan “Sünnetçi Kız”da yer alan bazı yazıların “18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğuna” karar verdi. Bu karara göre eserler 18 yaşından büyük okurlara, poşet içinde satılacak.
Poşette satılacaklar
Yayıncılar Birliği’nden tepki
Bunun üzerine Türkiye Yayıncılar Birliği bir açıklama yaptı. Yayıncılar Birliği’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Eserlerin serbestçe açıklanması ve yayımlanması özgürlüğü, anayasamızca korunan bir haktır. Bu hak, demokratik bir toplum için büyük önem taşır. Bu önemden dolayı idari ve yargı birimleri, açıklama ve yayımlama özgürlüklerine gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü altındadır. Koruma Kurulu vermiş olduğu muzır neşriyat kararlarıyla, açıklama ve yayımlama özgürlüğüne müdahele etmektedir. Eserlerin değerlendirmesinin, türüne göre değişen uzmanlar tarafından yapılan ön incelemeden geçmeksizin, Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı’nın atadığı beş birim amirinden oluşan kurulca yapılması; düşünsel, toplumsal ya da sanat eseri olarak değerlendirilmesi gereken eserlerin, bu nitelikleri haiz olmadığı yönünde raporlar verilmesine, anayasal bir hak olan açıklama ve yayımlama özgürlüğünün ihlal edilmesine yol açmaktadır. Bu şekilde içinde pedagog ve cinsel sağlık uzmanı dahi olmayan kişilerden oluşan kurul tarafından, eserler hakkında oldukça özensiz bir biçimde, genel ve soyut ifadelerle hazırlanmış kararlarla muzır neşriyat kararı verilmesi, ifade ve basın özgürlükleri açısından tehlike oluşturmakta ve demokratik toplum ilkesini tehdit etmektedir.”
Türkiye Yayıncılar Birliği açıklamasında ayrıca, Koruma Kurulu’nun yapısının tekrar değiştirilmesini talep etti.
Eserin ismi görünmüyor
Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun yasasına göre “muzır” kabul edilen kitaplar, 18 yaşından büyük olanlara içi görülmeyen zarf veya poşet içinde satılabiliyor. Bu zarf ve poşetlerin üzerinde eserin ismi ile “Küçüklere zararlıdır” ibaresinden başka hiçbir yazı ve resim bulunmuyor.
29 Ağustos 2019 Perşembe
2019 Kpss sonuçları açıklandı
ÖLÇME, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) tarafından, 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) sonuçları açıklandı.
ÖLÇME, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) tarafından, 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) sonuçları açıklandı. Öğretmen adaylarının girdiği testlerde en fazla doğru yanıt 50,568 ile Rehber Öğretmenliği testinde, en az doğru yanıt ise 24,268 ile Matematik (Lise) testinde oldu.
2019-KPSS A Grubu ve Öğretmenlik (Genel Yetenek-Genel Kültür, Eğitim Bilimleri, Alan Bilgisi ve ÖABT) sonuçları belli oldu. ÖSYM'den yapılan açıklamada, 21 Temmuz'da 2019-KPSS Alan Bilgisi Sınavı 3'ncü oturumundaki Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan Muhasebe testindeki 30 numaralı sorunun iptal edilmesine karar verildiği, iptal edilen sorunun değerlendirme dışı bırakıldığı açıklandı. Öte yandan adayların cevap kağıtları ve aday cevapları da 10 gün süreyle erişime açıldı.
CEVAP KAĞITLARINA NASIL BAKILACAK?
Adaylar cevap kağıtlarına bakmak için ÖSYM'nin https://ais.osym.gov.tr adresine T.C. Kimlik Numaraları ve şifreleri ile giriş yapacak. Daha sonra ilgili sınavı 'Cevap Kağıdı Görüntüleme' ekranını seçerek, sınavda kullandıkları cevap kağıdı görüntüsünü, cevap kağıdına yaptıkları işaretlemeleri, bu işaretlemelerin optik okuyucularla okunması sonucu elde edilen aday cevaplarını ve soruların doğru cevaplarını görebilecek. Ayrıca adaylar, aday cevaplarının ve cevap anahtarının yayınlandığı form üzerindeki soru numaralarını tıkladıklarında, her soru için açılan yeni pencerede soru kökünü, cevap seçeneklerini ve sorunun doğru cevabı ile ilgili soruya kendilerinin vermiş olduğu cevaba da bakabilecek. Sorular, adayın sınavda kullandığı kitapçığın soru ve seçenek diziliminde olduğu gibi görüntülenecek. İlgili sayfada, adayların testlerdeki toplam doğru, yanlış ve boş cevap sayıları ile birlikte ham puanları da gösterilecek. ÖSYM açıklamasında, "Bu uygulama, adayı bilgilendirme amacıyla yapılmaktadır. Görüntülenen sayfa belge niteliği taşımaz. Her türlü değerlendirmede ÖSYM sisteminde kayıtlı bilgiler esas alınır" denildi.
DOĞRU YANIT ORTALAMASI DÜŞÜK
ÖSYM 2019 KPSS'ye ilişkin sayısal verileri de açıkladı. KPSS'nin genel yetenek-genel kültür testlerinden oluşan sabah oturumuna 610 bin 137 aday, öğretmenlik testlerinden oluşan öğleden sonra oturumuna 359 bin 952 aday katıldı. Genel yetenek testinde 60 sorudan doğru yanıt ortalaması 21,440, genel kültür testinde ise 60 sorudan 21,840 oldu. Öğretmen adaylarının girdiği testlerdeki doğru yanıt ortalamalarında ise en fazla doğru yanıt 50,568 ile Rehber Öğretmenliği testinde, en az doğru yanıt ise 24,268 ile Matematik (Lise) testinde oldu. 75'er soruluk branş testlerinde öğretmen adaylarının verdiği diğer doğru yanıt ortalamaları ise şöyle: "Türkçe testinde doğru yanıt ortalaması 48,424, ilköğretim matematik testinde 30,693, fen bilimleri/fen ve teknoloji testinde 24,496, sosyal bilgiler testinde 37,551, Türk dili ve edebiyatı testinde 27,951, tarih testinde 32,482, coğrafya testinde 35,347, fizik testinde 32,032, kimya testinde 28,278, biyoloji testinde 25,229, din kültürü ve ahlak bilgisi testinde 42,599, İngilizce testinde 33,863, sınıf öğretmenliği testinde 32,434, okul öncesi öğretmenliği testinde 37,382, beden eğitimi öğretmenliği testinde 26,514 ve imam hatip lisesi meslek dersleri testinde 38,082."
ÖLÇME, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) tarafından, 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) sonuçları açıklandı. Öğretmen adaylarının girdiği testlerde en fazla doğru yanıt 50,568 ile Rehber Öğretmenliği testinde, en az doğru yanıt ise 24,268 ile Matematik (Lise) testinde oldu.
2019-KPSS A Grubu ve Öğretmenlik (Genel Yetenek-Genel Kültür, Eğitim Bilimleri, Alan Bilgisi ve ÖABT) sonuçları belli oldu. ÖSYM'den yapılan açıklamada, 21 Temmuz'da 2019-KPSS Alan Bilgisi Sınavı 3'ncü oturumundaki Temel Soru Kitapçığı'nda yer alan Muhasebe testindeki 30 numaralı sorunun iptal edilmesine karar verildiği, iptal edilen sorunun değerlendirme dışı bırakıldığı açıklandı. Öte yandan adayların cevap kağıtları ve aday cevapları da 10 gün süreyle erişime açıldı.
CEVAP KAĞITLARINA NASIL BAKILACAK?
Adaylar cevap kağıtlarına bakmak için ÖSYM'nin https://ais.osym.gov.tr adresine T.C. Kimlik Numaraları ve şifreleri ile giriş yapacak. Daha sonra ilgili sınavı 'Cevap Kağıdı Görüntüleme' ekranını seçerek, sınavda kullandıkları cevap kağıdı görüntüsünü, cevap kağıdına yaptıkları işaretlemeleri, bu işaretlemelerin optik okuyucularla okunması sonucu elde edilen aday cevaplarını ve soruların doğru cevaplarını görebilecek. Ayrıca adaylar, aday cevaplarının ve cevap anahtarının yayınlandığı form üzerindeki soru numaralarını tıkladıklarında, her soru için açılan yeni pencerede soru kökünü, cevap seçeneklerini ve sorunun doğru cevabı ile ilgili soruya kendilerinin vermiş olduğu cevaba da bakabilecek. Sorular, adayın sınavda kullandığı kitapçığın soru ve seçenek diziliminde olduğu gibi görüntülenecek. İlgili sayfada, adayların testlerdeki toplam doğru, yanlış ve boş cevap sayıları ile birlikte ham puanları da gösterilecek. ÖSYM açıklamasında, "Bu uygulama, adayı bilgilendirme amacıyla yapılmaktadır. Görüntülenen sayfa belge niteliği taşımaz. Her türlü değerlendirmede ÖSYM sisteminde kayıtlı bilgiler esas alınır" denildi.
DOĞRU YANIT ORTALAMASI DÜŞÜK
ÖSYM 2019 KPSS'ye ilişkin sayısal verileri de açıkladı. KPSS'nin genel yetenek-genel kültür testlerinden oluşan sabah oturumuna 610 bin 137 aday, öğretmenlik testlerinden oluşan öğleden sonra oturumuna 359 bin 952 aday katıldı. Genel yetenek testinde 60 sorudan doğru yanıt ortalaması 21,440, genel kültür testinde ise 60 sorudan 21,840 oldu. Öğretmen adaylarının girdiği testlerdeki doğru yanıt ortalamalarında ise en fazla doğru yanıt 50,568 ile Rehber Öğretmenliği testinde, en az doğru yanıt ise 24,268 ile Matematik (Lise) testinde oldu. 75'er soruluk branş testlerinde öğretmen adaylarının verdiği diğer doğru yanıt ortalamaları ise şöyle: "Türkçe testinde doğru yanıt ortalaması 48,424, ilköğretim matematik testinde 30,693, fen bilimleri/fen ve teknoloji testinde 24,496, sosyal bilgiler testinde 37,551, Türk dili ve edebiyatı testinde 27,951, tarih testinde 32,482, coğrafya testinde 35,347, fizik testinde 32,032, kimya testinde 28,278, biyoloji testinde 25,229, din kültürü ve ahlak bilgisi testinde 42,599, İngilizce testinde 33,863, sınıf öğretmenliği testinde 32,434, okul öncesi öğretmenliği testinde 37,382, beden eğitimi öğretmenliği testinde 26,514 ve imam hatip lisesi meslek dersleri testinde 38,082."
Yurt başvuru sonuçları açıklandı
Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharre Kasapoğlu, Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü yurt başvuru sonuçlarının açıklandığını duyurdu.
İstanbul Vezneciler'deki Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü Kız Öğrenci Yurdu'nda açıklamalarda bulunan Bakan Kasapoğlu, bir süre önce yeni eğitim dönemi için yurt başvurularını aldıklarını belirterek, "Yurtlardaki hazırlıkları tamamladık. An itibarıyla da yurt başvuru sonuçlarını açıklıyoruz. Yurtlarımızda kalma hakkı kazanan tüm arkadaşlarımıza 'hoş geldiniz' diyorum." ifadelerini kullandı.
Yurtlarda kalma hakkı elde edemeyen öğrencilerin sabırlı olması gerektiğini vurgulayan Mehmet Muharrem Kasapoğlu, şunları kaydetti:
"Kayıt yaptırmayanlar olduğu müddetçe kendilerine sıra gelecektir. Amacımız yurtlarımızın kapasitesini her geçen gün arttırmak. İnşallah hiçbir gencimiz dışarıda kalmayana kadar buna devam edeceğiz. Yurtlarla ilgili başvuru sonuçları çok hassas bir şekilde 12 devlet kurumunun ortak çalışmasıyla objektif kriterlere göre değerlendirildi. Sonuçlar internet adresimizde an itibarıyla mevcuttur. Gençlerimize ve ailelerine 'hoş geldiniz' diyorum, başarı temenni ediyorum. Zamanlarını iyi değerlendirsinler. Onlara çok güveniyoruz ve onları çok seviyoruz."
İstanbul Vezneciler'deki Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü Kız Öğrenci Yurdu'nda açıklamalarda bulunan Bakan Kasapoğlu, bir süre önce yeni eğitim dönemi için yurt başvurularını aldıklarını belirterek, "Yurtlardaki hazırlıkları tamamladık. An itibarıyla da yurt başvuru sonuçlarını açıklıyoruz. Yurtlarımızda kalma hakkı kazanan tüm arkadaşlarımıza 'hoş geldiniz' diyorum." ifadelerini kullandı.
Yurtlarda kalma hakkı elde edemeyen öğrencilerin sabırlı olması gerektiğini vurgulayan Mehmet Muharrem Kasapoğlu, şunları kaydetti:
"Kayıt yaptırmayanlar olduğu müddetçe kendilerine sıra gelecektir. Amacımız yurtlarımızın kapasitesini her geçen gün arttırmak. İnşallah hiçbir gencimiz dışarıda kalmayana kadar buna devam edeceğiz. Yurtlarla ilgili başvuru sonuçları çok hassas bir şekilde 12 devlet kurumunun ortak çalışmasıyla objektif kriterlere göre değerlendirildi. Sonuçlar internet adresimizde an itibarıyla mevcuttur. Gençlerimize ve ailelerine 'hoş geldiniz' diyorum, başarı temenni ediyorum. Zamanlarını iyi değerlendirsinler. Onlara çok güveniyoruz ve onları çok seviyoruz."
23 Ağustos 2019 Cuma
Okulların açılış ve ara tatil tarihlerini Bakan açıkladı
2019-2020 eğitim-öğretim yılının 9 Eylül'de başlayacağını belirten Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bu yıl ilk kez uygulanacak ara tatillerin tarihlerini de açıkladı.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 2019-2020 eğitim-öğretim yılının 9 Eylül'de başlayacağını sosyal medya hesabından duyurdu.
"'Okulu çok özledim.' Yahut 'Ne yani bitti mi tatil?' diyen çocuklara kısa bir bilgilendirme" diyen Selçuk, ara tatil tarihleriyle ilgili şu bilgileri verdi:
"Açılış: 9 Eylül, İlk Ara Tatil: 18-22 Kasım, Yarıyıl Tatili: 20-31 Ocak, 2. Ara Tatil: 6-10 Nisan, Kapanış: 19 Haziran."
Selçuk, "Tatilin son günlerindesiniz çocuklar, keşfedin, oynayın istediğinizce" dedi.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 2019-2020 eğitim-öğretim yılının 9 Eylül'de başlayacağını sosyal medya hesabından duyurdu.
"'Okulu çok özledim.' Yahut 'Ne yani bitti mi tatil?' diyen çocuklara kısa bir bilgilendirme" diyen Selçuk, ara tatil tarihleriyle ilgili şu bilgileri verdi:
"Açılış: 9 Eylül, İlk Ara Tatil: 18-22 Kasım, Yarıyıl Tatili: 20-31 Ocak, 2. Ara Tatil: 6-10 Nisan, Kapanış: 19 Haziran."
Selçuk, "Tatilin son günlerindesiniz çocuklar, keşfedin, oynayın istediğinizce" dedi.
Devlet yurduna son başvuru 26 Ağustos
Devlet yurduna yerleşmek isteyen üniversite öğrencileri için son başvuru tarihi 26 Ağustos. Başvurular e-Devlet’ten yapılacak. Bu yıl en düşük yurt ücreti 200 lira.
Yaşadıkları şehrin dışında okuyacak olan üniversite öğrencilerinin ‘barınma’ telaşı sürüyor. Öğrencilerin bir kısmı kiralık ev arayışına girerken bir kısmı da hem devletin hem de özel yurtların kapısını çalıyor. Uygun koşulları nedeniyle birçok öğrenci önce devlet yurtlarına yani Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) başvuruyor.
Henüz başvuru yapmayan öğrenciler için 26 Ağustos Pazartesi son gün.
Öğrenciler, 444 1961 numaralı iletişim merkezinden ya da resmi Twitter hesabı KYK_DESTEK üzerinden yardım talebinde bulunabilecek. Başvuru ve sonuç açıklamaya ilişkin her tür bilgi http://yurtkur.gsb.gov.tr/ adresinden duyurulacak.
YÜZDE 20 ARTIŞ
Geçen yıl KYK’ya 427 bin 152 öğrenci başvurmuş, 381 bin 852 öğrenci yerleşmişti. Bu yıl ise KYK, 244 bin 743 boş yatak bulunduğunu açıkladı. Devlet yurtlarında ücret tarifesi de güncellendi.
Yeni tarifeye göre, 6 veya 8 kişilik odaları kapsayan en düşük yurt ücreti 168 liradan 200 liraya çıkarıldı, yaklaşık yüzde 20 zam gelmiş oldu. Güvence bedeli de 224 liradan 273 liraya çıktı.
KKTC’DE 400 LİRA
Devlet yurtlarında en yüksek 285 lira olan yatak ücreti de 340 liraya yükseldi. Bu yurtların güvence bedeli 380 liradan 465 liraya çıktı.
Devlet yurtlarında 215 lira, 250 lira, 280 lira, 310 liralık tarifeler de var. Kıbrıs’taki devlet yurtları için farklı fiyatlar uygulanıyor. Burada 300 lira olan ücretler 400 lira olarak belirlendi.
KİMLER BAŞVURABİLİR?
2019-2020 öğretim yılında ilk defa herhangi bir yükseköğretim programına kayıt yaptıran hazırlık ve birinci sınıf öğrencileri, herhangi bir yükseköğretim kurumunda eğitimine devam eden ara sınıf öğrencileri ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eğitim görmekte olan öğrenciler yurt başvurusunda bulunabilecek.
EK KONTENJANA FARKLI TARİH
30 Haziran’dan sonra bir yükseköğrenim programına kayıt yaptıran yatay/dikey geçiş öğrencileri, ek kontenjanla yerleşecek öğrenciler, özel yetenek sınavı ile yerleşecek öğrenciler, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile yabancı uyruklu öğrencilerin yurt başvuruları ileri bir tarihte alınacak.
BİLGİLER DOĞRU OLMALI
Başvurular e-Devlet’e girdikten sonra ‘Gençlik ve Spor Bakanlığı’ hizmetleri altında bulunan ‘Yurt Başvurusu’ bağlantısından başvuru yapılıyor. Başvuru kılavuzuna ‘kyk.gov.tr’den ulaşabilirsiniz. Yurt başvuruları e-Devlet’te yer alan öğrenim bilgilerine göre alınacağı için öğrencilerin e-Devlet’teki bilgilerinin doğru ve eksiksiz olması önem taşıyor.
HATASIZ GİRİŞ YAPIN
Öğrencilerin başvuru sırasında herhangi bir sorun yaşamaması için öncelikle e-Devlet’e girerek okul/ bölüm bilgilerini kontrol etmeleri, bilgilerinde hata olan öğrencilerin üniversitenin öğrenci işleriyle görüşmeleri gerekiyor. Hatalı ya da eksik öğrenim bilgisiyle yurt başvurusu yapan öğrencilerin başvuruları geçersiz sayılacak.
ÖZEL YURDA GİDECEKLER...
EN AZ 4 BİN TL
Öğrencilerin devlet yurtlarının yanı sıra özel yurt seçenekleri de var. Yurtlarfiyatlar.com verilerine göre; 2019-20 eğitimöğretim döneminde Türkiye genelindeki özel yurtlar arasında yıllık ücret en az 4 bin lira. İstanbul’da 8 bin 500 liradan, Ankara’da 4 bin 500, İzmir’de 6 bin 200 liradan kapılar açılıyor.
TEK TEK YAZDIRIN
Uzmanlar, özel yurtlara kayıt yaptırılırken, bu yurdun mutlaka Milli Eğitim Bakanlığı’na kayıtlı olması gerektiğini, öğrencilerin ruhsatsız yurtları tercih etmemesi gerektiğini söylüyor. Uzmanlar ayrıca öğrencileri, özel yurt ile sözleşme imzalamadan önce yurdun kendisine vereceği hizmetlerin tamamını ayrıntılı olarak sözleşmeye yazdırması konusunda uyarıyorlar.
ÖZEL DURUMU OLAN BELGELEYECEK
Devlet yurdunda özel ve öncelikli durumu olan öğrencilerden yurt ücreti ve güvence bedeli alınmıyor. Bu durumda olduğunu beyan eden öğrencilerin yurt barınma hakkı kazandıktan sonra ilgili belgeyi yurt müdürlüklerine teslim etmesi gerekiyor. İlgili belgenin ibraz edilmemesi durumunda öğrencinin yurt hakkı geçersiz sayılacak. Eğer kayıtlı kalmışsa, bu günlerin bedeli tahsil edilecek.
EV ARAYANLAR DiKKAT!
Ev tercih eden öğrenciler de var. Kiralar en çok Denizli’de artarken, en yüksek kirayı ise İstanbul’da okuyacaklar verecek. TSKB Gayrimenkul Değerleme’nin rakamlarına göre; İstanbul’da öğrencilerin tercih ettiği Avcılar, Beşiktaş, Kadıköy, Bakırköy gibi ilçelerde kiralar 1450 liradan başlayıp 3 bin liraya kadar yükseliyor. Ankara Çankaya’da 1400 lira ile 1700 lira arasında ev bulmak mümkün. Eskişehir’de 550 lira ile 850 lira arasında, İzmir’de 1000 lira ile 2 bin lira arasında kiralık evler var. Uzmanlar, ev arayan öğrencileri dolandırmak isteyenlerin olduğunu da belirterek, ‘evi görmeden para yatırmayın’ uyarısı yapıyor.(Posta)
Yaşadıkları şehrin dışında okuyacak olan üniversite öğrencilerinin ‘barınma’ telaşı sürüyor. Öğrencilerin bir kısmı kiralık ev arayışına girerken bir kısmı da hem devletin hem de özel yurtların kapısını çalıyor. Uygun koşulları nedeniyle birçok öğrenci önce devlet yurtlarına yani Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (KYK) başvuruyor.
Henüz başvuru yapmayan öğrenciler için 26 Ağustos Pazartesi son gün.
Öğrenciler, 444 1961 numaralı iletişim merkezinden ya da resmi Twitter hesabı KYK_DESTEK üzerinden yardım talebinde bulunabilecek. Başvuru ve sonuç açıklamaya ilişkin her tür bilgi http://yurtkur.gsb.gov.tr/ adresinden duyurulacak.
YÜZDE 20 ARTIŞ
Geçen yıl KYK’ya 427 bin 152 öğrenci başvurmuş, 381 bin 852 öğrenci yerleşmişti. Bu yıl ise KYK, 244 bin 743 boş yatak bulunduğunu açıkladı. Devlet yurtlarında ücret tarifesi de güncellendi.
Yeni tarifeye göre, 6 veya 8 kişilik odaları kapsayan en düşük yurt ücreti 168 liradan 200 liraya çıkarıldı, yaklaşık yüzde 20 zam gelmiş oldu. Güvence bedeli de 224 liradan 273 liraya çıktı.
KKTC’DE 400 LİRA
Devlet yurtlarında en yüksek 285 lira olan yatak ücreti de 340 liraya yükseldi. Bu yurtların güvence bedeli 380 liradan 465 liraya çıktı.
Devlet yurtlarında 215 lira, 250 lira, 280 lira, 310 liralık tarifeler de var. Kıbrıs’taki devlet yurtları için farklı fiyatlar uygulanıyor. Burada 300 lira olan ücretler 400 lira olarak belirlendi.
KİMLER BAŞVURABİLİR?
2019-2020 öğretim yılında ilk defa herhangi bir yükseköğretim programına kayıt yaptıran hazırlık ve birinci sınıf öğrencileri, herhangi bir yükseköğretim kurumunda eğitimine devam eden ara sınıf öğrencileri ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eğitim görmekte olan öğrenciler yurt başvurusunda bulunabilecek.
EK KONTENJANA FARKLI TARİH
30 Haziran’dan sonra bir yükseköğrenim programına kayıt yaptıran yatay/dikey geçiş öğrencileri, ek kontenjanla yerleşecek öğrenciler, özel yetenek sınavı ile yerleşecek öğrenciler, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile yabancı uyruklu öğrencilerin yurt başvuruları ileri bir tarihte alınacak.
BİLGİLER DOĞRU OLMALI
Başvurular e-Devlet’e girdikten sonra ‘Gençlik ve Spor Bakanlığı’ hizmetleri altında bulunan ‘Yurt Başvurusu’ bağlantısından başvuru yapılıyor. Başvuru kılavuzuna ‘kyk.gov.tr’den ulaşabilirsiniz. Yurt başvuruları e-Devlet’te yer alan öğrenim bilgilerine göre alınacağı için öğrencilerin e-Devlet’teki bilgilerinin doğru ve eksiksiz olması önem taşıyor.
HATASIZ GİRİŞ YAPIN
Öğrencilerin başvuru sırasında herhangi bir sorun yaşamaması için öncelikle e-Devlet’e girerek okul/ bölüm bilgilerini kontrol etmeleri, bilgilerinde hata olan öğrencilerin üniversitenin öğrenci işleriyle görüşmeleri gerekiyor. Hatalı ya da eksik öğrenim bilgisiyle yurt başvurusu yapan öğrencilerin başvuruları geçersiz sayılacak.
ÖZEL YURDA GİDECEKLER...
EN AZ 4 BİN TL
Öğrencilerin devlet yurtlarının yanı sıra özel yurt seçenekleri de var. Yurtlarfiyatlar.com verilerine göre; 2019-20 eğitimöğretim döneminde Türkiye genelindeki özel yurtlar arasında yıllık ücret en az 4 bin lira. İstanbul’da 8 bin 500 liradan, Ankara’da 4 bin 500, İzmir’de 6 bin 200 liradan kapılar açılıyor.
TEK TEK YAZDIRIN
Uzmanlar, özel yurtlara kayıt yaptırılırken, bu yurdun mutlaka Milli Eğitim Bakanlığı’na kayıtlı olması gerektiğini, öğrencilerin ruhsatsız yurtları tercih etmemesi gerektiğini söylüyor. Uzmanlar ayrıca öğrencileri, özel yurt ile sözleşme imzalamadan önce yurdun kendisine vereceği hizmetlerin tamamını ayrıntılı olarak sözleşmeye yazdırması konusunda uyarıyorlar.
ÖZEL DURUMU OLAN BELGELEYECEK
Devlet yurdunda özel ve öncelikli durumu olan öğrencilerden yurt ücreti ve güvence bedeli alınmıyor. Bu durumda olduğunu beyan eden öğrencilerin yurt barınma hakkı kazandıktan sonra ilgili belgeyi yurt müdürlüklerine teslim etmesi gerekiyor. İlgili belgenin ibraz edilmemesi durumunda öğrencinin yurt hakkı geçersiz sayılacak. Eğer kayıtlı kalmışsa, bu günlerin bedeli tahsil edilecek.
EV ARAYANLAR DiKKAT!
Ev tercih eden öğrenciler de var. Kiralar en çok Denizli’de artarken, en yüksek kirayı ise İstanbul’da okuyacaklar verecek. TSKB Gayrimenkul Değerleme’nin rakamlarına göre; İstanbul’da öğrencilerin tercih ettiği Avcılar, Beşiktaş, Kadıköy, Bakırköy gibi ilçelerde kiralar 1450 liradan başlayıp 3 bin liraya kadar yükseliyor. Ankara Çankaya’da 1400 lira ile 1700 lira arasında ev bulmak mümkün. Eskişehir’de 550 lira ile 850 lira arasında, İzmir’de 1000 lira ile 2 bin lira arasında kiralık evler var. Uzmanlar, ev arayan öğrencileri dolandırmak isteyenlerin olduğunu da belirterek, ‘evi görmeden para yatırmayın’ uyarısı yapıyor.(Posta)
11 Ağustos 2019 Pazar
Yurt telaş başladı!
Üniversite tercih sonuçları açıklandı, şimdi sıra ‘barınmaya’ geldi. Öğrenciler, evden önce yurtları araştırıyor. Devlet yurtlarının dışında özel yurtlarda kalacaklar yıllık en az 4 bin lirayı gözden çıkarmak zorunda...
Üniversite yerleştirme sonuçları açıklandı. Öğrencilerin üniversiteyi kazanıp kazanamama heyecanı bitti, şimdi de bulundukları şehirden başka bir şehirde okuyacaklar için barınma telaşı başladı.
Öğrencilerin bir kısmı ev ve ev arkadaşı arayışına girerken, bir kısmı da yurtları araştırmaya koyuldu. Yurtta kalacak öğrenciler için Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun seçeneklerinin yanı sıra birçok özel yurt da bulunuyor.
Kredi Yurtlar Kurumu’na başvuru yapmak isteyen öğrencilerin şu an beklemesi gerekiyor. Yurt başvuruları yerleştirme sonuçlarının açıklanmasından sonra yurtkur.gsb. gov.tr sitesi üzerinden duyuruluyor.
Ancak şu an için bir duyuru yapılmadı. Duyuru yapıldıktan sonra başvurular e-Devlet üzerinden alınacak. Devlette yurt ücreti aylık 168 lira. Standardı yüksek, özel nitelikli yurtların aylık ücreti 180-285 TL arasında değişirken KKTC’de 300 lira.
Son dönemde özel üniversitelerin sayısındaki artışa paralel öğrenci sayısının artmasıyla birlikte özel yurtların sayısı da artıyor. Öğrenci yurtlarının bir gayrimenkul yatırım aracı olarak görülmesiyle de büyük inşaat firmalarının yurt yatırımları hız kazanıyor.
Örneğin Nef’in Novu, Bilgili Holding’in Republica, Erkanlı’nın Univa gibi zincirleşmiş öğrenci yurtları bulunuyor. Buradan yurt alan yatırımcılar, yurt işletmeye açıldığında gelir elde etmeye başlıyor.
Verilere göre, 2019-20 eğitim-öğretim döneminde Türkiye genelindeki özel yurtlar arasında yıllık ücreti en ucuz olan şehirler 4 bin lira ile Tokat ve Konya.
İstanbul’da yıllık ücret 8 bin 500 liradan başlıyor, yıllık ücreti 42 bin lira olan yurt da var. Ankara’da 4 bin 500, İzmir’de 6 bin 200 liradan kapılar açılıyor.
YURT SEÇERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ
İyi bir inceleme sonucu karar verin. Yurt markasının güvenilirliğini araştırın. Tesisin güvenliğine bakın.
Temizlik, ulaşım ve konfor kriterlerine göz gezdirin. Sosyal yaşam ve olanaklar ile yurttaki etkinlikleri inceleyin.
Nef’in öğrenci evi markası Novu, İstanbul başta olmak üzere, çeşitli şehirlerde 750 milyon lira yatırımla 10 proje ve 15 bin yatak kapasitesine ulaşmayı hedefliyor.
İlk Novu projesi 2016’da 900 yatak kapasitesiyle Merter’de hizmete açılmıştı. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetlerini yürüten Novu, yüzde 99 doluluk oranıyla 32 farklı üniversiteden öğrenci aldı. Novu, geçen yıl konaklayan öğrencilerin yanı sıra yeni sakinlerinin kayıtlarını da almaya başladı.
Özel Öğrenci Yurtları Birliği Federasyonu Başkanı Hüseyin Yıldızhan, devlet yurtları dışındaki yerlerde barınacak öğrencilere ruhsatsız yurt uyarısı yaptı.
Yıldızhan, yurtların Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’ne uygun olması gerektiğini belirterek, öğrencilere MEB’den ruhsat ve izin almamış bir yeri asla tercih etmemelerini söyledi. Yıldızhan, öğrencinin kararını verdikten sonra kurumla karşılıklı taahhütname imzalaması gerektiğini de belirtti.
Republika Aparts CEO’su Doğan Kaşıkçı, son birkaç yıldır yabancı öğrencilerin Türkiye’ye ilgi gösterdiğini belirterek, “Republika olarak İstanbul’da 4 ayrı tesis ile öğrencilere hizmet veriyoruz.
Ortalama olarak kapasitemizin yüzde 30’unu yabancı öğrenciler oluşturuyor. Genellikle Türki Cumhuriyetler, Almanya ve İran’dan yoğun bir öğrenci grubu Türkiye’deki okulları ve yurtları tercih ediyor” dedi
Fiyatlar hakkında da bilgi veren Kaşıkçı, hem oda hem de tesis imkanlarına göre fiyatların aylık 990 lira ile 4 bin lira arasında değiştiğini söyledi. (Posta)
Üniversite yerleştirme sonuçları açıklandı. Öğrencilerin üniversiteyi kazanıp kazanamama heyecanı bitti, şimdi de bulundukları şehirden başka bir şehirde okuyacaklar için barınma telaşı başladı.
Öğrencilerin bir kısmı ev ve ev arkadaşı arayışına girerken, bir kısmı da yurtları araştırmaya koyuldu. Yurtta kalacak öğrenciler için Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun seçeneklerinin yanı sıra birçok özel yurt da bulunuyor.
Kredi Yurtlar Kurumu’na başvuru yapmak isteyen öğrencilerin şu an beklemesi gerekiyor. Yurt başvuruları yerleştirme sonuçlarının açıklanmasından sonra yurtkur.gsb. gov.tr sitesi üzerinden duyuruluyor.
Ancak şu an için bir duyuru yapılmadı. Duyuru yapıldıktan sonra başvurular e-Devlet üzerinden alınacak. Devlette yurt ücreti aylık 168 lira. Standardı yüksek, özel nitelikli yurtların aylık ücreti 180-285 TL arasında değişirken KKTC’de 300 lira.
Son dönemde özel üniversitelerin sayısındaki artışa paralel öğrenci sayısının artmasıyla birlikte özel yurtların sayısı da artıyor. Öğrenci yurtlarının bir gayrimenkul yatırım aracı olarak görülmesiyle de büyük inşaat firmalarının yurt yatırımları hız kazanıyor.
Örneğin Nef’in Novu, Bilgili Holding’in Republica, Erkanlı’nın Univa gibi zincirleşmiş öğrenci yurtları bulunuyor. Buradan yurt alan yatırımcılar, yurt işletmeye açıldığında gelir elde etmeye başlıyor.
Verilere göre, 2019-20 eğitim-öğretim döneminde Türkiye genelindeki özel yurtlar arasında yıllık ücreti en ucuz olan şehirler 4 bin lira ile Tokat ve Konya.
İstanbul’da yıllık ücret 8 bin 500 liradan başlıyor, yıllık ücreti 42 bin lira olan yurt da var. Ankara’da 4 bin 500, İzmir’de 6 bin 200 liradan kapılar açılıyor.
YURT SEÇERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ
İyi bir inceleme sonucu karar verin. Yurt markasının güvenilirliğini araştırın. Tesisin güvenliğine bakın.
Temizlik, ulaşım ve konfor kriterlerine göz gezdirin. Sosyal yaşam ve olanaklar ile yurttaki etkinlikleri inceleyin.
Nef’in öğrenci evi markası Novu, İstanbul başta olmak üzere, çeşitli şehirlerde 750 milyon lira yatırımla 10 proje ve 15 bin yatak kapasitesine ulaşmayı hedefliyor.
İlk Novu projesi 2016’da 900 yatak kapasitesiyle Merter’de hizmete açılmıştı. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetlerini yürüten Novu, yüzde 99 doluluk oranıyla 32 farklı üniversiteden öğrenci aldı. Novu, geçen yıl konaklayan öğrencilerin yanı sıra yeni sakinlerinin kayıtlarını da almaya başladı.
Özel Öğrenci Yurtları Birliği Federasyonu Başkanı Hüseyin Yıldızhan, devlet yurtları dışındaki yerlerde barınacak öğrencilere ruhsatsız yurt uyarısı yaptı.
Yıldızhan, yurtların Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’ne uygun olması gerektiğini belirterek, öğrencilere MEB’den ruhsat ve izin almamış bir yeri asla tercih etmemelerini söyledi. Yıldızhan, öğrencinin kararını verdikten sonra kurumla karşılıklı taahhütname imzalaması gerektiğini de belirtti.
Republika Aparts CEO’su Doğan Kaşıkçı, son birkaç yıldır yabancı öğrencilerin Türkiye’ye ilgi gösterdiğini belirterek, “Republika olarak İstanbul’da 4 ayrı tesis ile öğrencilere hizmet veriyoruz.
Ortalama olarak kapasitemizin yüzde 30’unu yabancı öğrenciler oluşturuyor. Genellikle Türki Cumhuriyetler, Almanya ve İran’dan yoğun bir öğrenci grubu Türkiye’deki okulları ve yurtları tercih ediyor” dedi
Fiyatlar hakkında da bilgi veren Kaşıkçı, hem oda hem de tesis imkanlarına göre fiyatların aylık 990 lira ile 4 bin lira arasında değiştiğini söyledi. (Posta)
10 Ağustos 2019 Cumartesi
YÖK'ten 'reklama değil AR-GE'ye harca' kararı
YÖK, bazı vakıf üniversitelerinin AR-GE faaliyetleri ile reklam-tanıtım giderleri için ayırdıkları bütçe arasında çok büyük fark tespit edilmesi üzerine harekete geçti.
Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) vakıf üniversitelerinin toplam öğrenci gelirinin en az yüzde 1'i kadar araştırma-geliştirme (AR-GE) bütçesinin olmasına, reklam-tanıtım giderlerinin de öğrenci gelirlerinin yüzde 1'ini aşmamasına karar verildi.
YÖK tarafından vakıf yükseköğretim kurumlarına yönelik rutin değerlendirme ve denetimlerde kurumların bazılarında, toplam bütçe ve öğrenci gelirine göre AR-GE harcamalarının olması gerekenden çok düşük düzeyde gerçekleştiği saptandı.
YÖK tarafından temmuzda açıklanan Vakıf Yükseköğretim Kurumları 2019 raporunda da söz konusu kurumlarda toplam öz kaynaklı AR-GE bütçesinin 41 milyon 399 bin 81 lira olduğu, reklam-tanıtım için ise toplamda 219 milyon 476 bin 23 lira ayrıldığı tespitine yer verildi.
Bazı vakıf üniversitelerinin AR-GE faaliyetleri ile reklam-tanıtım giderlerine ayırdıkları bütçe arasında çok büyük fark olması üzerine harekete geçen YÖK, yükseköğretim sisteminin önemli bir parçası olan vakıf yükseköğretim kurumlarının AR-GE faaliyetlerini artırıcı ve geliştirici tedbirler alarak, ulusal ve uluslararası çalışmalara katkıda bulunmasını sağlamak amacıyla yeni bir çalışma başlattı.
"ÖĞRENCİ GELİRİNDEN ELDE EDİLEN KAYNAKLARDA AR-GE'YE ÖNCELİK VERİLMELİ"
YÖK'te bu kapsamda, vakıf yükseköğretim kurumlarının bütçelerinin oluşturulması ve kullanılmasında kurumun misyon ve vizyonuna uygun kaynak kullanımının sağlanması, öğrenci gelirlerinden elde edilen kaynakların eğitim-öğretim ve AR-GE faaliyetlerine öncelik verilerek harcanması gerektiği değerlendirildi.
Ayrıca yanlış yorumlamaya ve suistimale açık reklam-tanıtım, danışmanlık harcamaları ile sponsorluk ve bağış harcamalarının uygun olmayan kaynak aktarımı olarak kullanımına zemin oluşturulmaması için konuyla ilgili nesnel ve ölçülebilir kriterler ortaya konulması gerektiği belirtildi.
ÖĞRENCİ GELİRİNİN EN AZ YÜZDE 1'İ KADAR TOPLAM AR-GE BÜTÇELERİ OLACAK
Söz konusu değerlendirmeler neticesinde, YÖK'ün 4 Temmuz'da düzenlenen Genel Kurul toplantısında vakıf üniversitelerinin toplam öğrenci gelirinin en az yüzde 1'i kadar AR-GE bütçesinin olmasına karar verildi.
YÖK tarafından yükseköğretim kurumlarına da bildirilen karar, müstakil vakıf meslek yüksekokulları haricindeki vakıf yükseköğretim kurumlarının tamamını kapsayacak.
Reklam-tanıtım giderleri, öğrenci gelirinin yüzde 1'ini aşamayacak
Bu karar kapsamında, dış kaynaklı AR-GE bütçesi de toplam AR-GE bütçesinde yer aldığından, üniversiteler öz kaynaklı AR-GE'ye zorlanmayacak, dış kaynak bulmaları da hesaba katılacak.
Toplantıda, ayrıca vakıf yükseköğretim kurumlarının reklam-tanıtım giderlerinin toplam öğrenci gelirlerinin yüzde 1'ini aşmaması kararı da alındı.
AR-GE BÜTÇESİ VE BURS ORANLARI YÜKSEK OLANA "POZİTİF AYRIMCILIK"
Toplantıda alınan kararlarda, öz kaynaklı AR-GE bütçesi yüksek olanlara reklam-tanıtım giderleri limitinde ayrıcalık tanındı. Buna göre, öz kaynaklı AR-GE harcamaları öğrenci gelirinin yüzde 1'inin üzerinde olan vakıf üniversitelerinde en fazla öz kaynaklı AR-GE harcamaları kadar reklam-tanıtım harcaması yapılabilmesine karar verildi.
Ön lisans ve lisans düzeyindeki programlarının her birinde en az yüzde 20 tam burslu öğrencisi bulunan ve herhangi bir ad altında bu tam burslu öğrencilerden eğitim öğretim süreçlerine yönelik ücret talep etmeyen vakıf yükseköğretim kurumları da reklam-tanıtım ve AR-GE hesaplamaları için belirlenen oranların kapsamı dışında bırakıldı.
Genel Kurul toplantısında alınan kararlar, vakıf üniversitelerinin bütçe planlamalarını yaptıkları göz önünde bulundurularak, 2021-2022 eğitim-öğretim döneminden itibaren geçerli olacak.
İlgili yükseköğretim kurumu tarafından birim veya program açma talepleri ile kontenjan taleplerinin değerlendirilmesinde ise söz konusu kriterlere uyum göz önünde bulundurulacak.
OLUMSUZ ALGININ YIKILMASI AMAÇLANIYOR
Söz konusu kararların alınmasında, vakıf yükseköğretim kurumları hakkında son zamanlarda gittikçe artan olumsuz algının giderilmesi, AR-GE'ye, niteliğe önem veren bazı vakıf üniversitelerinin bu konuyu YÖK'e şikayet konusu yaparak, taşımaları da rol oynadı.
Kararlar, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nda yer alan, "Yükseköğretim kurumları olarak yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek olmak, yurt içi ve yurt dışı kurumlarla iş birliği yapmak suretiyle bilim dünyasının seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmaktır." hükmü göz önünde bulundurularak alındı.
Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) vakıf üniversitelerinin toplam öğrenci gelirinin en az yüzde 1'i kadar araştırma-geliştirme (AR-GE) bütçesinin olmasına, reklam-tanıtım giderlerinin de öğrenci gelirlerinin yüzde 1'ini aşmamasına karar verildi.
YÖK tarafından vakıf yükseköğretim kurumlarına yönelik rutin değerlendirme ve denetimlerde kurumların bazılarında, toplam bütçe ve öğrenci gelirine göre AR-GE harcamalarının olması gerekenden çok düşük düzeyde gerçekleştiği saptandı.
YÖK tarafından temmuzda açıklanan Vakıf Yükseköğretim Kurumları 2019 raporunda da söz konusu kurumlarda toplam öz kaynaklı AR-GE bütçesinin 41 milyon 399 bin 81 lira olduğu, reklam-tanıtım için ise toplamda 219 milyon 476 bin 23 lira ayrıldığı tespitine yer verildi.
Bazı vakıf üniversitelerinin AR-GE faaliyetleri ile reklam-tanıtım giderlerine ayırdıkları bütçe arasında çok büyük fark olması üzerine harekete geçen YÖK, yükseköğretim sisteminin önemli bir parçası olan vakıf yükseköğretim kurumlarının AR-GE faaliyetlerini artırıcı ve geliştirici tedbirler alarak, ulusal ve uluslararası çalışmalara katkıda bulunmasını sağlamak amacıyla yeni bir çalışma başlattı.
"ÖĞRENCİ GELİRİNDEN ELDE EDİLEN KAYNAKLARDA AR-GE'YE ÖNCELİK VERİLMELİ"
YÖK'te bu kapsamda, vakıf yükseköğretim kurumlarının bütçelerinin oluşturulması ve kullanılmasında kurumun misyon ve vizyonuna uygun kaynak kullanımının sağlanması, öğrenci gelirlerinden elde edilen kaynakların eğitim-öğretim ve AR-GE faaliyetlerine öncelik verilerek harcanması gerektiği değerlendirildi.
Ayrıca yanlış yorumlamaya ve suistimale açık reklam-tanıtım, danışmanlık harcamaları ile sponsorluk ve bağış harcamalarının uygun olmayan kaynak aktarımı olarak kullanımına zemin oluşturulmaması için konuyla ilgili nesnel ve ölçülebilir kriterler ortaya konulması gerektiği belirtildi.
ÖĞRENCİ GELİRİNİN EN AZ YÜZDE 1'İ KADAR TOPLAM AR-GE BÜTÇELERİ OLACAK
Söz konusu değerlendirmeler neticesinde, YÖK'ün 4 Temmuz'da düzenlenen Genel Kurul toplantısında vakıf üniversitelerinin toplam öğrenci gelirinin en az yüzde 1'i kadar AR-GE bütçesinin olmasına karar verildi.
YÖK tarafından yükseköğretim kurumlarına da bildirilen karar, müstakil vakıf meslek yüksekokulları haricindeki vakıf yükseköğretim kurumlarının tamamını kapsayacak.
Reklam-tanıtım giderleri, öğrenci gelirinin yüzde 1'ini aşamayacak
Bu karar kapsamında, dış kaynaklı AR-GE bütçesi de toplam AR-GE bütçesinde yer aldığından, üniversiteler öz kaynaklı AR-GE'ye zorlanmayacak, dış kaynak bulmaları da hesaba katılacak.
Toplantıda, ayrıca vakıf yükseköğretim kurumlarının reklam-tanıtım giderlerinin toplam öğrenci gelirlerinin yüzde 1'ini aşmaması kararı da alındı.
AR-GE BÜTÇESİ VE BURS ORANLARI YÜKSEK OLANA "POZİTİF AYRIMCILIK"
Toplantıda alınan kararlarda, öz kaynaklı AR-GE bütçesi yüksek olanlara reklam-tanıtım giderleri limitinde ayrıcalık tanındı. Buna göre, öz kaynaklı AR-GE harcamaları öğrenci gelirinin yüzde 1'inin üzerinde olan vakıf üniversitelerinde en fazla öz kaynaklı AR-GE harcamaları kadar reklam-tanıtım harcaması yapılabilmesine karar verildi.
Ön lisans ve lisans düzeyindeki programlarının her birinde en az yüzde 20 tam burslu öğrencisi bulunan ve herhangi bir ad altında bu tam burslu öğrencilerden eğitim öğretim süreçlerine yönelik ücret talep etmeyen vakıf yükseköğretim kurumları da reklam-tanıtım ve AR-GE hesaplamaları için belirlenen oranların kapsamı dışında bırakıldı.
Genel Kurul toplantısında alınan kararlar, vakıf üniversitelerinin bütçe planlamalarını yaptıkları göz önünde bulundurularak, 2021-2022 eğitim-öğretim döneminden itibaren geçerli olacak.
İlgili yükseköğretim kurumu tarafından birim veya program açma talepleri ile kontenjan taleplerinin değerlendirilmesinde ise söz konusu kriterlere uyum göz önünde bulundurulacak.
OLUMSUZ ALGININ YIKILMASI AMAÇLANIYOR
Söz konusu kararların alınmasında, vakıf yükseköğretim kurumları hakkında son zamanlarda gittikçe artan olumsuz algının giderilmesi, AR-GE'ye, niteliğe önem veren bazı vakıf üniversitelerinin bu konuyu YÖK'e şikayet konusu yaparak, taşımaları da rol oynadı.
Kararlar, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nda yer alan, "Yükseköğretim kurumları olarak yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek olmak, yurt içi ve yurt dışı kurumlarla iş birliği yapmak suretiyle bilim dünyasının seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmaktır." hükmü göz önünde bulundurularak alındı.
28 Haziran 2019 Cuma
YÖK, Türk üniversitelerini dünyaya tek ‘tık’ ile tanıtıyor
Uluslararası öğrencilerin Türkiye'deki üniversiteler ve yükseköğretim sistemi hakkında kapsamlı bilgilere ulaşmasını sağlamak amacıyla hizmet veren ‘www.studyinturkey.gov.tr’ internet sitesi, yeni yüzüyle kullanıma açıldı.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından, uluslararası öğrencilerin Türkiye'deki üniversiteler ve yükseköğretim sistemi hakkında kapsamlı bilgilere ulaşmasını sağlamak amacıyla hazırlanan ‘www.studyinturkey.gov.tr’ internet sitesi yeni yüzüyle kullanıma açıldı. YÖK, geçen ay yabancı öğrencilere yönelik kontenjan sınırlamasının kaldırılmasının ardından Türkiye'deki yükseköğretim sistemini ve üniversiteleri uluslararası alanda tanıtmak amacıyla yeni bir adım attı. Bu kapsamda, tüm yükseköğretim kurumlarıyla ilgili ayrıntılı bilgilerin yer aldığı www.studyinturkey.gov.tr adlı internet sitesi, kapsamlı bir şekilde güncellenerek Türkçe, İngilizce ve Arapça dillerinde yeniden hazırlandı.
Türkiye'deki üniversitelerin vizyonu, misyonu, odaklandıkları faaliyet alanları ile Türkçe ve yabancı dilde eğitim veren programlarıyla dünya sıralamalarındaki yerleri gibi bilgilerin bulunduğu sitede, uluslararası öğrencilere sunulan imkân ve fırsatlara da yer verildi.
3 DİLDE 700'DEN FAZLA VİDEO HAZIRLANDI
İnternet sitesi için geliştirilen arama motoruyla, öğrencilerin ilgi duydukları programlarla ilgili eğitim dili, türü, üniversitenin bulunduğu şehir veya bilim dalına göre kendilerine en uygun üniversiteye erişmeleri kolaylaştırıldı. Uluslararası öğrencilerin Türk üniversiteleri hakkında öğrenmek isteyebilecekleri bilgilere kolaylıkla ulaşmalarını sağlamak amacıyla site için üç dilde 700'den fazla kısa video hazırlandı. Videolarda, ülkedeki üniversitelerin fakülte, program, akademik kadro bilgilerinden burs olanaklarına, öğrenim ücretlerinden barınma imkânlarına, başvuru, kabul ve kayıt şartlarından ulaşım durumuna, ülkenin ikliminden yemek kültürüne varana kadar pek çok bilgiye yer verildi. Proje kapsamında, gelecek süreçte Türk yükseköğretim kurumlarına yönelişin hem nitelik hem de nicelik yönüyle daha da artması bekleniyor.
‘YABANCI UYRUKLU ÖĞRENCİ SAYISI 148 BİN’
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, ülkede bulunan yabancı öğrenci sayısının 48 binden 4-5 yıl içinde 148 bine sıçradığını belirtti. Saraç, bu başarının altında yaptıkları bir dizi düzenlemenin, tanınan üniversite sayısını artırıcı tedbirlerin bulunduğunu söyledi.
Study in Turkey Projesi'nin YÖK tarafından hayata geçirilmiş olmasının anlamı ve önemi bulunduğunu belirten Saraç, bunların en önde geleninin ‘güvenilirlik’ olduğunu söyledi. YÖK Başkanı Saraç, konuşmasına şöyle devam etti:
“Study in Turkey markasının YÖK'ün kapsamlı ağı ve güvencesiyle sunuluyor olması, kurgulanan platformun özellikle yurt dışındaki güvenilirliği ve itibarı açısından son derece değerli. YÖK, bu projeyle bir bakıma Türkiye'deki yükseköğretim yapısını ve yükseköğretim kurumlarımızı tanıtma misyonunu üstlenmiş ve yerine getirmiş olmaktadır. İkincisi eşitliktir. Geliştirilen Study in Turkey bünyesinde, Türkiye Yükseköğretim Sistemi'nde yer alan bütün üniversiteler belirli bir format çerçevesinde uluslararası öğrenci ve kurumlara tanıtılmaktadır. Üçüncüsü çeşitliliktir. www.studyinturkey.gov.tr internet adresine giriş yapan öğrenci, akademisyen, yönetici, bürokrat, her birey ülkemize, şehirlerimize, yükseköğretimimize, üniversitelerimize dair bilgi ve haberlerin fotoğraf ve videolarla desteklendiği bir dünyaya erişmektedir. Kullanıma açtığımız internet sitesi, periyodik aralıklarla güncellenecek. Doğru ve güvenilir yapısını dinamik bir şekilde devam ettirecek. Proje aslında Yeni YÖK'ün 'Hedef Odaklı Uluslarasılaşma Projesi'nin bir bileşeni. Bu istikamette yeni bazı düzenlemelerin de hazırlığı içindeyiz ve kısa zaman içerisinde bunları da hayata geçirmeyi umuyoruz."
20 Haziran 2019 Perşembe
EĞİTİMDE GELECEKTEKİ 10 DEĞİŞİKLİK
EĞİTİMDE gelecek konusunda kafa yoran, 10 yılda büyük değişimlerin olacağını söyleyen MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Erkut, eğitimin bugüne kadarki en hızlı değişim dönemine geçeceğini belirtiyor. Tüm dünyada eğitimin dönüşüm sancıları yaşadığını vurgulayan Prof. Dr. Erkut, çağımızda eğitimde değişimi tetikleyen 6 önemli güç olduğunu belirterek, “Hızla artan bilgi, yükselen maliyetler, eşitsizlikler, eğitime hızla giren teknoloji, eski sistemi reddeden Z kuşağı ve
eğitimde dönüşümü sağlayacağına inandığım girişimciler. Bu 6 önemli gücün etkileşimi sayesinde önümüzdeki 20 yıl içinde eğitimde ciddi bir dönüşüm yaşanacağını düşünüyorum” diyor.
21. yüzyılda artık öğretmenden öğrenciye bilgi aktarım modasının geçtiğini düşünen Prof. Dr. Erkut, eğitim sisteminin öğrencilerin değişen öğrenme biçimleri ve alışkanlıklarına göre yeniden kurgulanacağını söylüyor. Prof. Dr. Erkut, eğitimin geleceğinde şu 10 değişikliği öngörüyor:
1- İçerik (müfredat) yerine yetkinliklere ve becerilere vurgu
2- Gerçek yaşama yakın eğitim (stajlar, projeler, endüstri ile iç içe programlar)
3- Uluslararasılaşmış eğitim (artan öğrenci mobilitesi ve çok ülkeli programlar)
4- Girişimci yetiştirme odağı (profesyonel veya araştırmacı odağının yanında)
5- Bireyselleştirilmiş programlar (disiplinlerarası programlar, bireye özel tasarlanmış programlar)
6- Yapay zekâ ile eğitim (mekanik içeriğin makineler tarafından verilmesi)
7- MOOC (kitlesel çevrimiçi açık kurs), hibrid, ters-yüz, ortak dersler (yoğun teknoloji kullanımı ile sınıfın önemini yitirmesi)
8- Diplomalar yerine rozetler (eğitimin küçük paketlere dönüşmesi)
9- Programların parçalanması (öğrencinin tercihleri doğrultusunda birkaç farklı üniversiteden eğitim alabilmesi)
10- Zamanın akışkanlaşması (öğrencinin asenkron eğitimle akademik yıldan bağımsız öğrenebilmesi)
eğitimde dönüşümü sağlayacağına inandığım girişimciler. Bu 6 önemli gücün etkileşimi sayesinde önümüzdeki 20 yıl içinde eğitimde ciddi bir dönüşüm yaşanacağını düşünüyorum” diyor.
21. yüzyılda artık öğretmenden öğrenciye bilgi aktarım modasının geçtiğini düşünen Prof. Dr. Erkut, eğitim sisteminin öğrencilerin değişen öğrenme biçimleri ve alışkanlıklarına göre yeniden kurgulanacağını söylüyor. Prof. Dr. Erkut, eğitimin geleceğinde şu 10 değişikliği öngörüyor:
1- İçerik (müfredat) yerine yetkinliklere ve becerilere vurgu
2- Gerçek yaşama yakın eğitim (stajlar, projeler, endüstri ile iç içe programlar)
3- Uluslararasılaşmış eğitim (artan öğrenci mobilitesi ve çok ülkeli programlar)
4- Girişimci yetiştirme odağı (profesyonel veya araştırmacı odağının yanında)
5- Bireyselleştirilmiş programlar (disiplinlerarası programlar, bireye özel tasarlanmış programlar)
6- Yapay zekâ ile eğitim (mekanik içeriğin makineler tarafından verilmesi)
7- MOOC (kitlesel çevrimiçi açık kurs), hibrid, ters-yüz, ortak dersler (yoğun teknoloji kullanımı ile sınıfın önemini yitirmesi)
8- Diplomalar yerine rozetler (eğitimin küçük paketlere dönüşmesi)
9- Programların parçalanması (öğrencinin tercihleri doğrultusunda birkaç farklı üniversiteden eğitim alabilmesi)
10- Zamanın akışkanlaşması (öğrencinin asenkron eğitimle akademik yıldan bağımsız öğrenebilmesi)
19 Haziran 2019 Çarşamba
Milli Eğitim Bakanı Selçuk: Soru çözmek değil, sorun çözmek önemli
Milli Eğitim Bakanı Selçuk, "Soru çözmek değil, sorun çözmek önemli. Sorun çözmek için bütün öğrencilerin hayatı tanıması, değişik insanlarla tanışması, gönüllülük faaliyetlerine katılması gerekir" dedi.
2023 Eğitim Vizyonu’nu paylaşmasının ardından ülke genelinde "Ziya Öğretmen ile Eğitim Buluşmaları" programlarıyla öğretmenlerle bir araya gelen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yaz tatili boyunca "Ziya Öğretmen, Öğrencileriyle Buluşuyor" programıyla öğrencilerle de bir araya gelecek.
İstanbul'dan başlayan program kapsamında Selçuk, Üsküdar Valide Sultan Gemisi'nde İstanbul'un farklı ilçelerinden gelen orta öğretim öğrencileriyle buluştu.
Konuşmasında, öğrencilerin kendi kimlik ve şahsiyetlerini oluşturması, bunun için de soru sormaları ve sorgulamaları gerektiğine işaret eden Selçuk, "Size 'iyi' veya 'kötü' denilen şeyi sorgulamanız lazım. Bizim şüphe etmemiz lazım. İlim dediğimiz şey canlıdır. Sizden beklenen muhakkak suretle kendinizi yetiştirmenizdir. Kimse sizi yetiştiremez, kendiniz yetiştirirsiniz. Lisede okuyan bir öğrencinin derslerde ne yaptığından daha çok ders dışında ne yaptığıyla çok ilgilenirim." dedi.
Selçuk, yüksek puan almakla hayat başarısı arasında doğrusal bir ilişki olmadığını vurgulayarak, öğrencilere şöyle seslendi:
"Yüksek puan almak önemlidir ancak hayat başarısı için yeterli olmayabilir. Hayat başarısını garanti eden şey, hayatla bağlantılı olmak. Eğer siz sadece öğrencilik hayatınız boyunca soru çözdüyseniz, işe girdiğinizde size şunu soracaklar: Soru çözmeniz bizi ilgilendirmiyor, sorun çözebiliyor musunuz? Soru çözmek değil, sorun çözmek önemli. Sorun çözmek için bütün öğrencilerin hayatı tanıması, sürekli farklı işlerde bulunması, değişik insanlarla tanışması, sivil toplum kuruluşlarında çalışması, gönüllülük faaliyetlerine katılması gerekir. Bu, onların kimliğini, kişiliğini geliştirir. Tüketimin peşinde bir yere varamayız, üretimin peşinde olarak bir yere varırız. Üretimle hayatımızı zenginleştirirsek o zaman haz duymanız, hayattan keyif almanız kolaylaşır."
"Sınav kazanmak, dünyadaki akranlarınızla rekabet edecek birikime sahip olduğunuz anlamına gelmez"
Öğrencilerin sınav kazanmasının, dünyadaki akranlarıyla rekabet edecek birikime sahip olduğu anlamına gelmediğini belirten Selçuk, orta öğretimde yeni yapılanma çalışmalarıyla gelişmelere paralel olarak lise mezunlarının beceri setlerinin daha da geliştirilmesi ve zenginleştirilmesinin hedeflendiğini söyledi.
Selçuk, hayatta kolaylıkla ulaşılacak bir şey olmadığını belirterek, "Bizim sınırlarımız cetvelle çizilmedi. Bizim sınırlarımız ahlakla, kanla, bayrakla çizildi. Bu topraklarda durmak için nutuk, slogan, hamaset yetmez. Bu topraklarda bilimle, akıllı dururuz. Eğer akıl ve bilim bizim ölçümüz olursa, biz bu topraklarda bulunmayı hak ederiz." dedi.
Selçuk'un öğrencilerle sohbet ettiği ve fotoğraf çektirdiği programda, Güngören Gençosman İMKB Çok Programlı Anadolu Lisesi öğrencilerinden oluşan grup da konser verdi.
"Zamanın ruhu neyi gerektiriyorsa onun için yapıyoruz"
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, daha sonra Adile Sultan Kasrı Öğretmenevi Kampüsü’nde öğrencilerle bir araya geldi.
Selçuk, konuşmasında öğrencilerin hedeflerini yüksek tuttukları ölçüde insanlığa katkılarının artacağına işaret etti.
Dünya ülkelerindeki eğitim sistemlerindeki kalite, bilim, üretim neyse Türkiye'de de öyle olmasını istediklerini ifade eden Selçuk, "Orta öğretimde bir değişim yapmaya çalışıyoruz. İlkokul ve ortaokulda da yapacağız. Bunu değişiklik olsun diye değil, zamanın ruhu neyi gerektiriyorsa onun için yapıyoruz. Bunu yaparken de hesapla, kitapla yapıyoruz, fizibilite yapıyoruz." dedi.
2023 Eğitim Vizyonu’nu paylaşmasının ardından ülke genelinde "Ziya Öğretmen ile Eğitim Buluşmaları" programlarıyla öğretmenlerle bir araya gelen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yaz tatili boyunca "Ziya Öğretmen, Öğrencileriyle Buluşuyor" programıyla öğrencilerle de bir araya gelecek.
İstanbul'dan başlayan program kapsamında Selçuk, Üsküdar Valide Sultan Gemisi'nde İstanbul'un farklı ilçelerinden gelen orta öğretim öğrencileriyle buluştu.
Konuşmasında, öğrencilerin kendi kimlik ve şahsiyetlerini oluşturması, bunun için de soru sormaları ve sorgulamaları gerektiğine işaret eden Selçuk, "Size 'iyi' veya 'kötü' denilen şeyi sorgulamanız lazım. Bizim şüphe etmemiz lazım. İlim dediğimiz şey canlıdır. Sizden beklenen muhakkak suretle kendinizi yetiştirmenizdir. Kimse sizi yetiştiremez, kendiniz yetiştirirsiniz. Lisede okuyan bir öğrencinin derslerde ne yaptığından daha çok ders dışında ne yaptığıyla çok ilgilenirim." dedi.
Selçuk, yüksek puan almakla hayat başarısı arasında doğrusal bir ilişki olmadığını vurgulayarak, öğrencilere şöyle seslendi:
"Yüksek puan almak önemlidir ancak hayat başarısı için yeterli olmayabilir. Hayat başarısını garanti eden şey, hayatla bağlantılı olmak. Eğer siz sadece öğrencilik hayatınız boyunca soru çözdüyseniz, işe girdiğinizde size şunu soracaklar: Soru çözmeniz bizi ilgilendirmiyor, sorun çözebiliyor musunuz? Soru çözmek değil, sorun çözmek önemli. Sorun çözmek için bütün öğrencilerin hayatı tanıması, sürekli farklı işlerde bulunması, değişik insanlarla tanışması, sivil toplum kuruluşlarında çalışması, gönüllülük faaliyetlerine katılması gerekir. Bu, onların kimliğini, kişiliğini geliştirir. Tüketimin peşinde bir yere varamayız, üretimin peşinde olarak bir yere varırız. Üretimle hayatımızı zenginleştirirsek o zaman haz duymanız, hayattan keyif almanız kolaylaşır."
"Sınav kazanmak, dünyadaki akranlarınızla rekabet edecek birikime sahip olduğunuz anlamına gelmez"
Öğrencilerin sınav kazanmasının, dünyadaki akranlarıyla rekabet edecek birikime sahip olduğu anlamına gelmediğini belirten Selçuk, orta öğretimde yeni yapılanma çalışmalarıyla gelişmelere paralel olarak lise mezunlarının beceri setlerinin daha da geliştirilmesi ve zenginleştirilmesinin hedeflendiğini söyledi.
Selçuk, hayatta kolaylıkla ulaşılacak bir şey olmadığını belirterek, "Bizim sınırlarımız cetvelle çizilmedi. Bizim sınırlarımız ahlakla, kanla, bayrakla çizildi. Bu topraklarda durmak için nutuk, slogan, hamaset yetmez. Bu topraklarda bilimle, akıllı dururuz. Eğer akıl ve bilim bizim ölçümüz olursa, biz bu topraklarda bulunmayı hak ederiz." dedi.
Selçuk'un öğrencilerle sohbet ettiği ve fotoğraf çektirdiği programda, Güngören Gençosman İMKB Çok Programlı Anadolu Lisesi öğrencilerinden oluşan grup da konser verdi.
"Zamanın ruhu neyi gerektiriyorsa onun için yapıyoruz"
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, daha sonra Adile Sultan Kasrı Öğretmenevi Kampüsü’nde öğrencilerle bir araya geldi.
Selçuk, konuşmasında öğrencilerin hedeflerini yüksek tuttukları ölçüde insanlığa katkılarının artacağına işaret etti.
Dünya ülkelerindeki eğitim sistemlerindeki kalite, bilim, üretim neyse Türkiye'de de öyle olmasını istediklerini ifade eden Selçuk, "Orta öğretimde bir değişim yapmaya çalışıyoruz. İlkokul ve ortaokulda da yapacağız. Bunu değişiklik olsun diye değil, zamanın ruhu neyi gerektiriyorsa onun için yapıyoruz. Bunu yaparken de hesapla, kitapla yapıyoruz, fizibilite yapıyoruz." dedi.
18 Mayıs 2019 Cumartesi
Milli Eğitim Bakanı Selçuk: Liselerde ders sayısı düşürülüyor
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni eğitim sisteminin ayrıntılarını anlatıyor. Bakan Selçuk, "9'larda 15-16 dersten söz ederken, şu anki tasarımda 8 dersten söz ediyoruz. 10. sınıfta 9 ders, 11'inci sınıfta 9'a ve 12'inci sınıfta 7'ye düşecek''dedi.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni eğitim modelini anlatıyor. Konuşmadan satır başları;
"Birçok proje aslında vizyonumuzun birer parçaları. Her biri diğerinin tamamlayıcısı. Tüm projelerimizin fizibilitesi yapıdı. Hangi ay, hangi senenin nelerin yapılacağını hesapladık. Önemsediğimiz birçok konu var. Öğretmen eğitimine çok büyük bir yatırım yapıyoruz. Öğretmen eğitmeni hakkıyla yapılmazsa böyle bir sistemi devam ettirmek mümkün değildir. Birkaç yıl süren öğretmen eğitiminden bahsediyoruz. Biz bu tasarımı yaparken, katılımı çok önemsedik. Niye önemsedik? Bu sadece deneyimlere bağlı bir tasarım değil. Eğitim evrensel olmakla birlikte yerel değer barındırmalı. Biz bilimsel metotlarda ve tekniklerle neyi nasıl yaparıza bakıyoruz. Zamanın ruhu bizden başka şeyler istiyor artık. Biz çocuklarımızı geleceğe hazırlıyoruz. Bunun için ne yapmamız gerekiyorsa yapıyoruz. Çocuklarımızın tecrübeler yaşayarak öğrenmelerini istiyoruz. Derslerde disiplinlerüstü bir anlayış getirmeliyiz."
"Neden başka ülkelerde 6-7 ders varken bide 16-17 ders vardı? Laboratuvarların artırılması, teorik matematik değil uygulamalarla karşılaşması son derece önemli. Bizim bütün derslerimiz belirli disiplinle yürüdüğü için. Bütün bunları parça parça ayrık bir vaziyette almak çocukların zihninde bütünlük oluşmuyor. Kavram üzerinden disiplinler üstü bir eğitime gitmemiz gerekiyor."
LİSELERDE DERS SAYILARI AZALIYOR
Ders sayıları azalıyor. 9'uncu sınıflarda 15-16 dersten söz ederken, sekiz dersten söz ediyoruz. Ders sayısı 9.sınıfta 8'e, 10 ve 11. sınıfta 9'a, 12.sınıfta da 7 ders olacak. Anne babalar da soruyor. Çocuklar sabahtan akşama kadar soru soruyor peki günlük yaşamda sorunlarla karşılacına neden şaşırıp kalıyorlar. Çocuklarımız belirli şablonlara uygun olarak ezbere dayalı olarak soruları çözebilir. Gençlerin bu soruları çözerken anlamının ne olduğunu, niçin o şekilde olduğunu anlamaları gerekiyor. Soru çözmek ile sorun çözmeyi ayırarak işe başlamalıyız. Peki bu çocuklar sosyal duygusal becerileri nasıl elde edecekler, bunun için ne planlanıyor?
HEY SİSTEMİ
Çocukların hayal edebilmesi için, hayatta toplumsal fayda çalışmalarına katılabilmesi için bir, çok fırsat var. Kısaltması; HEY. İlkokul ve ortaokulda tasarım atölyeleriyle yapamaya çalıştığımız çocuğun birçok denemeyi spor, drama, spor atölyelerinde binlerce kez denediği bazı süreçleri lisede devamı olarak zenginleştirmeyi hedefliyoruz.
''Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenen yeni eğitim modelinde, lisenin ilk üç yılında haftalık okul zamanı 35 saati Akademik Gelişim Programı, 5 saati Hayal-Etkinlik-Yaşam temalı çalışmalar olmak üzere 40 saat olarak planlandı. Çocukların hayal edebilmesi için hayatta toplumsal katkıya sağlamaları için (HEY) ile ulaşmak istediğimiz tasarım beceri atölyeleri daha ilkokuldan itibaren birçok atölyede yüzlerce binlerce denediği bazı süreçleri lisede devam ettirerek sürdürmesi istiyoruz''
"SORU ÇÖZMEK BAŞKA BİR ŞEY, SORUN ÇÖZMEK BAŞKA BİR ŞEYDİR"
Sorun çözmekle, soru çözmek ayrı şeylerdir. Çocuklarımıza bu ayrımı anlatmalı ve öğretmeliyiz. Bir işyerinde soru çözmek değil sorun çözmek önemlidir. Bunlar için ne planlanıyor? Burada birçok etkinlik, çalışma ve projeler olacak. Bir çocuğun mutlaka sanat ve sporla ilgilenmesi lazım. Bir çocuğun sadece soru çözerek odalara kapanmak hiçbir fayda sağlamıyor artık. Bir çocuk toplumun alakasıyla ilgili olmalıdır. Bir lise öğrencisinin birçok faaliyetle karşılaşmasını istiyoruz. Çocuğun sadece kağıt üstünde soru çözerek değil, hayatın içinden deneyimler yaşayarak büyümeli, öğrenmelidir. Çocuğun kendisi ile buluşması gerekiyor. Sen busun denmemeli. Ona birçok seçenek sunulmalı. Dersler kişiselleştirilebilmeli. Onun sevdiği dersler oluşturulmalı. Çocuğun yeteneği, kişiliği ölçülecek. Kendisinin neye yatkın olduğunu öğrenmeli. Bilimsel araçlarla ortaya konulması kariyer bakımından çok önemli."
"TASARIM BECERİ ATÖLYELERİYLE ÇOCUĞUN YETENEĞİ ÖLÇÜLECEK"
Çocuğun yeteneğini, kişiliğini ölçeceğiz. Kişisel kariyer rehberliği elbette mümkün olacak. Tasarı ve beceri atölyelerinde yeteneğinin ne yöne olduğunu görecek testlerle de bunlar tespit edilecek.
Eğitimciler, "Sınav odaklı sistem nasıl değişecek?" diyor. Bu bir kağıt, kalem, bilgi yapmak gibi bir şey değil. Bizim bir 300 yıllık maarif davamız var. Neden eğitim sistemi değişmiyor ya da sık sık değişiyor deniyor. Önemli olan ne yaptığını bilmek. Biz çok büyük bir gökdelen inşa ediyoruz. Onun elektrik sistemi şu, statiği bu, mimarisi şu diyoruz. Bunun için zamana ihtiyacımız var. Hemen yapamayız, Toplum istese de yapamayız. Öğretmene yatırım yapmadan, içeriğe yatırım yapmadan değişim yapamayız.
Gömleğin ilk düğmesi diyeceğimiz eğitimde, sistem kavramı önemli. Çocuktan inekten söz ettiğimizde o da bir sistem diyebilmeliyiz. Çocuğun etrafında gördüğü her şeyin bir sistem olduğunu öğretmeliyiz. Yani bir sistemin bir parçası olduğunu öğretmeliyiz.
Bilgi kuramı dünyada birçok ülkede var. Bizim bilgiye ilişkimizi yenilememiz lazım. "Ne?" sorusuyla çok ilgileniyoruz. Çocuk bunun cevaplarını öğrenince sınavda başarılı oluyor. Ama bu muvaffakiyet değil. Öğrendiği şeyin ona yardımcı olması demek. Ne sorusunun yanı sıra ne ve nasıl öğrendin, ne biliyorsun. Nasıl bildiğini nasıl biliyorsun? sorularının da yanıtlarını bilmeli.
"Çocuğu kendisiyle buluşturmak"
-Esnek yapı
Kişiselleştirme
-İlgi alanları
-Yetenek
-Kişilik
-Kişisel rehberlik
-Kariyer yönetimi
EĞİTİMİ BİRBİRİYLE İLİŞKİLENDİRECEĞİZ
"1-8'i de planlıyoruz. Bütün eğitimi birbiriyle ilişkilendireceğiz. Yükseköğretim kurumlarından sorular geliyor. Her yıl yüz binlerce öğrenci kazandığı bölümden mutsuz olup yeniden sınava giriyor. Bu soru cevaplandırılabilir mi, elbette cevaplandırılabilir. Bunun için okulun profilinin belirlenmesi, kariyer planlaması, yönlendirme gerekiyor. Bütün bunları yapabilir miyiz, yapabiliriz. Kişisel e-Rehberlik, portfolyo hazırlanması... Bütün bunları hemen devreye sokabiliriz."
"Sadece ders çizelgesi değişikliği değil. Taksonomi ve uluslararası derecelendirmeyi program değiştirmeyi gerektiren bir değişim bu. Bu Türkiye'nin ekonomisinin gelecekte nasıl olması gerektiğiyle ilgili. İş insanları, üniversiteye giremeyen lise mezunlarla niye buluşamıyoruz. Yani lise mezunları ne yapar hayatta?. Meslek liseleriyle ilgili aylardır çalışmalarımız var. Bu işverenlerle sektörle çalışmalarımızın sonucu. Lisede sertifika programlarını öne çıkarmamızın anlamı var. Bir çocuğun ulusal ya da uluslararası seviyede sertifika sahibi olursa, akredite bir kurum sertifikalandırırsa bunları kullanarak kısmi zamanlı ya da farklı şekilde çalışabilmelerine imkân sağlamak istiyoruz. Pilot çalışmalarımız birkaç aydır sürüyor."
"Bu sertifika programları sadece okulun içinde mi alınmalı hayır, uzaktan eğitimle de bu sertifikalar alınabilir. Çocuğun biriktirdiği portfolyo da önemli. Çocuk ilkokuldan lise bitirene kadar birçok çalışma yapıyor ama bunları gösteren bir dosya yok. Hazırladık, yazılım altyapısı bitti. Pilot çalışmalar sürüyor."
SINAV BASKISI AZALACAK
Gençlerimiz de soruyor. Çok farklı alanlarda; fen liselerinde, imam hatiplerde, mesleki teknik okullarda okuyan gençlerin eleştirilerini aldık. Bize, "Tamam çok güzel ama üniversite sınavı böyleyken ne olacak?" dediler. Türkiye, okullar arasındaki imkân farklılıkları fazla ülke. Biz bu farkı azaltırsak sınavın baskısı azalacak. Özellikle mesleki teknik eğitime yatırımlarımızla, bu sistemin daha esnek olmasına katkı sağlıyoruz. Ne bekliyoruz sınavın baskısını azaltarak? Sınav amaç haline gelmeyecek araç olacak. Bunun için zamana ihtiyacımız var. Çünkü ciddi parasal yatırıma ihtiyacımız var.
YENİ SİSTEM 2024'E DENK GELİYOR
Bu ortaöğretim tasarımına uygun bir yükseköğretim sınavı nasıl yapılır, ortaöğretimde sınavlar nasıl olmalı. Bunun için çalışıyoruz. Yeni sistem 2024'e denk geliyor. O zamana gelmeden önce bunu netleştireceğiz. Kendimize sorduk. Bunun nasıl tek bir parça halinde bütünleştireceğiz. Asıl zaman alan bu. Biz akademik gelişimi çok önemsiyoruz. Disiplinler üstü çalışmaları çok önemsiyoruz. Örneğin doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi bütünleşik mantıkla ders almasını çok istiyoruz. Aynı zamanda duygusal ve bilişsel gelişimi önemsiyoruz.
Burada 10 ve 11'inci sınıf çok önemli. Bilgi kuramı burada devreye görüyor.
9, 10 ve 11'inci sınıflarda haziran aylarında çocukların yıl içinde öğrendiklerini projelendirmeleri, yani hasat haftası ayı gibi bir dönem istiyoruz. Bunu şu anda birçok okul yapıyor. Ama tüm okulları kapsayacak bir hasat dönemi istiyoruz.
Ne yaptığımızı çok iyi bildiğimiz bir proje oldu. Emeği geçen tüm arkadaşlara çok çok teşekkür ediyorum. Sağolun var olun.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni eğitim modelini anlatıyor. Konuşmadan satır başları;
"Birçok proje aslında vizyonumuzun birer parçaları. Her biri diğerinin tamamlayıcısı. Tüm projelerimizin fizibilitesi yapıdı. Hangi ay, hangi senenin nelerin yapılacağını hesapladık. Önemsediğimiz birçok konu var. Öğretmen eğitimine çok büyük bir yatırım yapıyoruz. Öğretmen eğitmeni hakkıyla yapılmazsa böyle bir sistemi devam ettirmek mümkün değildir. Birkaç yıl süren öğretmen eğitiminden bahsediyoruz. Biz bu tasarımı yaparken, katılımı çok önemsedik. Niye önemsedik? Bu sadece deneyimlere bağlı bir tasarım değil. Eğitim evrensel olmakla birlikte yerel değer barındırmalı. Biz bilimsel metotlarda ve tekniklerle neyi nasıl yaparıza bakıyoruz. Zamanın ruhu bizden başka şeyler istiyor artık. Biz çocuklarımızı geleceğe hazırlıyoruz. Bunun için ne yapmamız gerekiyorsa yapıyoruz. Çocuklarımızın tecrübeler yaşayarak öğrenmelerini istiyoruz. Derslerde disiplinlerüstü bir anlayış getirmeliyiz."
"Neden başka ülkelerde 6-7 ders varken bide 16-17 ders vardı? Laboratuvarların artırılması, teorik matematik değil uygulamalarla karşılaşması son derece önemli. Bizim bütün derslerimiz belirli disiplinle yürüdüğü için. Bütün bunları parça parça ayrık bir vaziyette almak çocukların zihninde bütünlük oluşmuyor. Kavram üzerinden disiplinler üstü bir eğitime gitmemiz gerekiyor."
LİSELERDE DERS SAYILARI AZALIYOR
Ders sayıları azalıyor. 9'uncu sınıflarda 15-16 dersten söz ederken, sekiz dersten söz ediyoruz. Ders sayısı 9.sınıfta 8'e, 10 ve 11. sınıfta 9'a, 12.sınıfta da 7 ders olacak. Anne babalar da soruyor. Çocuklar sabahtan akşama kadar soru soruyor peki günlük yaşamda sorunlarla karşılacına neden şaşırıp kalıyorlar. Çocuklarımız belirli şablonlara uygun olarak ezbere dayalı olarak soruları çözebilir. Gençlerin bu soruları çözerken anlamının ne olduğunu, niçin o şekilde olduğunu anlamaları gerekiyor. Soru çözmek ile sorun çözmeyi ayırarak işe başlamalıyız. Peki bu çocuklar sosyal duygusal becerileri nasıl elde edecekler, bunun için ne planlanıyor?
HEY SİSTEMİ
Çocukların hayal edebilmesi için, hayatta toplumsal fayda çalışmalarına katılabilmesi için bir, çok fırsat var. Kısaltması; HEY. İlkokul ve ortaokulda tasarım atölyeleriyle yapamaya çalıştığımız çocuğun birçok denemeyi spor, drama, spor atölyelerinde binlerce kez denediği bazı süreçleri lisede devamı olarak zenginleştirmeyi hedefliyoruz.
''Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenen yeni eğitim modelinde, lisenin ilk üç yılında haftalık okul zamanı 35 saati Akademik Gelişim Programı, 5 saati Hayal-Etkinlik-Yaşam temalı çalışmalar olmak üzere 40 saat olarak planlandı. Çocukların hayal edebilmesi için hayatta toplumsal katkıya sağlamaları için (HEY) ile ulaşmak istediğimiz tasarım beceri atölyeleri daha ilkokuldan itibaren birçok atölyede yüzlerce binlerce denediği bazı süreçleri lisede devam ettirerek sürdürmesi istiyoruz''
"SORU ÇÖZMEK BAŞKA BİR ŞEY, SORUN ÇÖZMEK BAŞKA BİR ŞEYDİR"
Sorun çözmekle, soru çözmek ayrı şeylerdir. Çocuklarımıza bu ayrımı anlatmalı ve öğretmeliyiz. Bir işyerinde soru çözmek değil sorun çözmek önemlidir. Bunlar için ne planlanıyor? Burada birçok etkinlik, çalışma ve projeler olacak. Bir çocuğun mutlaka sanat ve sporla ilgilenmesi lazım. Bir çocuğun sadece soru çözerek odalara kapanmak hiçbir fayda sağlamıyor artık. Bir çocuk toplumun alakasıyla ilgili olmalıdır. Bir lise öğrencisinin birçok faaliyetle karşılaşmasını istiyoruz. Çocuğun sadece kağıt üstünde soru çözerek değil, hayatın içinden deneyimler yaşayarak büyümeli, öğrenmelidir. Çocuğun kendisi ile buluşması gerekiyor. Sen busun denmemeli. Ona birçok seçenek sunulmalı. Dersler kişiselleştirilebilmeli. Onun sevdiği dersler oluşturulmalı. Çocuğun yeteneği, kişiliği ölçülecek. Kendisinin neye yatkın olduğunu öğrenmeli. Bilimsel araçlarla ortaya konulması kariyer bakımından çok önemli."
"TASARIM BECERİ ATÖLYELERİYLE ÇOCUĞUN YETENEĞİ ÖLÇÜLECEK"
Çocuğun yeteneğini, kişiliğini ölçeceğiz. Kişisel kariyer rehberliği elbette mümkün olacak. Tasarı ve beceri atölyelerinde yeteneğinin ne yöne olduğunu görecek testlerle de bunlar tespit edilecek.
Eğitimciler, "Sınav odaklı sistem nasıl değişecek?" diyor. Bu bir kağıt, kalem, bilgi yapmak gibi bir şey değil. Bizim bir 300 yıllık maarif davamız var. Neden eğitim sistemi değişmiyor ya da sık sık değişiyor deniyor. Önemli olan ne yaptığını bilmek. Biz çok büyük bir gökdelen inşa ediyoruz. Onun elektrik sistemi şu, statiği bu, mimarisi şu diyoruz. Bunun için zamana ihtiyacımız var. Hemen yapamayız, Toplum istese de yapamayız. Öğretmene yatırım yapmadan, içeriğe yatırım yapmadan değişim yapamayız.
Gömleğin ilk düğmesi diyeceğimiz eğitimde, sistem kavramı önemli. Çocuktan inekten söz ettiğimizde o da bir sistem diyebilmeliyiz. Çocuğun etrafında gördüğü her şeyin bir sistem olduğunu öğretmeliyiz. Yani bir sistemin bir parçası olduğunu öğretmeliyiz.
Bilgi kuramı dünyada birçok ülkede var. Bizim bilgiye ilişkimizi yenilememiz lazım. "Ne?" sorusuyla çok ilgileniyoruz. Çocuk bunun cevaplarını öğrenince sınavda başarılı oluyor. Ama bu muvaffakiyet değil. Öğrendiği şeyin ona yardımcı olması demek. Ne sorusunun yanı sıra ne ve nasıl öğrendin, ne biliyorsun. Nasıl bildiğini nasıl biliyorsun? sorularının da yanıtlarını bilmeli.
"Çocuğu kendisiyle buluşturmak"
-Esnek yapı
Kişiselleştirme
-İlgi alanları
-Yetenek
-Kişilik
-Kişisel rehberlik
-Kariyer yönetimi
EĞİTİMİ BİRBİRİYLE İLİŞKİLENDİRECEĞİZ
"1-8'i de planlıyoruz. Bütün eğitimi birbiriyle ilişkilendireceğiz. Yükseköğretim kurumlarından sorular geliyor. Her yıl yüz binlerce öğrenci kazandığı bölümden mutsuz olup yeniden sınava giriyor. Bu soru cevaplandırılabilir mi, elbette cevaplandırılabilir. Bunun için okulun profilinin belirlenmesi, kariyer planlaması, yönlendirme gerekiyor. Bütün bunları yapabilir miyiz, yapabiliriz. Kişisel e-Rehberlik, portfolyo hazırlanması... Bütün bunları hemen devreye sokabiliriz."
"Sadece ders çizelgesi değişikliği değil. Taksonomi ve uluslararası derecelendirmeyi program değiştirmeyi gerektiren bir değişim bu. Bu Türkiye'nin ekonomisinin gelecekte nasıl olması gerektiğiyle ilgili. İş insanları, üniversiteye giremeyen lise mezunlarla niye buluşamıyoruz. Yani lise mezunları ne yapar hayatta?. Meslek liseleriyle ilgili aylardır çalışmalarımız var. Bu işverenlerle sektörle çalışmalarımızın sonucu. Lisede sertifika programlarını öne çıkarmamızın anlamı var. Bir çocuğun ulusal ya da uluslararası seviyede sertifika sahibi olursa, akredite bir kurum sertifikalandırırsa bunları kullanarak kısmi zamanlı ya da farklı şekilde çalışabilmelerine imkân sağlamak istiyoruz. Pilot çalışmalarımız birkaç aydır sürüyor."
"Bu sertifika programları sadece okulun içinde mi alınmalı hayır, uzaktan eğitimle de bu sertifikalar alınabilir. Çocuğun biriktirdiği portfolyo da önemli. Çocuk ilkokuldan lise bitirene kadar birçok çalışma yapıyor ama bunları gösteren bir dosya yok. Hazırladık, yazılım altyapısı bitti. Pilot çalışmalar sürüyor."
SINAV BASKISI AZALACAK
Gençlerimiz de soruyor. Çok farklı alanlarda; fen liselerinde, imam hatiplerde, mesleki teknik okullarda okuyan gençlerin eleştirilerini aldık. Bize, "Tamam çok güzel ama üniversite sınavı böyleyken ne olacak?" dediler. Türkiye, okullar arasındaki imkân farklılıkları fazla ülke. Biz bu farkı azaltırsak sınavın baskısı azalacak. Özellikle mesleki teknik eğitime yatırımlarımızla, bu sistemin daha esnek olmasına katkı sağlıyoruz. Ne bekliyoruz sınavın baskısını azaltarak? Sınav amaç haline gelmeyecek araç olacak. Bunun için zamana ihtiyacımız var. Çünkü ciddi parasal yatırıma ihtiyacımız var.
YENİ SİSTEM 2024'E DENK GELİYOR
Bu ortaöğretim tasarımına uygun bir yükseköğretim sınavı nasıl yapılır, ortaöğretimde sınavlar nasıl olmalı. Bunun için çalışıyoruz. Yeni sistem 2024'e denk geliyor. O zamana gelmeden önce bunu netleştireceğiz. Kendimize sorduk. Bunun nasıl tek bir parça halinde bütünleştireceğiz. Asıl zaman alan bu. Biz akademik gelişimi çok önemsiyoruz. Disiplinler üstü çalışmaları çok önemsiyoruz. Örneğin doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi bütünleşik mantıkla ders almasını çok istiyoruz. Aynı zamanda duygusal ve bilişsel gelişimi önemsiyoruz.
Burada 10 ve 11'inci sınıf çok önemli. Bilgi kuramı burada devreye görüyor.
9, 10 ve 11'inci sınıflarda haziran aylarında çocukların yıl içinde öğrendiklerini projelendirmeleri, yani hasat haftası ayı gibi bir dönem istiyoruz. Bunu şu anda birçok okul yapıyor. Ama tüm okulları kapsayacak bir hasat dönemi istiyoruz.
Ne yaptığımızı çok iyi bildiğimiz bir proje oldu. Emeği geçen tüm arkadaşlara çok çok teşekkür ediyorum. Sağolun var olun.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni eğitim sistemiyle ilgili merak edilenleri Ahmed Arpat'a anlattı...
Milli Eğitimciler Ziya Selçuk, 2020 Eylül’de randevularınızı başlanacak olan yeni ortaöğretim modelini tanıttı.
"19 Mayıs 2019 Gençlerle Buluşma" NTV özel yayınında Ahmed Arpat'a konuk olan Bakan Selçuk, liselerde uygulanacak yeni eğitim sistemiyle ilgili merak edilenleri anlatıyor.
"Eğitimin ekonomiyle buluşması son derece kritik."
"Çok büyük fotoğrafa bakıyor olabilir, biz ilk kez 2023 vizyonu diye bir döküman çıkardık. Dedik ki MEB bir sistemdir, bunun altlarında vardır. Hepsi de sisteme çevrimi tutulmazsa, alt sistemde yapılmış olabilir.
"Biz bunu sadece ortaöğretim için yapmadık, belli bir süre içerisinde 1-8. Sınıflar için takvim de açıklayacağız. Biz bunu bir bütün olarak görüyoruz. Aynı takvimde olacak."
"ÖZGEÇMİŞ DEĞİL ÖZGELECEK OLUŞTURMAK GEREKİYOR"
"Gençleri neye hazırlıyorsunuz sorusu çok önemli. Acil problem var, nedir sınavlar vb. Asıl iş üniversite bitti, sonra ne olacak? Bunu sadece sınava hazırlanmak meselesi olarak görmüyoruz. Öğrencileri sınava değil, üniversiteye hazırlayacağız. Gençler bakın sizin özgeçmiş çabanızı anlayabiliyoruz, bizim için daha önemli olan ise özgelecek oluşturmak."
"Ne biliyoruz? sorusunu sorduk, çocuklarımız bildi. Bunu yaparsak eğitim sistemi katma değer üretmez, peki ne yapmak lazım. Biliyorsunuz da bunu nasıl biliyorsunuz, bildiğinizi nasıl biliyorsunuz? Giderek seviye yükseliyor. Bilgi kuramı, bilgiyi kullanma yolu açısında disiplinlerarası dersler de buna destek oluyor. Bilgi sadece ezberlenen değil, yorumlanan, tartışılan bir sürece girmeli. Soru çözmek değil, sorun çözmek önemli olan."
"SORU DEĞİL SORUN ÇÖZEN ÖĞRENCİ"
"Genç işe girdi, işveren sordu ne yaparsın? Genç de dedi soru çözerim, işveren der ki soru değil, sorun çözen çalışan istiyorum. Bilgi kuramı bunu sağlıyor."
"Hayal-Etkinlik ve Yaşam, HEY bunun kısaltılmışı. Soru çözüyoruz da bir de hayat var. Çocukları odaya kapatıyoruz yıllarca, rüşvet veriyoruz, pasta vb. Uzun yıllar sonra dünyayı tanımıyorlar. Düğün, cenaze misafir bilmiyorlar. Genellemek istemem. Bu kadar soru çözen birinin sosyal hayatını çok zayıflatıyor. İyi bir öğrenci, ders dışında yaptıklarıyla tanınır. Hobin mi var, sosyal faaliyete mi katıldın, enstrüman mı çaldın? HEY bize bunu sağlıyor. Fiziksel aktivite olmadan bir gencin gençliğini sağlıklı sürdürmesi mümkün değil. Hayvanlara yardım olabilir, tarım olabilir, tüm bunlar tasarım beceri atöylelerinin devamı olarak yapılıyor. Bir çocuk hiç atöyle görmezse, hayatla ilişkisi zayıflıyor. Bunu düzeltmek için, çocuğun sadece düşünce değil, duygu düşünce hareket alanında da dengeli yetişmesi gerekiyor. Bunun için HEY bunun için ortam sağlıyor."
"ŞU HALİYLE SADECE SORU ÇÖZMEYE ZAMAN VAR"
"Bir çocuk düşünün, birçok çukur kazıyor, ama kuyu kazamıyor, kuyu kazamadığı için de su çıkmıyor. Birçok ülkede neden 5-6-7 ders var, Türkiye'de 15-16 ders var? Bir öğrencinin bu kadar dersi öğrenerek yolculuk yapması mümkün değil. Fiziği 2 saat alacağına 4-5 saat alsın, ama gerçekten deney yapsın. Şu haliyle zaman yok, sadece soru çözmeye zaman var."
"Biz öğrencimizin hayatta ne yapmak istediğini, bunu yapmak için neye ihtiyaç duyduğunun beceri setini çıkardık. Mühendis olduğunuzda aldığınız derslerin bir kısmı mühendisliği desteklemiyor. Bunun yerine okul öncesi dönemler var. Bu çocuğun dosyası olmalı, ne yapmış, neye merak duymuş? Bütün bunları uyguladığımda, ilgi testi, yetenek testi sonucunda şunlara yatkın olduğun görülüyor. Ben öğrencime demiş oluyorum ki, sen ilgi duyduğun, yetenekli olduğun alanda eğitim al."
"2024 yılı için biz yüzde 90'lara çok güzel geliriz, yeter ki finansman, öğretmen eğitimiyle ilgili sıkıntı olmasın, biz bunu çok rahat yaparız."
"Bir öğrencim lisanslı sporcu, dışarıda bir kuruma gidiyor, hafta 5 gün antrenman yapıyor. Ben onu da ders sayarım"
"ALTYAPI OLMAZSA YÖNTEM HATALI GİBİ GÖRÜLÜR"
"9. sınıf, biz niye önümüzdeki sene değil de 2020 yılına sarkıtıyoruz? Öğretmen eğitimi bitmezse bu başarılamaz. Hazırlıksız yapılan her iş sonra problem yaratır. Uygulamanın altyapısı uygun olmazsa, yöntem hatalı gibi görünür. 9. sınıf temel bir sınıftaki dersler, öğrencilerimize bütünsel bir bakış sağlıyor. Fizik, kimya gibi parça parça değil de bütün olarak, sistemsel bir bakış oluşuyor çocukta. Örnek; göç, sosyolojiyle, ekonomiyle, coğrafya ile, hepsiyle ilgili."
SEÇMELİ DERSLER
"Diyelim ki bir ders var, öğrenci 12. sınıfta ama o okulda o dersi verecek öğretmen yok. Artık bu çağda o dersi, o okulda yapalım mutlaka demiyoruz. Biz uzaktan ders alabilir miyiz? Öğrenme yönetim sistemleri, videolar, öğrencinin kendini denediği... Birçok dünya çapındaki üniversite dersini bu sistemle alabilirsiniz. Bizim için bunların biraz sıradanlaşması lazım. Video kütüphaneden verebiliriz, başka okullardan ders alabiliriz, çok ihtimal var ama altyapı lazım. Seneye neden başlamadık? Çünkü altyapı hazırlıyoruz bunun için."
"Hiç tarih bilmeden, sadece matematikle öğrencinin hayatı anlaması zorlaşır. Daha şuurlu olması için bir bakış açısı getiriyor bu. Öğrenci diğer ders gruplarından da ders almak zorunda. Sadece matematik alamayacak öğrenciler."
"KREDİLİ SİSTEMDEKİ HATAYA DÜŞMEYECEĞİZ"
"Kredili sistem başka bir şey. Kredili sistem iyi hazırlanması gereken bir sistemdi. O dönem bir rapor yayınladım. Neden devam etmesi gerektiği için. Az önce ifade ettiğim gibi, hazırlık yetersizse problem yöntemde sanırsınız. O sene sistem pilot okullar yerine tüm ülkede denenince sorunlar çıktı. Biz bu yüzden yeni sistemi 5 yıla yayıyoruz."
"Çalışanla çalışmayanı ayıracağız. Öğretmeni sınıfta güçlendireceğiz, öğretmen güçlü olmazsa öğrenci ben nasılsa geçiyorum, yatayım diye düşünür. Buna izin vermemiz mümkün değil. Bir ekosistem kurmak zorundayız, sadece derslerle olmaz bu iş, öğretmen eğitmezsen, atölyeler kurmazsan olmaz. Hepsini adım adım koyuyoruz ki birbirini tanımlasın."
"12. sınıf çok önemli, üniversitenin ilk sınıfı gibi. 'Bu dersleri öğretmenler nasıl verecek?'. Benim kadar öğretmen tanıyan az kişi vardır. Bizim öğretmenlerimizle ilgili yeterli altyapı olduğunda başarmamaları mümkün değil."
"Öğrencide bir sıkıntımız yok. Sınav sistemi öğrenciyi boğan şey, sınav amaç değil araçtır, sistem böyle olduğu için öğrenciler de araca yoğunlaşıyor."
"YÖK ile güzel bir işbirliğimiz var. Bazı fakültelerin MEB ile ortak, ihtiyaçları gözeterek, eğitim fakültesi çalışması konusunda anlaşma sağladık. Eğitim fakültelerin 1. sınıfından itibaren mezun olacak öğrencilerin bu sisteme adaptasyonu için çalışmalarımız var. Mevcut öğretmenler için de 4-5 yıllık bir eğitim süreci olacak."
BELİRLİ DERSLERE AŞIRI TALEP OLURSA NE YAPILACAK?
"Her lise için ayrı ama bütünleşik bir model, dersler yığılma olduğunda, öğretmen ihtiyacı nedir ona bakılır. Fakat bir okulda herkesin bir okulda matematikçi olduğunu görmedik. Bazen dil alanı, sosyal istiyorum diyor. Bizim çan eğrisiyle doğrudan ilgili. Bir yığılma olursa ilçe içerisinde öğretmenlerin görevlendirilmesiyle yapılacak küçük düzenlemelerle çözülür."
ÖĞRENCİLER NASIL DERS SEÇECEK?
"Biz deneme yapmadan iş yapmıyoruz. Tercih robotunu farklı okullarda denemek için geliştirdik."
"Derinleşme çok önemli, bir öğrencinin ilgili olduğu alana yoğunlaşması bunu sağlıyor."
"Öğrenci bir ders seçti, okulda hocamız yok. Altyapımız uzaktan eğitimi de sağlıyor. Altyapı olursa bu dersi almanın birçok yolu olur."
"Her çocuğun belirli bir kotası olur. Bunlar çalışılıyor. Ders seçmine baktığımızda kişiselleştirmeyi görüyoruz. Bu derinleşmeyi sağlıyor, o çocuk da ilgi duyduğu alanda yükselmeye yöneliyor. Sınavı kazansa da onu hayat bekliyor. Sınavı kazanmak dışında bir hayat alanı var. Girişim, sosyal becerisi yüksek olan gençler, diğer çocuklardan daha şanslı oluyor. Hayat ve okul başarısı iyi ayırt edilmeli."
"Derslik açığımız evet var, ama en geç 3 sene içinde tüm açığını halletmiş, yatırım bütçesini yöneltebilecek bir ülke. 15 senede çok büyük yatırımlar yapıldı."
"Bizim açık portalımız var. Bir gencimiz istediği alanda istediği mesleği tanımak için, meslek tanıma ya da kendini tanıma adına böyle bir fırsat var. Şu an faaliyette, öğrenci ve veliler bakabilir. Rehberlik ve danışmanlarımızdan da tabii ki destek alacağız. Belirli branşlardaki öğretmenlerimiz, belirli saatlerdeki eğitimleri alırlarsa lise öğrencilerinin kariyeri için koçluk yapabilir. Biz bu eğitimi üniversitelerimizde ücretsiz vereceğiz. Zaten testler yapıldı, öğrencinin başarıları ödülleri duruyor, biz bunu görüyoruz. Buna bakarak acaba hangi meslek, hangi program öğrenciye katkı sağlar? Bu eğitim için her türlü desteği sağlayacağız."
LİSE SONDA ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK
"Diyelim ki öğrencinin bir dersi zayıf, bunun akademik destek çalışmaları var, hafta sonu ve hafta içi. Bununla ilgili bir video kütüphanesi de kuruyoruz. Meslektaşlarımızı davettik, çalıştık. Bir kütüphane şu an üretiliyor. Bir öğrenci dağ köyünde bile olsa telefonunda bu videoları ücretsiz izleyebilir. Bunun ötesinde ailelere yönelik çalışmalar gelecek. Öğrencilerimizin rehberlik konusunda destekleri için uzaktan yardım paketleri oluşturulacak."
"Öğrencilerin ders dışında ne yaptığı da çok önemli. 'Senin ne tür projelerin var ki portfolyene koyayım, öğrencilik hayatında neler yaptın' diyor dünya. Türkiye de buna gidiyor."
12. SINIF ÖĞRENCİLERİNE SÜRPRİZ
"Gittiğim okullarında 12. sınıfların önünden geçmemeye çalışıyorum. Ziya hoca bizim durum ne olacaklar diyorlar. Önümüzdeki Eylül'de 12. başındafa başlayacak, sınava girecek çocuklarımız var. Onlar bu senekiler gibi hazırmayacak. Onlara sürprizimiz var. Bir sınıf kurgulamak, Müfredatta bir rahatlama olacak, Çocuklarımızın siniava derinleşmesi için bir hazırlık hazırlığı.
"Sınavlardaki sık değişmesi var değil. Bazı dönemlerde sık sık olması gerekiyorsa yordu. Öğrenciler neyle başlıyorsa, onunla bitirecekler."
"19 Mayıs 2019 Gençlerle Buluşma" NTV özel yayınında Ahmed Arpat'a konuk olan Bakan Selçuk, liselerde uygulanacak yeni eğitim sistemiyle ilgili merak edilenleri anlatıyor.
"Eğitimin ekonomiyle buluşması son derece kritik."
"Çok büyük fotoğrafa bakıyor olabilir, biz ilk kez 2023 vizyonu diye bir döküman çıkardık. Dedik ki MEB bir sistemdir, bunun altlarında vardır. Hepsi de sisteme çevrimi tutulmazsa, alt sistemde yapılmış olabilir.
"Biz bunu sadece ortaöğretim için yapmadık, belli bir süre içerisinde 1-8. Sınıflar için takvim de açıklayacağız. Biz bunu bir bütün olarak görüyoruz. Aynı takvimde olacak."
"ÖZGEÇMİŞ DEĞİL ÖZGELECEK OLUŞTURMAK GEREKİYOR"
"Gençleri neye hazırlıyorsunuz sorusu çok önemli. Acil problem var, nedir sınavlar vb. Asıl iş üniversite bitti, sonra ne olacak? Bunu sadece sınava hazırlanmak meselesi olarak görmüyoruz. Öğrencileri sınava değil, üniversiteye hazırlayacağız. Gençler bakın sizin özgeçmiş çabanızı anlayabiliyoruz, bizim için daha önemli olan ise özgelecek oluşturmak."
"Ne biliyoruz? sorusunu sorduk, çocuklarımız bildi. Bunu yaparsak eğitim sistemi katma değer üretmez, peki ne yapmak lazım. Biliyorsunuz da bunu nasıl biliyorsunuz, bildiğinizi nasıl biliyorsunuz? Giderek seviye yükseliyor. Bilgi kuramı, bilgiyi kullanma yolu açısında disiplinlerarası dersler de buna destek oluyor. Bilgi sadece ezberlenen değil, yorumlanan, tartışılan bir sürece girmeli. Soru çözmek değil, sorun çözmek önemli olan."
"SORU DEĞİL SORUN ÇÖZEN ÖĞRENCİ"
"Genç işe girdi, işveren sordu ne yaparsın? Genç de dedi soru çözerim, işveren der ki soru değil, sorun çözen çalışan istiyorum. Bilgi kuramı bunu sağlıyor."
"Hayal-Etkinlik ve Yaşam, HEY bunun kısaltılmışı. Soru çözüyoruz da bir de hayat var. Çocukları odaya kapatıyoruz yıllarca, rüşvet veriyoruz, pasta vb. Uzun yıllar sonra dünyayı tanımıyorlar. Düğün, cenaze misafir bilmiyorlar. Genellemek istemem. Bu kadar soru çözen birinin sosyal hayatını çok zayıflatıyor. İyi bir öğrenci, ders dışında yaptıklarıyla tanınır. Hobin mi var, sosyal faaliyete mi katıldın, enstrüman mı çaldın? HEY bize bunu sağlıyor. Fiziksel aktivite olmadan bir gencin gençliğini sağlıklı sürdürmesi mümkün değil. Hayvanlara yardım olabilir, tarım olabilir, tüm bunlar tasarım beceri atöylelerinin devamı olarak yapılıyor. Bir çocuk hiç atöyle görmezse, hayatla ilişkisi zayıflıyor. Bunu düzeltmek için, çocuğun sadece düşünce değil, duygu düşünce hareket alanında da dengeli yetişmesi gerekiyor. Bunun için HEY bunun için ortam sağlıyor."
"ŞU HALİYLE SADECE SORU ÇÖZMEYE ZAMAN VAR"
"Bir çocuk düşünün, birçok çukur kazıyor, ama kuyu kazamıyor, kuyu kazamadığı için de su çıkmıyor. Birçok ülkede neden 5-6-7 ders var, Türkiye'de 15-16 ders var? Bir öğrencinin bu kadar dersi öğrenerek yolculuk yapması mümkün değil. Fiziği 2 saat alacağına 4-5 saat alsın, ama gerçekten deney yapsın. Şu haliyle zaman yok, sadece soru çözmeye zaman var."
"Biz öğrencimizin hayatta ne yapmak istediğini, bunu yapmak için neye ihtiyaç duyduğunun beceri setini çıkardık. Mühendis olduğunuzda aldığınız derslerin bir kısmı mühendisliği desteklemiyor. Bunun yerine okul öncesi dönemler var. Bu çocuğun dosyası olmalı, ne yapmış, neye merak duymuş? Bütün bunları uyguladığımda, ilgi testi, yetenek testi sonucunda şunlara yatkın olduğun görülüyor. Ben öğrencime demiş oluyorum ki, sen ilgi duyduğun, yetenekli olduğun alanda eğitim al."
"2024 yılı için biz yüzde 90'lara çok güzel geliriz, yeter ki finansman, öğretmen eğitimiyle ilgili sıkıntı olmasın, biz bunu çok rahat yaparız."
"Bir öğrencim lisanslı sporcu, dışarıda bir kuruma gidiyor, hafta 5 gün antrenman yapıyor. Ben onu da ders sayarım"
"ALTYAPI OLMAZSA YÖNTEM HATALI GİBİ GÖRÜLÜR"
"9. sınıf, biz niye önümüzdeki sene değil de 2020 yılına sarkıtıyoruz? Öğretmen eğitimi bitmezse bu başarılamaz. Hazırlıksız yapılan her iş sonra problem yaratır. Uygulamanın altyapısı uygun olmazsa, yöntem hatalı gibi görünür. 9. sınıf temel bir sınıftaki dersler, öğrencilerimize bütünsel bir bakış sağlıyor. Fizik, kimya gibi parça parça değil de bütün olarak, sistemsel bir bakış oluşuyor çocukta. Örnek; göç, sosyolojiyle, ekonomiyle, coğrafya ile, hepsiyle ilgili."
SEÇMELİ DERSLER
"Diyelim ki bir ders var, öğrenci 12. sınıfta ama o okulda o dersi verecek öğretmen yok. Artık bu çağda o dersi, o okulda yapalım mutlaka demiyoruz. Biz uzaktan ders alabilir miyiz? Öğrenme yönetim sistemleri, videolar, öğrencinin kendini denediği... Birçok dünya çapındaki üniversite dersini bu sistemle alabilirsiniz. Bizim için bunların biraz sıradanlaşması lazım. Video kütüphaneden verebiliriz, başka okullardan ders alabiliriz, çok ihtimal var ama altyapı lazım. Seneye neden başlamadık? Çünkü altyapı hazırlıyoruz bunun için."
"Hiç tarih bilmeden, sadece matematikle öğrencinin hayatı anlaması zorlaşır. Daha şuurlu olması için bir bakış açısı getiriyor bu. Öğrenci diğer ders gruplarından da ders almak zorunda. Sadece matematik alamayacak öğrenciler."
"KREDİLİ SİSTEMDEKİ HATAYA DÜŞMEYECEĞİZ"
"Kredili sistem başka bir şey. Kredili sistem iyi hazırlanması gereken bir sistemdi. O dönem bir rapor yayınladım. Neden devam etmesi gerektiği için. Az önce ifade ettiğim gibi, hazırlık yetersizse problem yöntemde sanırsınız. O sene sistem pilot okullar yerine tüm ülkede denenince sorunlar çıktı. Biz bu yüzden yeni sistemi 5 yıla yayıyoruz."
"Çalışanla çalışmayanı ayıracağız. Öğretmeni sınıfta güçlendireceğiz, öğretmen güçlü olmazsa öğrenci ben nasılsa geçiyorum, yatayım diye düşünür. Buna izin vermemiz mümkün değil. Bir ekosistem kurmak zorundayız, sadece derslerle olmaz bu iş, öğretmen eğitmezsen, atölyeler kurmazsan olmaz. Hepsini adım adım koyuyoruz ki birbirini tanımlasın."
"12. sınıf çok önemli, üniversitenin ilk sınıfı gibi. 'Bu dersleri öğretmenler nasıl verecek?'. Benim kadar öğretmen tanıyan az kişi vardır. Bizim öğretmenlerimizle ilgili yeterli altyapı olduğunda başarmamaları mümkün değil."
"Öğrencide bir sıkıntımız yok. Sınav sistemi öğrenciyi boğan şey, sınav amaç değil araçtır, sistem böyle olduğu için öğrenciler de araca yoğunlaşıyor."
"YÖK ile güzel bir işbirliğimiz var. Bazı fakültelerin MEB ile ortak, ihtiyaçları gözeterek, eğitim fakültesi çalışması konusunda anlaşma sağladık. Eğitim fakültelerin 1. sınıfından itibaren mezun olacak öğrencilerin bu sisteme adaptasyonu için çalışmalarımız var. Mevcut öğretmenler için de 4-5 yıllık bir eğitim süreci olacak."
BELİRLİ DERSLERE AŞIRI TALEP OLURSA NE YAPILACAK?
"Her lise için ayrı ama bütünleşik bir model, dersler yığılma olduğunda, öğretmen ihtiyacı nedir ona bakılır. Fakat bir okulda herkesin bir okulda matematikçi olduğunu görmedik. Bazen dil alanı, sosyal istiyorum diyor. Bizim çan eğrisiyle doğrudan ilgili. Bir yığılma olursa ilçe içerisinde öğretmenlerin görevlendirilmesiyle yapılacak küçük düzenlemelerle çözülür."
ÖĞRENCİLER NASIL DERS SEÇECEK?
"Biz deneme yapmadan iş yapmıyoruz. Tercih robotunu farklı okullarda denemek için geliştirdik."
"Derinleşme çok önemli, bir öğrencinin ilgili olduğu alana yoğunlaşması bunu sağlıyor."
"Öğrenci bir ders seçti, okulda hocamız yok. Altyapımız uzaktan eğitimi de sağlıyor. Altyapı olursa bu dersi almanın birçok yolu olur."
"Her çocuğun belirli bir kotası olur. Bunlar çalışılıyor. Ders seçmine baktığımızda kişiselleştirmeyi görüyoruz. Bu derinleşmeyi sağlıyor, o çocuk da ilgi duyduğu alanda yükselmeye yöneliyor. Sınavı kazansa da onu hayat bekliyor. Sınavı kazanmak dışında bir hayat alanı var. Girişim, sosyal becerisi yüksek olan gençler, diğer çocuklardan daha şanslı oluyor. Hayat ve okul başarısı iyi ayırt edilmeli."
"Derslik açığımız evet var, ama en geç 3 sene içinde tüm açığını halletmiş, yatırım bütçesini yöneltebilecek bir ülke. 15 senede çok büyük yatırımlar yapıldı."
"Bizim açık portalımız var. Bir gencimiz istediği alanda istediği mesleği tanımak için, meslek tanıma ya da kendini tanıma adına böyle bir fırsat var. Şu an faaliyette, öğrenci ve veliler bakabilir. Rehberlik ve danışmanlarımızdan da tabii ki destek alacağız. Belirli branşlardaki öğretmenlerimiz, belirli saatlerdeki eğitimleri alırlarsa lise öğrencilerinin kariyeri için koçluk yapabilir. Biz bu eğitimi üniversitelerimizde ücretsiz vereceğiz. Zaten testler yapıldı, öğrencinin başarıları ödülleri duruyor, biz bunu görüyoruz. Buna bakarak acaba hangi meslek, hangi program öğrenciye katkı sağlar? Bu eğitim için her türlü desteği sağlayacağız."
LİSE SONDA ÜNİVERSİTEYE HAZIRLIK
"Diyelim ki öğrencinin bir dersi zayıf, bunun akademik destek çalışmaları var, hafta sonu ve hafta içi. Bununla ilgili bir video kütüphanesi de kuruyoruz. Meslektaşlarımızı davettik, çalıştık. Bir kütüphane şu an üretiliyor. Bir öğrenci dağ köyünde bile olsa telefonunda bu videoları ücretsiz izleyebilir. Bunun ötesinde ailelere yönelik çalışmalar gelecek. Öğrencilerimizin rehberlik konusunda destekleri için uzaktan yardım paketleri oluşturulacak."
"Öğrencilerin ders dışında ne yaptığı da çok önemli. 'Senin ne tür projelerin var ki portfolyene koyayım, öğrencilik hayatında neler yaptın' diyor dünya. Türkiye de buna gidiyor."
12. SINIF ÖĞRENCİLERİNE SÜRPRİZ
"Gittiğim okullarında 12. sınıfların önünden geçmemeye çalışıyorum. Ziya hoca bizim durum ne olacaklar diyorlar. Önümüzdeki Eylül'de 12. başındafa başlayacak, sınava girecek çocuklarımız var. Onlar bu senekiler gibi hazırmayacak. Onlara sürprizimiz var. Bir sınıf kurgulamak, Müfredatta bir rahatlama olacak, Çocuklarımızın siniava derinleşmesi için bir hazırlık hazırlığı.
"Sınavlardaki sık değişmesi var değil. Bazı dönemlerde sık sık olması gerekiyorsa yordu. Öğrenciler neyle başlıyorsa, onunla bitirecekler."
29 Mart 2019 Cuma
Türkiye'de üniversitelerin büyüyen sorunu: Parayla tez yazımı
Parayla doktora ve yüksek lisans tez yazımı Türkiye’de büyük bir pazar haline geldi. Yaklaşık 50 büyük işletmenin faaliyet gösterdiği pazarın yıllık cirosunun 150 milyon lira civarında olduğu tahmin ediliyor.
Türkiye'de son yıllarda yüksek lisans ve doktora öğrencileri için para karşılığı tez yazma büyük bir pazara dönüşmüş durumda. İnternet ortamındaki akademik forumlarda yapılan kısa bir araştırma yaklaşık 50 büyük işletmenin piyasada faaliyet gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu şirketler, üç bin ile 20 bin lira arasındaki ücretlerle ayda ortalama 20 tez hazırladıklarını söylüyor. Bu da piyasanın yılda yaklaşık 150 milyon liralık bir hacme ulaştığını gösteriyor.
En pahalısı tıp tezleri
DW Türkçe, Google'da aratarak ulaştığı tez yazan işletmelerden birini öğrenci gibi arayarak sorularını yöneltti. Kadir Has Üniversitesi'nde, ‘yeni medya' alanında yüksek lisans tezi hazırladığımızı söylediğimiz ve fiyat bilgisi istediğimiz yetkili, kendisinin de doktor unvanına sahip bir akademisyen olduğunu belirterek "Ben de tez savunma jürisinde yer alan biriyim. Sekiz yıldır bu işi yapıyorum. İstediğiniz tezi yedi bin lira karşılığında yazarız” diyor.
Uzmanlık alanlarınının tıp, klinik psikoloji ve işletme olduğunu vurgulayan akademisyen şöyle devam ediyor: "Hizmet verdiklerimizin yüzde 70'ini tıp öğrencileri oluşturuyor. Bir tez hazırlarken kadromuzdaki cerrahtan da yararlanırız, kulak burun boğaz uzmanından da… Çalıştırdığım akademisyenlere dört bin 700 ile yedi bin lira arasında maaş ödüyorum. Bu yüzden tıp tezleri bizde 10 bin liradan başlar.”
Yetkili, tıp tezlerinin yazım zorluklarınıysa şu sözlerle anlatıyor: "Tıp tezi yazmak daha kolaydır zira yoruma açık değildir. ‘Literatür böyle diyor' der geçeriz. Tıp tezlerini meşakkatli hale getiren şeyse tartışmalardır. Bazı tezlerde yaptığımız tartışmalar 40 sayfa tutabiliyor. Az önce bir tıp tezi gönderdim, sadece tartışmada 235 farklı kaynak kullanmışız.”
‘Hazırladığımız tezler ayakta alkışlanıyor'
Piyasanın en pahalısı olduklarını söyleyen yetkili hazırladıkları tezlere de çok güveniyor ve şöyle konuşuyor: "Ayda 20 tez hazırlıyoruz. 30 sayfalık bir tezi bile jüriden geçiririz. Örneğin geçen gün Haliç Üniversitesi'ne teslim ettiğimiz 39 sayfalık bir doktora tezi jüri tarafından çok beğenildi. Alkışlanarak çıktı.”
Fiyatlandırmayı okula göre yaptıklarını söyleyen yetkili, Üsküdar Üniversitesi'nden gelmiş olduğumuzu söylediğimiz takdirde yedi bin liralık fiyatın dörde ineceğini belirtiyor. Fiyat farkının sebebiniyse şu iddiayla açıklıyor: "Kadir Has, Üsküdar ya da Nişantaşı kadar rahat bir okul değil. Bu okullar için hazırlanacak tez daha az vaktimizi alır.”
Akademisyen, ODTÜ, Boğaziçi, Sabancı ve Koç gibi üniversitelerin öğrencilerinde en fazla iki ya da üç talep geldiğini de söylüyor. Bu üniversiteler için istenen fiyatınsa çok yüksek olduğunu belirtiyor zira hazırlanacak tezlerin çok daha titiz olması gerekiyor.
Parayla tez yazımını "Fatura kesip vergi veriyorum. İllegal değil, etik dışıdır” diyerek özetleyen işletme yetkilisine, para verip hazırlatacağımız tezin jüri tarafından anlaşılıp anlaşılmayacağını da soruyoruz ve şu yanıtı alıyoruz: "Ben de jüride bulunuyorum ve genellikle eleştiren taraf rolünü üstleniyorum. Jüride danışman hocanın arkadaşları olur. Biri karşı çıkar, danışman tezi savunur, diğeri de pasta yemek için oradadır.”
Para karşılığı tez hazırlayan işletme yetkilisinin iddialarını sorduğumuz Üsküdar Üniversitesi Yardımcı Rektörü Prof. Sevil Atasoy, "İddia sahibi, bizim üniversitemiz için hazırlanmış bir tezi göstererek bunu kanıtlamalı” diyor. Tez savunma jürisinde beş akademisyenin yer aldığını, bir kişinin de başka bir üniversiteden geldiğini söyleyen Atasoy şöyle devam ediyor: "Arkadaşlarımız titizlikle çalışıyor, her tez için intihal raporu alıyorlar. Zaten danışmanlarımız da tez hazırlık sürecini baştan sona takip ederler.”
Atasoy ayrıca, bugüne dek başkası tarafından yazılmış bir tezle karşılaşmadıklarını da sözlerine ekliyor.
‘Bazı dolandırıcılar öğrencileri tehdit ediyor'
Telefonla arayarak bilgi aldığımız bir başka işletme de piyasadaki dolandırıcılık vakalarına dikkat çekiyor. Güvenilir ve köklü bir işletme olduklarına vurgu yapan yetkili, "Para alır öğrencinin tezini yazarlar. Tez geçtiğindeyse öğrenciyi arayıp hocasına söylemekle tehdit ederler ve daha fazla para koparmaya çalışırlar.”
Türkiye'de parayla tez yazımının herhangi bir cezai yaptırımı yok; tez yazan işletmeler "tez ve eğitim danışmanlığı" adı altında faaliyet gösteriyorlar. Yazılan tez karşılığında alınan ücret için "büro-yazım işleri" adı altında fatura kesiliyor. Sorunun üniversite ayağındaysa tezin farklı birine yazdırıldığı anlaşılırsa öğrenciye uzaklaştırma cezası vermek ve çalışmasını yenilemesini talep etmekle yetiniliyor. Ancak üniversite kadrosunda yer alan akademisyenler için yaptırımlar daha ağır. Aralık 2016’da Yükseköğrenim Kurulu’nun (YÖK) önerisiyle çıkarılan 6764 sayılı kanuna göre parayla tez yazdırmak suç sayılıyor. YÖK, parayla tez yazımını intihal olarak değerlendiriyor ve parayla tez yazdırdığı tespit edilen akademisyenler kanun uyarınca bir daha atanmamak üzere meslekten ihraç ediliyor.
'Yükseköğretim Bakanlığı'nın kurulması şart'
Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) Başkanı Dr. Vahdet Özkoçak'a göre, son zamanlarda parayla tez yazdıranların sayısında artış meydana geldi. Özkoçak, bunu özellikle 2005 sonrası kurulan bazı üniversitelerde alan açmanın kolaylaşmasına bağlıyor ve az sayıda deneyimli akademisyen, doçent ya da profesör bulunduğundan tez danışmanlığı sisteminin iyi işlemediğine dikkat çekiyor. Özkoçak tez yazanların deneyimli ve hatta bazılarının akademisyenlerden oluştuğunu söylüyor ve bu bağın incelenmesi gerektiğine vurgu yapıyor.
Bu etik dışı sorunun yıllardır bilindiğini ama Yükseköğrenim Kurulu'nun (YÖK) yaptırım ya da denetimde bulunmadığını söyleyen akademisyen "Yeni YÖK' deniyor ama hala vesayet kalıntısının izleri görülüyor. Denetim olmayınca da hormonlu tezler çıkıyor” diyor ve ekliyor: "Ne kadar yama yaparsak yapalım, YÖK'ün bu hantal yapısından dolayı sorunlarımızı çözemiyoruz. Bir yükseköğretim bakanlığının kurulması şart.”
‘Vakıf üniversiteleri öğrenciyi müşteri olarak görüyor'
Aynı zamanda Hitit Üniversitesi'nde görevli olan Özkoçak da tez savunmaları sırasında jüride yer alıyor. YÖK'ün atama yapması gerektiğini savunan Özkoçak, "Gerekirse farklı üniversitelerden 10 hocalık jüri kurulmalı. Bu özellikle de doktora için çok önemli.”
Boğaziçi ve ODTÜ gibi köklü okullardan öğrencilerin de tezlerini yazdırıp yazdırmadığını sorduğumuz akademisyen şu yanıtı veriyor: "Köklü üniversitelerde bunu yapmak kolay değil. Maalesef vakıf üniversiteleri öğrenciyi müşteri olarak görüyor. Dolayısıyla da daha rahatlar.”
Özkoçak, son 20 yılda üniversitelerde büyük bir boşalma olduğunu söylüyor ve sözlerini şöyle açıyor: "Liyakat, ehliyet ve vatanseverlik olmayınca hocalar bu işlere yöneliyor.”
Özkoçak, fark edilmesi durumunda tezini parayla yazdıran öğrencinin neyle karşılaşacağını da anlatıyor. Akademisyen, şüphelenildiği takdirde öğrencinin tezine şerh konarak enstitü ve rektörlüğe şikayet edildiğini ve hakkında inceleme başlatılması yönünde talepte bulunulduğunu söylüyor. Bunun dışındaysa yapabilecekleri bir şey yok.
Tunca Öğreten / İstanbul
© Deutsche Welle Türkçe
https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyede-%C3%BCniversitelerin-b%C3%BCy%C3%BCyen-sorunu-parayla-tez-yaz%C4%B1m%C4%B1/a-47610349
Türkiye'de son yıllarda yüksek lisans ve doktora öğrencileri için para karşılığı tez yazma büyük bir pazara dönüşmüş durumda. İnternet ortamındaki akademik forumlarda yapılan kısa bir araştırma yaklaşık 50 büyük işletmenin piyasada faaliyet gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu şirketler, üç bin ile 20 bin lira arasındaki ücretlerle ayda ortalama 20 tez hazırladıklarını söylüyor. Bu da piyasanın yılda yaklaşık 150 milyon liralık bir hacme ulaştığını gösteriyor.
En pahalısı tıp tezleri
DW Türkçe, Google'da aratarak ulaştığı tez yazan işletmelerden birini öğrenci gibi arayarak sorularını yöneltti. Kadir Has Üniversitesi'nde, ‘yeni medya' alanında yüksek lisans tezi hazırladığımızı söylediğimiz ve fiyat bilgisi istediğimiz yetkili, kendisinin de doktor unvanına sahip bir akademisyen olduğunu belirterek "Ben de tez savunma jürisinde yer alan biriyim. Sekiz yıldır bu işi yapıyorum. İstediğiniz tezi yedi bin lira karşılığında yazarız” diyor.
Uzmanlık alanlarınının tıp, klinik psikoloji ve işletme olduğunu vurgulayan akademisyen şöyle devam ediyor: "Hizmet verdiklerimizin yüzde 70'ini tıp öğrencileri oluşturuyor. Bir tez hazırlarken kadromuzdaki cerrahtan da yararlanırız, kulak burun boğaz uzmanından da… Çalıştırdığım akademisyenlere dört bin 700 ile yedi bin lira arasında maaş ödüyorum. Bu yüzden tıp tezleri bizde 10 bin liradan başlar.”
Yetkili, tıp tezlerinin yazım zorluklarınıysa şu sözlerle anlatıyor: "Tıp tezi yazmak daha kolaydır zira yoruma açık değildir. ‘Literatür böyle diyor' der geçeriz. Tıp tezlerini meşakkatli hale getiren şeyse tartışmalardır. Bazı tezlerde yaptığımız tartışmalar 40 sayfa tutabiliyor. Az önce bir tıp tezi gönderdim, sadece tartışmada 235 farklı kaynak kullanmışız.”
‘Hazırladığımız tezler ayakta alkışlanıyor'
Piyasanın en pahalısı olduklarını söyleyen yetkili hazırladıkları tezlere de çok güveniyor ve şöyle konuşuyor: "Ayda 20 tez hazırlıyoruz. 30 sayfalık bir tezi bile jüriden geçiririz. Örneğin geçen gün Haliç Üniversitesi'ne teslim ettiğimiz 39 sayfalık bir doktora tezi jüri tarafından çok beğenildi. Alkışlanarak çıktı.”
Fiyatlandırmayı okula göre yaptıklarını söyleyen yetkili, Üsküdar Üniversitesi'nden gelmiş olduğumuzu söylediğimiz takdirde yedi bin liralık fiyatın dörde ineceğini belirtiyor. Fiyat farkının sebebiniyse şu iddiayla açıklıyor: "Kadir Has, Üsküdar ya da Nişantaşı kadar rahat bir okul değil. Bu okullar için hazırlanacak tez daha az vaktimizi alır.”
Akademisyen, ODTÜ, Boğaziçi, Sabancı ve Koç gibi üniversitelerin öğrencilerinde en fazla iki ya da üç talep geldiğini de söylüyor. Bu üniversiteler için istenen fiyatınsa çok yüksek olduğunu belirtiyor zira hazırlanacak tezlerin çok daha titiz olması gerekiyor.
Parayla tez yazımını "Fatura kesip vergi veriyorum. İllegal değil, etik dışıdır” diyerek özetleyen işletme yetkilisine, para verip hazırlatacağımız tezin jüri tarafından anlaşılıp anlaşılmayacağını da soruyoruz ve şu yanıtı alıyoruz: "Ben de jüride bulunuyorum ve genellikle eleştiren taraf rolünü üstleniyorum. Jüride danışman hocanın arkadaşları olur. Biri karşı çıkar, danışman tezi savunur, diğeri de pasta yemek için oradadır.”
Para karşılığı tez hazırlayan işletme yetkilisinin iddialarını sorduğumuz Üsküdar Üniversitesi Yardımcı Rektörü Prof. Sevil Atasoy, "İddia sahibi, bizim üniversitemiz için hazırlanmış bir tezi göstererek bunu kanıtlamalı” diyor. Tez savunma jürisinde beş akademisyenin yer aldığını, bir kişinin de başka bir üniversiteden geldiğini söyleyen Atasoy şöyle devam ediyor: "Arkadaşlarımız titizlikle çalışıyor, her tez için intihal raporu alıyorlar. Zaten danışmanlarımız da tez hazırlık sürecini baştan sona takip ederler.”
Atasoy ayrıca, bugüne dek başkası tarafından yazılmış bir tezle karşılaşmadıklarını da sözlerine ekliyor.
‘Bazı dolandırıcılar öğrencileri tehdit ediyor'
Telefonla arayarak bilgi aldığımız bir başka işletme de piyasadaki dolandırıcılık vakalarına dikkat çekiyor. Güvenilir ve köklü bir işletme olduklarına vurgu yapan yetkili, "Para alır öğrencinin tezini yazarlar. Tez geçtiğindeyse öğrenciyi arayıp hocasına söylemekle tehdit ederler ve daha fazla para koparmaya çalışırlar.”
Türkiye'de parayla tez yazımının herhangi bir cezai yaptırımı yok; tez yazan işletmeler "tez ve eğitim danışmanlığı" adı altında faaliyet gösteriyorlar. Yazılan tez karşılığında alınan ücret için "büro-yazım işleri" adı altında fatura kesiliyor. Sorunun üniversite ayağındaysa tezin farklı birine yazdırıldığı anlaşılırsa öğrenciye uzaklaştırma cezası vermek ve çalışmasını yenilemesini talep etmekle yetiniliyor. Ancak üniversite kadrosunda yer alan akademisyenler için yaptırımlar daha ağır. Aralık 2016’da Yükseköğrenim Kurulu’nun (YÖK) önerisiyle çıkarılan 6764 sayılı kanuna göre parayla tez yazdırmak suç sayılıyor. YÖK, parayla tez yazımını intihal olarak değerlendiriyor ve parayla tez yazdırdığı tespit edilen akademisyenler kanun uyarınca bir daha atanmamak üzere meslekten ihraç ediliyor.
'Yükseköğretim Bakanlığı'nın kurulması şart'
Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) Başkanı Dr. Vahdet Özkoçak'a göre, son zamanlarda parayla tez yazdıranların sayısında artış meydana geldi. Özkoçak, bunu özellikle 2005 sonrası kurulan bazı üniversitelerde alan açmanın kolaylaşmasına bağlıyor ve az sayıda deneyimli akademisyen, doçent ya da profesör bulunduğundan tez danışmanlığı sisteminin iyi işlemediğine dikkat çekiyor. Özkoçak tez yazanların deneyimli ve hatta bazılarının akademisyenlerden oluştuğunu söylüyor ve bu bağın incelenmesi gerektiğine vurgu yapıyor.
Bu etik dışı sorunun yıllardır bilindiğini ama Yükseköğrenim Kurulu'nun (YÖK) yaptırım ya da denetimde bulunmadığını söyleyen akademisyen "Yeni YÖK' deniyor ama hala vesayet kalıntısının izleri görülüyor. Denetim olmayınca da hormonlu tezler çıkıyor” diyor ve ekliyor: "Ne kadar yama yaparsak yapalım, YÖK'ün bu hantal yapısından dolayı sorunlarımızı çözemiyoruz. Bir yükseköğretim bakanlığının kurulması şart.”
‘Vakıf üniversiteleri öğrenciyi müşteri olarak görüyor'
Aynı zamanda Hitit Üniversitesi'nde görevli olan Özkoçak da tez savunmaları sırasında jüride yer alıyor. YÖK'ün atama yapması gerektiğini savunan Özkoçak, "Gerekirse farklı üniversitelerden 10 hocalık jüri kurulmalı. Bu özellikle de doktora için çok önemli.”
Boğaziçi ve ODTÜ gibi köklü okullardan öğrencilerin de tezlerini yazdırıp yazdırmadığını sorduğumuz akademisyen şu yanıtı veriyor: "Köklü üniversitelerde bunu yapmak kolay değil. Maalesef vakıf üniversiteleri öğrenciyi müşteri olarak görüyor. Dolayısıyla da daha rahatlar.”
Özkoçak, son 20 yılda üniversitelerde büyük bir boşalma olduğunu söylüyor ve sözlerini şöyle açıyor: "Liyakat, ehliyet ve vatanseverlik olmayınca hocalar bu işlere yöneliyor.”
Özkoçak, fark edilmesi durumunda tezini parayla yazdıran öğrencinin neyle karşılaşacağını da anlatıyor. Akademisyen, şüphelenildiği takdirde öğrencinin tezine şerh konarak enstitü ve rektörlüğe şikayet edildiğini ve hakkında inceleme başlatılması yönünde talepte bulunulduğunu söylüyor. Bunun dışındaysa yapabilecekleri bir şey yok.
Tunca Öğreten / İstanbul
© Deutsche Welle Türkçe
https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyede-%C3%BCniversitelerin-b%C3%BCy%C3%BCyen-sorunu-parayla-tez-yaz%C4%B1m%C4%B1/a-47610349
27 Mart 2019 Çarşamba
e-YDS başvuruları başladı
ÖSYM tarafından 20 Nisan'da Ankara, İstanbul ve İzmir'deki e-Sınav uygulama binalarında yapılacak Elektronik Yabancı Dil Sınavı e-YDS 2019/3 (İngilizce) için başvurular, bugünden itibaren 11 Nisan'a kadar alınacak.
ÖSYM'nin internet sitesinde yer alan duyuruya göre, e-YDS 2019/3 İngilizce alanında, 20 Nisan'da Ankara, İstanbul ve İzmir'deki e-Sınav uygulama binalarında yapılacak.
Cevaplama süresi 180 dakika olacak sınavda adaylar, saat 13.30'dan sonra sınav binalarına alınmayacak.
Adaylar sınav başvurularını bugünden itibaren 11 Nisan'a kadar ÖSYM'nin "https://odeme.osym.gov.tr" adresinden yapabilecek.
Sınava alınacak aday sayısının e-YDS sınav binalarının aday kapasitesi ile sınırlı olması nedeniyle, bu sınavda kontenjan Ankara'da 3 bin 50, İstanbul'da 432 ve İzmir'de 112 olacak.
Sınav ücretini ilk ödeyen adaylar kontenjana dahil edilecek. Kontenjan dolduğu takdirde adayların sınav ücretini yatırması sistem tarafından engellenecek, ödeme kabul edilmeyecek ve e-YDS için sınav ücreti ödeme süresi sonlandırılacak.
e-YDS elektronik ortamda yapılacağından, adayların sınavda uygulanacak ara yüzleri sınav öncesinde tanıması ve sisteme aşinalık kazanması amacı ile deneme e-Sınavı hazırlandı. ÖSYM'nin duyurusunda bu sınavlara katılacak adayların sınavdan önce deneme sınavından yararlanmalarının önemli olduğu hatırlatıldı.
Adaylar, Deneme e-Sınav uygulamasına ve e-YDS 2019/3 İngilizce Kılavuzu'na ÖSYM'nin internet sitesinde erişebilecek.
ÖSYM'nin internet sitesinde yer alan duyuruya göre, e-YDS 2019/3 İngilizce alanında, 20 Nisan'da Ankara, İstanbul ve İzmir'deki e-Sınav uygulama binalarında yapılacak.
Cevaplama süresi 180 dakika olacak sınavda adaylar, saat 13.30'dan sonra sınav binalarına alınmayacak.
Adaylar sınav başvurularını bugünden itibaren 11 Nisan'a kadar ÖSYM'nin "https://odeme.osym.gov.tr" adresinden yapabilecek.
Sınava alınacak aday sayısının e-YDS sınav binalarının aday kapasitesi ile sınırlı olması nedeniyle, bu sınavda kontenjan Ankara'da 3 bin 50, İstanbul'da 432 ve İzmir'de 112 olacak.
Sınav ücretini ilk ödeyen adaylar kontenjana dahil edilecek. Kontenjan dolduğu takdirde adayların sınav ücretini yatırması sistem tarafından engellenecek, ödeme kabul edilmeyecek ve e-YDS için sınav ücreti ödeme süresi sonlandırılacak.
e-YDS elektronik ortamda yapılacağından, adayların sınavda uygulanacak ara yüzleri sınav öncesinde tanıması ve sisteme aşinalık kazanması amacı ile deneme e-Sınavı hazırlandı. ÖSYM'nin duyurusunda bu sınavlara katılacak adayların sınavdan önce deneme sınavından yararlanmalarının önemli olduğu hatırlatıldı.
Adaylar, Deneme e-Sınav uygulamasına ve e-YDS 2019/3 İngilizce Kılavuzu'na ÖSYM'nin internet sitesinde erişebilecek.
22 Şubat 2019 Cuma
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay: İlk 100'de olmak zorundayız
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, "Üniversite dediğimiz şey sadece kamudan aldığı bütçeyle yaşayan, sadece onunla bir şeyler üretebilen bir yapı asla değildir ve olmamalıdır." dedi.
Oktay, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi'nde dün düzenlenen Yükseköğretimde Dijital Dönüşüm Projesi Tanıtım Toplantısı'na katılan bölge üniversitelerinin rektörleriyle bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, toplantıda yaptığı konuşmada, son dönemde yükseköğretim alanında önemli yatırımlar yapıldığını, üniversite sayısının büyük ölçüde arttığını belirtti.
Şu an 206 olan üniversite sayısının daha da artabileceğini ifade eden Oktay, "Artık biz nitelik istiyoruz. Öğrencimizde, öğretim üyemizde, üniversitemizde kalite istiyoruz. Kendi içimizde birbirimizle olan mukayese boyutunda değil gerçekten uluslararası boyutta bir kalite, rekabet istiyoruz. Uluslararası alana gittiğimizde alnımız açık, dimdik durup, 'benim a, b, c üniversitem senin üniversiten ile rekabet edebilecek boyuttadır' diyebilmemiz lazım." diye konuştu.
"İlk 100'de olmak zorundayız"
Oktay, her gün parametrelerin değiştiği, risklerin tavan yaptığı bir coğrafyada yaşadıklarına dikkati çekti.
Böyle bir ortamda üniversitelerin daha canlı, duyarlı, toplumsal konulara ve bölgesel konulara ilgi göstermesi gerektiğini anlatan Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:
"En önemli beklentimiz, ilk 100'de üniversite istiyoruz. Biz ilk 100'de olmak zorundayız. Tabii burada bütçe konusu ön plana çıkacaktır. Üniversite, sadece kamudan aldığı bütçe ile yaşayan, sadece onunla bir şeyler üretebilen bir yapı asla değildir ve olmamalıdır. Proje üreten ve bununla ilgili finansman desteği alabilen bir yapı olmalı üniversiteler. Buna ilişkin yasal bir boşluk yok diyebiliyorum. Varsa da biz bunun önünü açarız. Önemli olan ülke sınırlarının ötesinden bunu alabilmek ve ülkeye getirebilmek. Kaynaklar dediğimizde gözümüzü bütçeye dikersek fazla bir şey konuşamayız. Ne kadar muhteşem şeyler konuşsak da geleceğimiz yer sınırlıdır. Bu konuştuğumuzu biz yerel yönetimlerin, illerin kalkınmasıyla ilgili de dile getiriyoruz. Herhangi bir ilin gelişmesi sadece ve sadece o ilin kamudan aldığı pay ile olamaz, mümkün değildir. Kendi kaderinizi kendi elinize almak durumundasınız. Üniversitelerin şehirleriyle bütünleşmeleri, şehrin sorunlarıyla ilgilenmeleri, şehir ve bölgenin kalkınmasına dönük çözümler üretmeleri ufkumuzu açacak ana alanlardan biri olacak."
Oktay, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi'nde dün düzenlenen Yükseköğretimde Dijital Dönüşüm Projesi Tanıtım Toplantısı'na katılan bölge üniversitelerinin rektörleriyle bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, toplantıda yaptığı konuşmada, son dönemde yükseköğretim alanında önemli yatırımlar yapıldığını, üniversite sayısının büyük ölçüde arttığını belirtti.
Şu an 206 olan üniversite sayısının daha da artabileceğini ifade eden Oktay, "Artık biz nitelik istiyoruz. Öğrencimizde, öğretim üyemizde, üniversitemizde kalite istiyoruz. Kendi içimizde birbirimizle olan mukayese boyutunda değil gerçekten uluslararası boyutta bir kalite, rekabet istiyoruz. Uluslararası alana gittiğimizde alnımız açık, dimdik durup, 'benim a, b, c üniversitem senin üniversiten ile rekabet edebilecek boyuttadır' diyebilmemiz lazım." diye konuştu.
"İlk 100'de olmak zorundayız"
Oktay, her gün parametrelerin değiştiği, risklerin tavan yaptığı bir coğrafyada yaşadıklarına dikkati çekti.
Böyle bir ortamda üniversitelerin daha canlı, duyarlı, toplumsal konulara ve bölgesel konulara ilgi göstermesi gerektiğini anlatan Oktay, sözlerini şöyle sürdürdü:
"En önemli beklentimiz, ilk 100'de üniversite istiyoruz. Biz ilk 100'de olmak zorundayız. Tabii burada bütçe konusu ön plana çıkacaktır. Üniversite, sadece kamudan aldığı bütçe ile yaşayan, sadece onunla bir şeyler üretebilen bir yapı asla değildir ve olmamalıdır. Proje üreten ve bununla ilgili finansman desteği alabilen bir yapı olmalı üniversiteler. Buna ilişkin yasal bir boşluk yok diyebiliyorum. Varsa da biz bunun önünü açarız. Önemli olan ülke sınırlarının ötesinden bunu alabilmek ve ülkeye getirebilmek. Kaynaklar dediğimizde gözümüzü bütçeye dikersek fazla bir şey konuşamayız. Ne kadar muhteşem şeyler konuşsak da geleceğimiz yer sınırlıdır. Bu konuştuğumuzu biz yerel yönetimlerin, illerin kalkınmasıyla ilgili de dile getiriyoruz. Herhangi bir ilin gelişmesi sadece ve sadece o ilin kamudan aldığı pay ile olamaz, mümkün değildir. Kendi kaderinizi kendi elinize almak durumundasınız. Üniversitelerin şehirleriyle bütünleşmeleri, şehrin sorunlarıyla ilgilenmeleri, şehir ve bölgenin kalkınmasına dönük çözümler üretmeleri ufkumuzu açacak ana alanlardan biri olacak."
25 Ocak 2019 Cuma
Mesleki Eğitim İş Birliği Protokolü imzalandı
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, "İş gücü piyasasındaki arz-talep dengesini en iyi şekilde kurup, kabiliyet eksikliklerini gidermek durumundayız. Gençlerimize ve mevcut çalışanlarımızın yetenek setlerini çeşitlendirmeliyiz." dedi
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, "İş gücü piyasasındaki arz-talep dengesini en iyi şekilde kurup, kabiliyet eksikliklerini gidermek durumundayız. Gençlerimize ve mevcut çalışanlarımızın yetenek setlerini çeşitlendirmeliyiz." dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk "Mesleki Eğitim İş Birliği Protokolü" törenine katıldı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, iş gücü piyasasındaki arz-talep dengesini en iyi şekilde kurulup kabiliyet eksikliklerinin giderilmesi, gençlere ve çalışanlara değişen koşullara karşı esneklik kazandırılması ve yetenek setlerinin çeşitlendirilmesi gerektiğini bildirdi.
Mustafa Varank ile Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Milli Eğitim ile Sanayi ve Teknoloji bakanlıkları, İstanbul Sanayi Odası (İSO), İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) arasında Maçka Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde imzalanan "Mesleki Eğitim İş Birliği Protokolü" törenine katıldı.
Protokol, İstanbul'da mesleki ve teknik eğitim veren okullarda eğitim programlarını sektörle birlikte tasarlamayı ve mezunların niteliğini artırarak, iş hayatına hazırlamayı amaçlıyor.
Konuşmasında, önem verdikleri konuların başında, "sanayide ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağının belirlenmesi ve yetiştirilmesi" olduğuna işaret eden Varank, "Küresel ekonomide dijitalleşmenin öncülüğünde ciddi bir dönüşümün içindeyiz. Üretimin kodları değişiyor. Bu değişime ayak uydurmadaki hızımız, işgücümüzün adapte olma kabiliyetiyle doğrudan ilişkili. Burada da mesleki eğitim başta olmak üzere eğitim politikalarının yönlendirici rolü ortaya çıkıyor." diye konuştu.
Varank, eğitim alanındaki çerçevenin, uygulamada da karşılığının bulunmasının kilit bir öneme sahip olduğunu ve başarının çok paydaşlı bir yapının ortak sorunlara ortak çözümler bulmasıyla mümkün hale geldiğini belirterek, imzalanan protokolün, farklı tarafları tek bir amaç doğrultusunda toplaması açısından anlamlı olduğunu söyledi.
Bakan Varank, "İşin eğitim tarafı burada, sanayi tarafı burada, üniversite tarafı burada. Bu birliktelik, genç kardeşlerimizin iş hayatına çok daha hazır bir biçimde atılmasına imkan verecek ve onları daha üretken olmaya teşvik edecek." dedi.
"Meslek liseleri ve üniversite eğitiminin tüm aşamaları beraber ele alınmalı"
İş gücünün sanayinin ihtiyacıyla örtüşmesi için meslek liseleri ve üniversite eğitiminin tüm aşamalarının beraber ele alınması gerektiğine inandıklarını ifade eden Varank, üretim sürecinde mavi ve beyaz yakalılar birbirini ne ölçüde tamamlıyorsa, katma değer ve verimlilik artışlarının o denli yüksek olduğunu belirtti.
Bakan Varank, atılan bazı adımları şöyle sıraladı:
"Milli Eğitim Bakanlığıyla mesleki-teknik eğitimin niteliğini artırmak için '300 OSB’ye 300 Teknik Kolej' işbirliği protokolünü daha önce imzaladık. Protokolle OSB’lerde özel mesleki ve teknik eğitim veren Anadolu liselerinin açılmasını ve eğitim niteliğinin artırılmasını amaçlıyoruz. Bu kapsamda bilişim teknolojileri müfredatı, blok zincir, bulut bilişim, yapay zeka, büyük veri, siber güvenlik ve mobil uygulamalar gibi konularla zenginleştirilerek güncellendi.
Halihazırda OSB'ler içinde 39 teknik kolejde eğitim faaliyeti yürütülüyor. OSB'lerde eğitim veren meslek yüksek okullarına devletimiz öğrenci başına eğitim destekleri veriyor. Bir diğer önemli adım da üniversitelerin mühendislik ve fen bilimleri son sınıfında olan öğrencilerin bir dönemlerinde sanayide işbaşı eğitimi yapmaları imkanı. '7+1' adı verilen bu düzenlemeyle, yeni mezun mühendislerin zaman kaybı olmadan işe başlaması hedeflendi. Bu uygulamadan daha fazla sayıda üniversitemizin faydalanmasını istiyoruz."
Dün, "Sanayi Doktora Programı" kapsamında desteklenmeye hak kazanan projelerin imza töreninde olduğunu hatırlatan Varank, "İlk günden itibaren üretimde yapısal bir dönüşümü gerçekleştirmenin ne denli kritik olduğunu vurguluyoruz. Yapısal dönüşümden kasıt, katma değerli ve teknoloji yoğunluğunun yüksek olduğu bir üretim modeli. 'Milli Teknoloji, Güçlü Sanayi' vizyonumuz tam da bu amaca hizmet ediyor. Vizyonumuz kapsamında yer alan hedeflere varmada, beşeri sermayemizin niteliği en önemli bileşen. Sanayi Doktora Programımız bu farkındalığın bir yansıması." diye konuştu.
Varank, söz konusu projeyle sanayide ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağının, reel sektör ve akademi iş birliğiyle yetişeceğini, sonraki aşamada da istihdamda aktif şekilde yer alacağını dile getirdi.
33 üniversitenin, 77 firmayla yaptığı 120 farklı projeyle sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda 517 doktora öğrencisi yetiştirileceğini bildiren Varank, öğrencilerin mezun olduktan sonra sanayide istihdam edilmesi halinde yüzde 40'la yüzde 60 arasında değişen maaş desteğinin karşılanacağını kaydetti.
"Kamu olarak üzerimize düşeni en iyi şekilde yapmaya hazırız"
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, genç ve dinamik işgücünü en iyi şekilde yetiştirmek ve profesyonel hayata hazırlamanın hem kamunun hem de özel sektörün güçlü ve sürekli iş birliği içinde çalışmasıyla mümkün olduğunu vurguladı.
Bakan Varank, en büyük yatırımın, insana yapılan yatırım olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“İş gücü piyasasındaki arz-talep dengesini en iyi şekilde kurup, kabiliyet eksikliklerini gidermek durumundayız. Gençlerimize ve mevcut çalışanlarımıza değişen koşullara karşı esneklik kazandırabilmeli, yetenek setlerini çeşitlendirmeliyiz. Biz kamu tarafı olarak üzerimize düşeni en iyi şekilde yapmaya hazırız.
Özel sektör paydaşlarımız ve odalarımızın da bu konuda ne kadar hassas ve istekli olduğunu bizzat gördük. İşte imzaladığımız bu protokolle de İstanbul özelinden başlayarak sektörün ihtiyacına yönelik meslek liselerindeki eğitim içeriklerinin güncellenmesi, atölye ve laboratuvarların kurulmasına yönelik somut bir adım atmış oluyoruz."
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, "İş gücü piyasasındaki arz-talep dengesini en iyi şekilde kurup, kabiliyet eksikliklerini gidermek durumundayız. Gençlerimize ve mevcut çalışanlarımızın yetenek setlerini çeşitlendirmeliyiz." dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk "Mesleki Eğitim İş Birliği Protokolü" törenine katıldı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, iş gücü piyasasındaki arz-talep dengesini en iyi şekilde kurulup kabiliyet eksikliklerinin giderilmesi, gençlere ve çalışanlara değişen koşullara karşı esneklik kazandırılması ve yetenek setlerinin çeşitlendirilmesi gerektiğini bildirdi.
Mustafa Varank ile Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Milli Eğitim ile Sanayi ve Teknoloji bakanlıkları, İstanbul Sanayi Odası (İSO), İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) arasında Maçka Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde imzalanan "Mesleki Eğitim İş Birliği Protokolü" törenine katıldı.
Protokol, İstanbul'da mesleki ve teknik eğitim veren okullarda eğitim programlarını sektörle birlikte tasarlamayı ve mezunların niteliğini artırarak, iş hayatına hazırlamayı amaçlıyor.
Konuşmasında, önem verdikleri konuların başında, "sanayide ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağının belirlenmesi ve yetiştirilmesi" olduğuna işaret eden Varank, "Küresel ekonomide dijitalleşmenin öncülüğünde ciddi bir dönüşümün içindeyiz. Üretimin kodları değişiyor. Bu değişime ayak uydurmadaki hızımız, işgücümüzün adapte olma kabiliyetiyle doğrudan ilişkili. Burada da mesleki eğitim başta olmak üzere eğitim politikalarının yönlendirici rolü ortaya çıkıyor." diye konuştu.
Varank, eğitim alanındaki çerçevenin, uygulamada da karşılığının bulunmasının kilit bir öneme sahip olduğunu ve başarının çok paydaşlı bir yapının ortak sorunlara ortak çözümler bulmasıyla mümkün hale geldiğini belirterek, imzalanan protokolün, farklı tarafları tek bir amaç doğrultusunda toplaması açısından anlamlı olduğunu söyledi.
Bakan Varank, "İşin eğitim tarafı burada, sanayi tarafı burada, üniversite tarafı burada. Bu birliktelik, genç kardeşlerimizin iş hayatına çok daha hazır bir biçimde atılmasına imkan verecek ve onları daha üretken olmaya teşvik edecek." dedi.
"Meslek liseleri ve üniversite eğitiminin tüm aşamaları beraber ele alınmalı"
İş gücünün sanayinin ihtiyacıyla örtüşmesi için meslek liseleri ve üniversite eğitiminin tüm aşamalarının beraber ele alınması gerektiğine inandıklarını ifade eden Varank, üretim sürecinde mavi ve beyaz yakalılar birbirini ne ölçüde tamamlıyorsa, katma değer ve verimlilik artışlarının o denli yüksek olduğunu belirtti.
Bakan Varank, atılan bazı adımları şöyle sıraladı:
"Milli Eğitim Bakanlığıyla mesleki-teknik eğitimin niteliğini artırmak için '300 OSB’ye 300 Teknik Kolej' işbirliği protokolünü daha önce imzaladık. Protokolle OSB’lerde özel mesleki ve teknik eğitim veren Anadolu liselerinin açılmasını ve eğitim niteliğinin artırılmasını amaçlıyoruz. Bu kapsamda bilişim teknolojileri müfredatı, blok zincir, bulut bilişim, yapay zeka, büyük veri, siber güvenlik ve mobil uygulamalar gibi konularla zenginleştirilerek güncellendi.
Halihazırda OSB'ler içinde 39 teknik kolejde eğitim faaliyeti yürütülüyor. OSB'lerde eğitim veren meslek yüksek okullarına devletimiz öğrenci başına eğitim destekleri veriyor. Bir diğer önemli adım da üniversitelerin mühendislik ve fen bilimleri son sınıfında olan öğrencilerin bir dönemlerinde sanayide işbaşı eğitimi yapmaları imkanı. '7+1' adı verilen bu düzenlemeyle, yeni mezun mühendislerin zaman kaybı olmadan işe başlaması hedeflendi. Bu uygulamadan daha fazla sayıda üniversitemizin faydalanmasını istiyoruz."
Dün, "Sanayi Doktora Programı" kapsamında desteklenmeye hak kazanan projelerin imza töreninde olduğunu hatırlatan Varank, "İlk günden itibaren üretimde yapısal bir dönüşümü gerçekleştirmenin ne denli kritik olduğunu vurguluyoruz. Yapısal dönüşümden kasıt, katma değerli ve teknoloji yoğunluğunun yüksek olduğu bir üretim modeli. 'Milli Teknoloji, Güçlü Sanayi' vizyonumuz tam da bu amaca hizmet ediyor. Vizyonumuz kapsamında yer alan hedeflere varmada, beşeri sermayemizin niteliği en önemli bileşen. Sanayi Doktora Programımız bu farkındalığın bir yansıması." diye konuştu.
Varank, söz konusu projeyle sanayide ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağının, reel sektör ve akademi iş birliğiyle yetişeceğini, sonraki aşamada da istihdamda aktif şekilde yer alacağını dile getirdi.
33 üniversitenin, 77 firmayla yaptığı 120 farklı projeyle sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda 517 doktora öğrencisi yetiştirileceğini bildiren Varank, öğrencilerin mezun olduktan sonra sanayide istihdam edilmesi halinde yüzde 40'la yüzde 60 arasında değişen maaş desteğinin karşılanacağını kaydetti.
"Kamu olarak üzerimize düşeni en iyi şekilde yapmaya hazırız"
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, genç ve dinamik işgücünü en iyi şekilde yetiştirmek ve profesyonel hayata hazırlamanın hem kamunun hem de özel sektörün güçlü ve sürekli iş birliği içinde çalışmasıyla mümkün olduğunu vurguladı.
Bakan Varank, en büyük yatırımın, insana yapılan yatırım olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“İş gücü piyasasındaki arz-talep dengesini en iyi şekilde kurup, kabiliyet eksikliklerini gidermek durumundayız. Gençlerimize ve mevcut çalışanlarımıza değişen koşullara karşı esneklik kazandırabilmeli, yetenek setlerini çeşitlendirmeliyiz. Biz kamu tarafı olarak üzerimize düşeni en iyi şekilde yapmaya hazırız.
Özel sektör paydaşlarımız ve odalarımızın da bu konuda ne kadar hassas ve istekli olduğunu bizzat gördük. İşte imzaladığımız bu protokolle de İstanbul özelinden başlayarak sektörün ihtiyacına yönelik meslek liselerindeki eğitim içeriklerinin güncellenmesi, atölye ve laboratuvarların kurulmasına yönelik somut bir adım atmış oluyoruz."
14 Ocak 2019 Pazartesi
KPSS sınav tarihleri belli oldu!
ÖSYM 2019 sınav takviminde KPSS başvuru, sınav tarihi, sınav sonuç tarihini yayımladı.
İşte 2019 KPSS başvuru, sınav tarihi, sınav sonuç tarihleri...
2019-KPSS A Grubu ve Öğretmenlik (GENEL YETENEK-GENEL KÜLTÜR,EĞİTİM BİLİMLERİ) Sınav başvuru tarihleri: 3 - 15 Mayıs 2019 Sınav tarihi: 14 Temmuz 2019 Sınavın sonuç tarihi: 29 Ağustos 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı 2019-KPSS A Grubu ve Öğretmenlik (ALAN BİLGİSİ) 1. gün Sınav başvuru tarihi: 3 - 15 Mayıs 2019 Sınav tarihi: 20 Temmuz 2019 Sınav sonuç tarihi: 29 Ağustos 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı 2019-KPSS A Grubu ve Öğretmenlik (ALAN BİLGİSİ) 2. gün Sınav başvuru tarihi: 3 - 15 Mayıs 2019 Sınav tarihi: 21 Temmuz 2019 Sınav sonuç tarihi: 29 Ağustos 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı 2019-KPSS Öğretmenlik Alan Bilgisi (ÖABT) Sınav başvuru tarihi: 3 - 15 Mayıs 2019 Sınav tarihi: 28 Temmuz 2019 Sınav sonuç tarihi: 29 Ağustos 2019.
İşte 2019 KPSS başvuru, sınav tarihi, sınav sonuç tarihleri...
2019-KPSS A Grubu ve Öğretmenlik (GENEL YETENEK-GENEL KÜLTÜR,EĞİTİM BİLİMLERİ) Sınav başvuru tarihleri: 3 - 15 Mayıs 2019 Sınav tarihi: 14 Temmuz 2019 Sınavın sonuç tarihi: 29 Ağustos 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı 2019-KPSS A Grubu ve Öğretmenlik (ALAN BİLGİSİ) 1. gün Sınav başvuru tarihi: 3 - 15 Mayıs 2019 Sınav tarihi: 20 Temmuz 2019 Sınav sonuç tarihi: 29 Ağustos 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı 2019-KPSS A Grubu ve Öğretmenlik (ALAN BİLGİSİ) 2. gün Sınav başvuru tarihi: 3 - 15 Mayıs 2019 Sınav tarihi: 21 Temmuz 2019 Sınav sonuç tarihi: 29 Ağustos 2019 Kamu Personel Seçme Sınavı 2019-KPSS Öğretmenlik Alan Bilgisi (ÖABT) Sınav başvuru tarihi: 3 - 15 Mayıs 2019 Sınav tarihi: 28 Temmuz 2019 Sınav sonuç tarihi: 29 Ağustos 2019.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
